http://www.vaneliler.net/imagegalleries/imagegallery375/images/3724.jpg

 

YEGENIM GOKHAN KATAR;IN NISAN GÜNÜNDEN BIR FOTOGRAF

ALLAH ASKINA BU KASETI DINLEMEDEN GECMEYIN.

Timurtaş Uçar - Allah Kanun Koyandır

HZ. OMER.LÜTFEN IZLEMEDEN GECMEYIN.

sabankatar" 

            Hz.Omer-2-                                                      Hz.OMER--1-
 
Timurtas2/2
Timurtas2/2
Timurtas

 

VAH FILISTINIM VAH:(Saban.K.)

 VAH FILISTINIM VAH

Saygi deger Ziyaretcilerim,7 gündür tum muslumanlar televizyonda bir yahudi vahseti izlemektededir.Katil Amerika yandasi olan israil,ordusuyla beraber Filistini tarihten silmek istiyor.Peki katil israil yapmak istiyorda,araplar bu meseleye nasil bakiyorlar,asil sorulmasi gereken soru budur.Mesela arap dunyasinda bir beraberlik varmidir,malisef yoktur,Filistin icinde El Fetihle hamas orgutu,iki ay önce birbirlerine silah cekmislerdir,tabiki suclu El Fetih orgutudur,cunku filistinde secime gidilmistir,secimleri hamas kazanmistir,El fetih bunu sinesine cekememis,hamasa karsi dusmanlik yapmaya baslamistir.Anlicaginiz Filistinde iki baslilik bas göstermistir,Bu olaylar böyle devam ederken,bunu iyi bir firsat bilen Israil ordusu,Tankiyla tüfegiyle ucak savarlariyla,Gazzeyi yogun bombardimana tutmustur.
           Hamas teslim olmiyacagiz,sonuna kadar direnecegiz diyor ama,elindeki silahlar cok kisitli.Nereye kadar direnebilir bilemiyoruz,Allah yardimini daim eder insanlah.
       El aksayla beraber hamas ortak bir hareket etselerdi,Arap ülkelerinden yardim almalari muhtemeldi.Misir hukumeti,Filistine ihanet etmistir.Filistine gelen ilac ve saire gidalari bile iceri sokmuyor.Bu durumu nasil izah edeyim inanin bilemiyorum,Anlayin artik kardes kardese yardim kapilarini kapatmistir.Sizin anliyacaginiz,mason husnu mubarak kendi kardeslerine ihanet etmistir.
     Bu arada aklima bir hadisi serif geldi,peygamberimiz söyle demektedir.(Bir muslumanin basina bir musibet isabet ederse,diger dunya devletlerindeki muslumanlar ayni aciyi hissetmezse,imani kamil degildir.)Yani sizin anlicaginiz hakiki manada musluman degildir diyor,peki Filistin agir sartlar altinda bir savasla karsi karsiya kalmistir,musluman olarak bu kardeslerimize yardim etmesek,biz nasil musluman sayilabiliriz,bunu iyi dusunun muslumanlar.filistinde her saniyede onlarca insan sehitlik mertebesine ulasiyor,onlar canlarini kalbin sahibine teslim ederken,sen musluman olarak hic bir sey yapmiyacaksin oylemi,iste burda yaniliyorsunuz.
        Allah belalarini versin demek bence yeterli degildir,Allah oyle demiyor,bu bir savas oldugu icin,bizede görev dusmektedir,kimisi yazisiyla kimisi parasiyla gerekirse kimisi canini vererek bu savasa katilmak zorundadir.Muslumanlik bunu gerektirir.
     Sevgili peygamberimiz bir hadisi serifte soyle buyurmaktadir.(Sahabenin basina gelenler sizin basiniza gelmeden, cennete gireceginizimi saniyorsunuz.)Muslumanlar kendinizi aldatmayin,cennet oyle kolay kazanilacak bir yer degil bilesiniz.Gerekirse canini vereceksin diyor Allahin rasulu,peki bunu baska ne turlu yoruma tabi tutabiliriz.onuda siz dusunun.
      Ben 4 gundur para toplamak istiyorum,3 günde 120 yuro toplayabildim,oysa burda cok musluman var,ama bu kadarinada sukurler olsun,Nuh peygamber 950 sene peygamberlik yapti,bir rivayete göre 8 kisi, ikinci rivayete göre 18 kisi,ucuncu rivayete göre 80 kisiyi musluman yapabilmistir,kendi öz cocuguda kafir olarak cehenneme gitmistir.Nuh peygamber 950 senede 80 musluman etmisse bizimde 120 euro,toplamamiz iyi sayilir,kimse para vermek  istemiyor,Allah bildigi gibi yapsin diyorlar,bu bence cok yanlistir,Allah sonumuzu hayir eder insanlah.
     Burada sizlere yasanan Bir olayi anlatmak istiyorum.Hocanin bir tanesi vaazdan önce bir ayet okuyor,ama makamli okuyor.Cemattan bir Haci baba cok agliyor,oyle agliyorki sakallari islanir hale geliyor,Bu olay Hocanin dikkatini cekiyor,o haci babayi odasina davet ediyor,Hoca efendi az once ben kuran okurken dikkat ettim sen cok agladin,o ayette Allah ne diyordu biliyormusun,haci efendi yok bilmiyorum dedi,o ayette allah Faizin her cesidi haram edilmistir,yani haramdir diyordu,bumu seni cok duygulandirdi,yok hocam dedi,bu zamanda faiz haram olabilirmi dedi.Bunu hoca olarak cemaata anlatirsaniz cemaat camiye dusman olur dedi,az önce aglayan haci baba ayetin manasini ogrenince camiden cikmaya calisti,Böyle ayette olsa ben inanmam dedi,yani anlicaginiz haci baba dinden cikmis oldu,boyle hadiseler oluyor muslumanlar,cok dikkat etmek lazim.Ehli sunnetten ayrilmamak lazim,Sevgili peygamberimiz bir hadisi serifte ,benim ummetim 73 firkaya ayrilacak,bunlarin icinden kurtulan tek bir firka olacak,oda ehli sunnet vel cemaattir. demistir,Muslumanlar dikkat etmezse ,bu 73,un icine girebilir,uyanik olun diyorum,her hocayi dinlemeyin.
      Bazi kardeslerimiz muslumanlar bu filistin meselesini cozemez diyorlar,ancak isa peygamber gelene kadar bu isler devam eder diyorlar,bende onlara diyorumki,peki isa peygamber gelene kadar her gün sehitmi verecegiz,yazik degilmi bu insanlara,bu cocuklara,senin musluman olarak vicdanin hicmi sizlamiyor,sen ne bicim muslumansin.Bazilarida diyor,bunlar iyi insan olsalardi,Allah bunlara yardim ederdi,Tarihte bunlarin ornekleri var diyorlar,varmasina varda Biz sahabe degiliz kardesim,her seyin bir zamani var,sen elinden geleni yap,Allahta elbetteki yardimini yapacaktir.
     Segili kardeslerim,Allah bizi bu dunyada bir imtihana tabi tutmustur,Bugun filistinli kardeslerimize sahip cikamiyorsak,bunun zararini bilesinizki biz görecegiz.Yoksa Allahin dinini kimse bitiremez,bu mumkun degildir,cunku,Allah ne diyor(Kurani biz indirdik,kiyamete kadar koruyucusu biziz):Hz.Kuran koruma altindadir bunda supheniz olmasin,yoksa 1500 senede kuran kaybolur giderdi,bize kadar bir kelimesi degismeden gelmisse,Allahin korumasi altinda oldugu icindir,bunu iyi bilin.
     Muslumanlar sunu iyi bilmeliki,biz islama sahip cikamazsak,mevlam isterse bizi yok eder,bizim yerimize islama sahip cikan bir kavimde yaratabilir,olmaz demeyin Tarihte bunun ornekleri coktur,Nuh kavmine bakin,Lut kavmine bakin,daha nice kavimler boylece helak olmuslardir.Benim nacizane tavsiyem,Allah belalarini verir diye beklemiyelim,elimizden ne geliyorsa yapmaya calisalim.Bu konuda en guvenilir kaynak--ihh-dir,ziraat bankasina gidin havale parasi bile odemeden paraniz filistinlilere ekmek parasi olarak ulasacaktir,hic kuskunuz olmasin.Allah askina bunu yapin.Sizin sofranizda her gun yedi cesit yemek varken,7 gündür kuru ekmekle gecinen kardeslerimizi dusunun,gunun birinde sizde bizde bu duruma düsebiliriz unutmayin.....?
        Burada size bir olay daha anlatmak istiyorum,ama hangi kavim zamaninda yasandigini bilemiyorum.Bir kavim vardi,Allaha isyan etmekte idiler .Hasa yuce Allahi tanimiyorlardi,bu kavmin arasinda bir alim vardi,gece gündüz ibadetle mesgüldü.Allah cebrail Aleyhisselami cagirdi,git su beni tanimayan kavmi yerle bir edeceksin dedi.Cebrail verilen görevi yerine getirmek icin indiginde,bunlarin arasinda gece gunduz Allaha ibadet eden o kisiyi gördü,tekrar mevlama gidip ya Rabbi bu kavim icinde seni zikreden bir alim var,peki o ne olacak,Simdi mevlamin cevabina iyi bakin.
       Ey Cebrail,bilakis göreve baslarken,helak etmeye baslarken, o kulumdan baslayacaksin,cunku,o kavim bana kufrederken,o sadece namaz kilmakla mesgul oluyordu,kili bile kipirdamiyordu,o sadece namaz kilmakla cennete girecegini zannetmisti,oysa o cehennemde cezalanacaktir.
          Simdi bunu ben niye yazdim,Filistinde insanlar sehit edilirken,bize bir sey olmuyorsa,bilesinizki, bu alimden hic bir farkimiz yoktur.Basimizin altinda kus yastigi,yatagimiz ortopedik, en kaliteli yatakta yatiyoruz,cennetinde bas adayiyiz,bunu bu sekilde dusunenler,simdi yazacagimi iyi okusunlar.
     Bir gün Hz Omer peygamberimizi ziyarete gelmisti,Yatagin icindeki otlar peygamberimizin adeta vucuduna bir resim gibi cikmisti,bu durumu gören Hz.Omer cok üzülmüstü,Ya Rasulellah nedir bu durum,Senki alemlere gönderilmis hak peygambersin,Ey habibim seni yaratmasaydim,vallahi kainati yaratmayacaktim,denilen zatsin,seni böyle görünce cok üzülüyörüm  dedi.Peki peygamberimiz ona nasil cevap verdi.(Üzülme ya omer bu dunya gecicidir,Yuce Allah bize cenneti vermistir,o bize yetmezmi.
     Bugun araplar zenginmi zengin ,kus yastiklarinda yatiyorlar,Ama amerikaya usaklik yapiyorlar.Ne tanklari var, ne fuzeleri var,ufak bir devlet olan Katil israille bas edemiyorlar.Yaziklar olsun baska ne diyelim.Filistinki Hz Omerin savasla kazandigi bir mubarek sehirdir.cok mukaddestir,Mescidi aksa,Muslumanlarin ilk kiblesiydi.Muslumanlarin tepkisi bu kadar basitmi olmaliydi,Sadece yuruyus yapmakla neyi cözebiliriz.Cihat sarttir muslumanlar,gerekirse canini bile vermeye hazir olacaksin,yoksa siz bedavadan cennetmi istiyorsunuz,Bu bir hayal olur yazik olur size.
    Saban katarin ici yaniyor ama, yapacagimiz seyler malisef kisitli.Allah bize hakiki manada musluman olmayi nasip eder insanlah.Bazi arkadaslar bu isi cozse cozse iran cozer diyorlar,ama onlarin sahabe dusmani olduklarini bilmiyorlar,kardeslerim,iran sii mezhebindedir,Onlar 10 bin sahabeye kafir diyorlar,Hz.ebubekiri,Hz.omeri,Hz.osmani dusman olarak görüyorlar.Daha soyleyeyimmi, Benim Peygamberimin temiz zevcesi olan Hz Ayise anama kötü kadin diyorlar,sen bunlara muslumanmi diyorsun,eger diyorsan ben senin muslumanligindan suphe ederim.Allah hepimize hepinize suur acikligi verir insanlah.
   Birde su bilinmeliki,Filistindeki Hamas orgutu,Temiz muslumanlardan olusmaktadir,Ehli sunnet vel cemaat,yani dogru yoldadirlar,Allah askina bu kardeslerimize araplar sahip cikmadi bari biz cikalim,cunku biz Osmanli imparatorlugunun devamiyiz.osmanli imparatorlugu zamaninda bunlarla beraber yasiyorduk,bunlar bizim kardeslerimizdir.
       Cenabi Allah soyle diyor,siz Allah yolunda verdiginiz paralarla bilesiniz rizkinizda bir eksilme olmaz,bilakis artar.bunuda unutmayin.
     Bu arada araplari siddetle kinarken,Sayin Tayyip erdogan, Basbakanimizi ,gösterdigi aktiv politikadan dolayi kutlamak istiyorum.Elinden geleni yapmistir,Allah kendisinden razi olsun,hala yapmayada devam etmektedir,Gecen hafta arap devletlerinin disisleri bakanlari toplandi,biz bu isi cozemeyiz,Birlesmis milletler cozmesi lazim dediler,bunlari lanetle tekrar kiniyorum,yahu Allah demiyormu,(Siz onlarin dinine girmediginiz takdirde ,onlardan size dost olmaz.)BU ayetidemi bilmiyorlar,Allah sizi daha beter eder insanlah.
            Birlesmis milletler bir hiristiyan toplulugudur,sen bunlardan olumlu bir karar nasil beklersin,ben bunlari duyunca inanin kahroluyorum.Hamas bence buyuk bir tuzagin icine dusmustur,en buyuk darbeyi,arap halkindan yemistir.Allah yar ve yardimcilari olsun.
          Saban katar derki,Yarabbi gunahlarimiz coktur ama senden baska gidecegimiz yerde yoktur,gunahlarimiz yüzünden bizleri helak eyleme,Ne kadar kötü olsak,senin cok sevdigin peygamberinin ummetiyiz,onun yüzü suyu hürmetine,Filistinde musluman kardeslerimizi yenilgiye ugratma.Bu savastan yuzumuz ak,Mescidi aksaya yakisir bir sekilde cikmamizi nasip eyle,Sen istersen KAHHAR isminle onlari yerle bir edebilirsin,yarabbi guc onlarin elindedir,ama sen istersen gizli görünmeyen guclerinle onlari yenebilirsin.Yediler kirklar hurmetine ,bizleri  mahcup etme,Muslumanlara zafer nasip eyle.AMIN:SABAN KATAR-5-1-2009

 

1/13/2009
YAVUZ KATAR


SON PADISAHLARDAN ABDULHAMIT HZ:LERINI OKUMADAN GECMEYIN

 II. ABDULHAMID HAN

Osmanli pâdisâhlarinin otuzdördüncüsü, Islâm halîfelerinin doksandokuzuncusudur. Sultan Abdülmecîd'in ikinci oglu olup 1842'de dünyâya gelmistir.

Genç yasta dînî ve fennî ilimleri mükemmel bir sekilde ikmâl etti. Sâzeliyye tarîkati seyhi Mehmed Zâfir Efendi ve Kâdiriyye tarîkati seyhi Ebu'l-hüdâ Efendi'den feyz alarak zâhirdeki dirâyetini, mânevî bir kemâl ile de tâçlandirmistir.

Daha genç yasta zekâsi ve siyâsî kâbiliyetleriyle temâyüz etmis bulundugundan amcasi Sultân Abdülazîz Han, Misir ve Avrupa seyâhatlerinde O'nu da yaninda götürmüstü.

 

Çok nâzik idi. Herkesin gönlünü almasini bilirdi. Fevkalâde bir zekâ ve hâfizaya sâhibdi. Bir defa gördügü veya sesini isittigi kisiyi aslâ unutmadigina dâir kaynaklarda sayisiz misâller vardir. Alman birligini kurmus olan Prens Bismark rivâyete nazaran:

 

"Dünyâda yüz gram akil varsa, bunun doksan grami Abdülhamîd Han'da, bes grami bende, kalan bes grami da diger dünyâ siyâsîlerindedir..." demistir.

O'nun en büyük talihsizligi, devleti çok kötü sartlar altinda eline almis olmasidir. Buna ragmen hiç yilmadan, bikmadan müthis bir zekâ, sabir ve büyük bir mahâretle devleti, otuzüç sene ciddî bir kayba ugratmadan idâre etmistir.

Sultân Abdülazîz merhûm gibi büyük masraflari ve dis borçlanmayi mûcib olan harpçi bir siyâset takibi yerine, gelisen sanayî hareketleri dolayisiyla batida temâyüz etmis bulunan iki devleti karsi karsiya getirmek ve onlarin menfaat çatismalarini tahrîk ederek ülkeyi -âdetâ- bir sirat köprüsü üzerinde yürütmek, O'nun siyâsetinin temel esasi olmustur.

Bu sulhçu siyâsetin neticesinde yeni askerî yatirimlarin masrafindan kat'an nazar dis borçlarin 300 milyon altindan, 30 milyona indirilmesi saglanmistir. Abdülhamîd'in Almanlar'i Ingiliz siyâsî emellerine karsi mâhirâne bir sûrette kullanmasinin çok çesitli ve parlak tezâhürleri vardir. Medîne demiryolu imtiyâzinin Almanlar'a verilmesi ve stratejik bir mevkî olan Akabe'nin onlarin yardimiyla Ingilizler'den kurtarilmasi, bunun târihte en tipik bir misâlidir.

 

Abdülhamîd Han, 93 Harbi felâketinden aldigi dersle gayr-i mütecânis ve devleti parçalamaya sürükleyebilecek cereyanlarin müsâhede edildigi Meclis-i Mebûsân'i böyle bir felâkete mânî olabilmek için 1878'de süresiz olarak kapatmistir.

Mithat Pasa ve avanesinin sebep oldugu 93 Harbi felâketinin neticesinde Rumeli'de kaybedilen topraklardan pek çok müslüman ahâli, muhâcir olarak Istanbul'a gelmis bulunuyordu. Bunlarin magdûriyetlerini istismâr ederek toplayabildigi bir kisim issiz-güçsüz takimiyla Çiragan Sarayi'na yürüyen Ali Suâvî, Sultân Abdülhamîd'i devirerek, bu sarayda mahbus bulunan V. Murad'i tekrar tahta geçirmeye tesebbüs etti. Sultan V. Murad, mason Mithat Pasa ve avanesi tarafindan tâ sehzadeliginden beri hususî bir sûrette yetistirilmisti. O da, akil hocasi Mithat Pasa gibi otuzüç dereceden bir masondu. Fakat hiç süphesiz bu teskîlata onun gerçek hüviyetini bilmeden girmisti. Bununla beraber serîrler, kendisi pâdisâh olsa menfûr emellerine daha kolay ulasacaklarini düsünüyorlardi. Ali Suâvî ise, Sulltan Abdülhamîd Han tarafindan Galatasaray Lisesi müdürlügünden bozuk siyâsî düsünceleri sebebiyle azledilmis bulunmanin igbirâri (gücenikliligi) ile haraket ediyordu. Gerçekten de Ali Suâvî, yavas yavas yahûdî siyâsî emellerinin hâkim olmasiyla Osmanli aleyhtarligina meyleden Ingiliz siyâsetinin kör bir âleti durumundaydi.

Besiktas muhâfizi yedi-sekiz Hasan Pasa'nin kafasina indirdigi bir sopa ile Ali Suâvî'nin can vermesi bu ihtilâl tesebbüsünün akîm kalmasini saglamistir. Ancak Sultân Abdülhamîd, bu ve benzerî vak'alar dolayisiyle mâruz bulundugu büyük tehlikeyi kavramis, devrinin sözde münevverlerinin hamâkat ve ihânetlerine ilâveten rum, ermeni ve yahûdîlerin kaynattiklari fitne kazani sebebiyle muârizlarinin "istibdâd" diye adlandirageldikleri siki bir dâhilî siyâset tâkibine mecbûr kalmistir.

 

Abdülhamîd Han, bu karisik iç bünyeye ragmen halkin huzûru ve ülkenin selâmetini saglayabilmek için bugünkü modern devletlere bile örnek olabilecek derecede sumüllü bir istihbarat teskilati kurmustur. Bu teskilâtta kendisine karsi bombali bir suikasti gerçeklestirmis bulunan ermeni asilli Jorris'i dahi bir istihbârât elemani olarak kullanmasi, sâyân-i dikkattir. Hattâ Ingilizler'in Madrit büyükelçileri vefât ettiginde, onun açilan çelik kasalarinda Sultân Abdülhamîd'le muhâbere hâlinde bulunduguna dâir vesâikin ortaya çikmasi, Ingilizler'i bu istihbârâtin kuvvet ve sumülü hakkinda dehsete sevketmistir. Kendisi tahttan indirildikten sonra azili muhâlifleri tarafindan Çiragan Sarayi'nin yakilmis bulunmasi da, O'nun bu müthis istihbârât teskilâti ile alâkalidir. Zîrâ bu sarayin bodrum katlari, lebâleb Sultân Abdülhamîd'e verilmis jurnallerle doluydu ve hiç süphesiz ki saray, onlari yok etmek için yakilmisti. Çünkü bu jurnaller, Ittihat ve Terakkî'nin ileri gelenlerini birbirine düsürecek mâhiyetteydi. Sathî bir nazarla bakildiginda, bunlarin birbirleri aleyhine Sultân Abdülhamîd Han'a jurnallik ettikleri ortaya çikmaktadir.

Bu jurnal keyfiyeti dolayisiyle de Sultân Abdülhamîd, muârizlari tarafindan haksiz ve çirkin bir sûrette itham edilegelmistir. Gûyâ ulu orta verilmis saçma-sapan jurnallere istinâden birçok insani sürgüne gönderdigi pek çok yazilip söylenmistir. Bu hususdaki gerçegin lâyikiyle kavranabilmesi ve merhûmun dirâyet, liyâkat ve hassasiyyetinin anlasilabilmesi için bir tek misâl zikredelim:

Birgün yüksek seviyede bir me'mûrun Çiragan Sarayi önünden geçerken gûyâ:

 

"–Âh Sultân Murâd Efendimiz!.. Sen basimizda olsaydin, böyle mi olurdu?!."

 

meâlinde bir söz söylemis oldugu yolunda bir jurnal alinmis ve bundan dolayi da o me'mûrun Fizan'a sürgün edilmesi hususunda irâde-i seniyye sâdir olmustu. Buna îtiraz eden Sadrazam Saîd Pasa:

"–Efendimiz, bu ne hâldir, anlayamiyorum?!. Bu me'mûrun takriben alti ay önce ihtilâs (rüsvet) cürmü sâbit oldugu halde onu afvetmistiniz.. Simdi ise, enti-püften bir jurnale istinâden onu sürgüne gönderiyorsunuz?!." demesi üzerine, o koca Sultân Sadrazam'a su cevâbi vermistir:

 

"–Hayir Pasa Hazretleri, ben onu bu jurnalden dolayi sürgüne göndermiyorum! Asil sebep, o zikrettiginiz ihtilâs cürmüdür. Esâsen bu jurnali de kasden kendim verdirttim. Lâkin onu, alti ay evvel böyle bir tertibe bas vurmadan cezâlandirsaydim, yalniz kendisini degil, çoluk-çocuk ve akrabâlarini da cezâlandirmis olurdum. Onlar da es ve dostlarina karsi mahcûb olurlardi. Simdi ise, bu adami gûyâ benim istibdâdima karsi çikmis bir insan sifatiyla kahraman telâkkî edecekler. Böyle olmasini tercih ettim!.."

 

Bu öyle bir hâdisedir ki, O'nun devri için sürüp gelen hakli-haksiz tenkîdlerin degerlendirilmesinde bize büyük bir isik tutar.

 

 

Sultân Abdülhamîd'in kalbî rikkatini kavramaya yarayacak bir hâdise de sudur:

 

 

Sultan Abdülazîz'in sehîd edilmesinden bes sene geçmesine ragmen halk, bu menfûr hâdiseyi unutmamisti. Kâtillerin yakalanip cezâlandirilmasini istiyordu. Bu umûmî arzu üzerine Yildiz'da hususî bir mahkeme kuruldu. Bu mahkemede Mithat Pasa, Hüseyin Avni Pasa ve daha bazilarinin Abdülazîz Han'in kâtili olduklari sâbit oldu. Mahkeme bunlar hakkinda îdam cezâsi verdi. Ayrica Plevne kahramani Gâzî Osman Pasa ve Ahmed Cevdet Pasa gibi sahsiyetlerin dâhil oldugu kirk kisilik mûteber bir hey'ete de bu karar bir kere daha tedkîk ettirildi. Onlar da, müttefikan karâri isâbetli gördüklerini beyân ettiler. Buna ragmen Sultân Abdülhamîd Han, îdâm cezâlarini sürgüne tahvîl etti. Fazladan olarak da suçunu îtiraf etmis bulunan Mithat Pasa'nin cebine sürgüne giderken 800 altin harçlik koydu. Insan, hâdiselerin içyüzüne vâkif olunca, bu büyük merhametli pâdisâha karsi dil uzatanlari aslâ afvedip hos göremez!..

 

Sultân Abdülhamîd Han'in Dünyâ çapinda ithâmina vesîle olan sebeplerden biri de, devrinde basgösteren ermeni mes'lesidir. Ermeniler, ülkemizde yasayan gayr-i müslim teb'a arasinda bizim örf ve âdetlerimizi benimsemek yönünden müstesnâ bir durumda idiler. Asirlarca "teb'a-i sâdika" olarak yâdedilmislerdi. Fakat günün birinde kendilerini kullanarak siyâsî emellerine ulasmak isteyen Ruslar'in propagandalarina muhâtab olarak sadâkatten ayrildilar. Ilk önce Rus tahrikiyla baslayan ermeni kipirdanislari, sonradan bütün hiristiyan bati devletlerinin alâkasini celbetmis ve onlar da bu ihtilâfa dâhil olmuslardir.

Bu maksadla ermenileri silâhlandiran Ruslar'in faâliyetini ve bunun nihâî gâyesini görmekte gecikmeyen dâhî Sultân Abdülhamîd Han, ermenileri toplu olduklari bölgelerden saga sola cebrî bir sûrette göç ettirmek gibi bir tedbire bas vurmustur. Fakat bu kadar mâsumâne bir hareket, yahûdî destegi ile de beslenerek onun aleyhinde beynelmilel bir propaganda tezgahlanmasini intâc etmistir. Neticede kendisine Viyana'da îmâl edilerek gönderilmis bir kupa arabasina îmâlât esnasinda uzun bir zamana ayarlanmis saatli bir bomba yerlestirilmis ve bu bomba, kendisinin seyhulislâm ile Cum'a namazi hitâminda mûtâd hârici üç-bes dakika ayaküstü konusmasi sebebiyle o daha arabaya binmeden Yildiz Câmî-i Serîfi önünde infilâk etmis, asker, sivil bir çok insan ölmüs ve yaralanmistir. Herkesin telâsa kapildigi o hengâmede Sultân Abdülhamîd Han, sükûnetini muhâfaza ederek:

 

"Korkmayin, korkmayin!.."

 

diye bagirmis ve arabanin seyis mahalline oturarak ecnebî sefirlerin alkislari arasinda atlari kirbaçlayip sarayina avdet etmistir.

Devrinin sözde münevverlerinin gafletine bakiniz ki, Belçikali ermeni Jorris'in tertibi eseri olan bu suikati alkislayanlar görülmüstür. Hattâ zamanin gözde sâiri Tevfik Fikret, bu hâdiseyi anlatan 'bir anlik gecikme' anlamindaki "Bir Lahza-i Teaahur" isimli siirinde suikastçiyi 'sanli avci' diyerek tebcil etmekte ve suikasdin muvaffakiyetsizlikle neticelenmesinden dogan teessürlerini terennüm etmekteydi. Buna ragmen Sultân Abdülhamîd'in kendisine karsi en küçük bir mukâbelesini tarihler kaydetmemektedir.

 

Sultân Abdülhamîd devrinin gâilelerinden biri de o siralarda filizlenmeye baslayan yahûdî mes'lesidir. 1982 yilinda Isviçre'nin Bazel sehrinde 'ilk siyonist kongresini' toplamis olan Teodor Hertzel, daha önce yazdigi "Yahûdî Devleti" isimli kitâbiyla dünyâ yahûdîlerinin Filistin'de yeniden toplanmalari gerektigi yolunda tesebbüse geçmis ve bu gâye için o gün dünyânin en büyük zengini olan yahûdî Roçilt âilesinin destegini saglamisti. Onun namina iki kere Türkiye'ye gelen ve yahûdîlerin Filistin'e avdet edip orada ikâmet eylemeleri mukâbilinde Osmanli Devleti'nin dis borçlarini ödemek teklifini Roçilt namina Sultân Abdülhamîd'e arzetmis olan Hertzel'in, O'nun çelik gibi sert irâdesine çarparak redde mahkûm olmasi sebebiyle, yahûdîler tarafindan bütün dünyâda o büyük hükümdar için bir karalama kampanyasi baslatilmistir.

Bu kampanya sebebiyledir ki, otuzüç senelik saltanati boyunca hiç kimsenin burnunu kanatmamis, ancak ana ve babasini öldürmüs olan bir cânî disinda normal mahkemelerce verilen îdâm cezâlarini bile tenfiz ettirmemis, kendisine suikast yapan bir haremagasini ve hattâ ermeni Jorris'i dahî afvetmis bulunan Sultân Abdülhamîd Han için haksiz ve mesnedsiz bir sûrette 'kizil sultan' lakabi, meshur ve harciâlem bir hâle getirilmistir. Hayfâ ki, yahûdîlerin îcâd edip ermenilere armagan ettikleri bu iftirâ, böyle ecnebî kimselerden ziyâde vatanin o gün bugündür bir çok talihsiz Türk asilli nesilleri arasinda da revaç bulmustur.

Filistin'e göç edip yerlesmek gibi ilk nazarda mâsumâne görünen arzularinin Sultân Abdülhamîd tarafindan mutlak bir sûrette redde mahkûm oldugunu gören yahûdîler, o mübârek sahsiyeti bertaraf etmedikçe emellerine ulasamayacaklarini anlamakta gecikmediler. Bundan dolayidir ki, önce Istanbul'da ve sonra da yahûdî muhiti Selânik'te temerküz eden Ittihat ve Terakkî cemiyetini kurdurarak vatanin bir kisim bedbaht evlâdlarini bir propaganda sisinde bogdular.

Tehlikeyi gören Sultân Abdülhamîd, yahûdîlerin Filistin'de toprak satin almalarini yasakladigi gibi, onlarin bu emellerine muvâzaa yoluyla ulasmalarini engellemek için de, her arâzîsini satmak isteyenin yerini sahsî parasiyla satin alarak "emlâk-i sâhâne" hâline getirmistir. Filistin Çiflikât-i Sâhânesi böylece vücûda gelmistir. Sultan Abdülhamîd bunlara ilâveten oradaki müslüman nüfûsu da artirma yoluna gitmistir.

O sirada Rus tahrikiyle tesekkül etmis çeteler, Balkanlar'i cadi kazani hâline getirmis bulunuyordu. Bunlarla mücâdele eden birliklerin birtakim subaylari, Ittihat ve Terakkî ve onun arkasindaki yahûdîlerce igfâl edilmislerdi. Bunlar isyân ederek Abdülhamîd Han'i II. Mesrûtiyet'in ilânina zorladilar.

Abdülhamîd Han, yeni bir kânûn-i esâsî hazirlatip tatbik etmeyi düsünüyordu. Fakat gayet buhranli ve ihtilâl hazirliklarinin yapildigi karisik bir ahvâl içinde buna firsat bulamamisti. Mecbûren eski kânûn-i esâsîyi yürürlüge koydu.

Meclis-i Meb'ûsân 17 Aralik 1908'de toplandi. En azili Osmanli düsmanlari dahi meb'ûs seçilerek meclise girmisti. Hatta ne hazîndir ki, mecliste azinliklarin te'sîri müslüman meb'ûslardan daha çoktu.

Ittihat ve Terakkî iktidari, kisa zamanda halkin umûmî sûrette nefretini kazandi. Karsilastigi tenkîdleri siddetle bastiriyor ve muhâliflerini gazeteci veya fikir adami demeden suikastlerle yok ediyorlardi. Bu durum, zuhûr eden nefreti had safhaya çikarinca, kendi iktidarlarini korumak için sâdik adamlari sandiklari avci taburlarini Rumeli'den getirip Taskisla'ya yerlestirdiler. Ancak bunlarin baslarindaki subaylar, kisa zamanda Beyoglu âlemleriyle siyâset girdabina sürüklenip askerleriyle alâkalarini kestiler. Serbest kalan avci taburlari efrâdi, halkla temas edince, Ittihat ve Terakkî'nin irtikâb ettigi mel'ûnâne zulüm ve hiyâyetlerini ögrenerek kendilerini korumaya me'mur olduklari bu kadroya karsi ayaklandilar. Istanbul'da birkaç gün terör hâkim oldu. Bazi Ittihat ve Terakkî milletvekilleri sokak ortasinda katledildi. Iste 31 Mart Vak'asi denilen hâdise budur. Bu ayaklanma sebebiyle iktidarlarini tehlikede gören Ittihat ve Terakkî, Rumeli'den "Hareket Ordusu" denilen çogu rum, ermeni ve yahûdî çapulcusu onbes bin kisilik bir kuvveti Istanbul üzerine sevk ettiler.

Sultân Abdülhamîd, bu gürûha karsi -maalesef- asiri merhameti sebebiyle hareketsiz kaldi. Halbuki sarayinin etrafinda iyi tâlim ve terbiye görmüs otuz bin asker vardi. Neticede tâc ve tahti için su hengâmede bile kan dökmeye râzi olmayan Sultân Abdülhamîd, Hareket Ordusu'na arkalanan Ittihat ve Terakkî hükûmetince hal' olunarak tahttan indirildi. Usûlen tanzîm edilen fetvâ da, tamamen haksiz ve mesnedsizdi. Kendisine bulunabilen kusur, "kütüb-i mu'tebere-i dîniyyeyi cem' u ihrâk", yâni mûteber dînî kitaplari toplatip yaktirmakti.

Bu bühtanin asli sudur: O zaman Kur'ân-i Kerîm'in sahislarca basim ve yayini yasakti. Kur'ân-i Kerîm'i devlet bastirir ve parasiz dagitirdi. Sahislarin Kur'ân-i Kerîm tab'inda gereken ihtimâmi gösteremeyecekleri düsüncesiyle konulmus bulunan bu yasaga ragmen Kur'ân-i Kerîm tab' olursa, bunlar müsâdere edilip ihrâk olunur (yakilir), külleri de îtinâ ile çignenmeyecek bir topraga gömülürdü.

Diger taraftan, hal' fetvâsi âid oldugu makamdan sâdir olmamistir. Bu maksadla parlementoya celbedilen ve kendisine baski tatbik edilen fetvâ emîni Haci Nûrî Efendi, Pâdisâh'in hal'i için kâfî bir ser'î sebep mevcûd olmadigini beyândan sonra:

"Hal' mes'ûmdur (ugursuzdur)! Sultân Abdülazîz hal' edildi. Arkasindan koca Rumeli elden gitti. Rumeli'den milyonlarca muhâcir Istanbul'a geldi. Medrese ve câmîler, lebâleb bunlarla doldu. Ben o zaman medrese talebesiydim. Yetîm çocuklari sirtimda tasimaktan omuzlarim çürümüstü. Mâdem ki ille de Pâdisâh'in hal'ini arzu ediyorsunuz, kendisine arzediniz; O, kendi kendisini azletsin!.." dedi.

 

Bu münâkasaya sâhid olan Talat Pasa, ipin ucunun elinden kaçacagini anlayinca, ulemâdan olan milletvekillerine istenilen fetvâyi vermeleri için baski yapti. Bu baski neticesinde tefsir sâhibi Elmalili Hamdi Efendi'nin takrîri (söyleyip yazdirmasi) ile Sultân Abdülhamîd Han hakkindaki mâhut hal' fetvâsi ortaya çikti.

Hazindir ki, bu keyfiyeti Sultân Abdülhamîd'e teblig için parlementoca seçilmis bulunan dört kisilik hey'ete israrla Selânik meb'ûsu yahûdî Emanuel Karassou Efendi kendisini de dâhil ettirmisti. O koca Sultân, bu hey'ette su yahûdî çifiti da görünce, digerlerine dönüp:

"–Sizler müslümansiniz! Beni halîfe olarak görüp görmemeyi arzu etmek hakkinizdir. Lâkin bu yahûdînin aranizda isi ne?!." demekten kendini alamadi.

Onlar da, bu söz üzerine baslarini önlerine egdiler. O zaman Sultân, bütün bu olanlarin mukadderât îcâbi oldugunu düsünerek:

"Bu, azîz ve alîm olan Allâh'in takdîridir..." meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu.

 

 
Azledildikten Sonra...

Hal' edilmesinin hemen ardindan Sultân, kasden bir yahûdî muhiti olan Selanik'e gönderilip orada zengin bir yahûdî âile olan Alâtîn-i Biraderler'in kösküne hapsedildi. Burada siradan bir adama bile revâ görülmeyecek zulüm ve baskilar altinda tutuldu. Çoluk-çocuk bütün âile efrâdi günlerce aç birakildi. "Emlâk-i sâhâne"si millîlestirildigi (!) gibi, menkul serveti de tamamen elinden alindi. Hareket Ordusu, Istanbul'a geldiginde Pâdisâh'in tahttan indirilmesini mutaakiben Yildiz Sarayi'ni tamamen yagmalayarak zenginlesmis bulunan subaylar, bir de bu sürgün hâdisesinden sonraki yagma ile "orduya hediye" (!) adi altinda âdetâ büyük bir servete kondular. O derecede ki, takriben on yil sonra Sultân Vahidüddîn merhûmun tâlimati ile yapilan tahkîkatta ortaya çikan tablo yüz kizarticidir. Yagmagir ve hirsizlarin listesi, Hareket Ordusu Mahmud Sevket Pasa'dan baslayarak en küçük zâbite kadar kocaman bir liste teskil etmis, fakat o buhranli zamanda bu hiyânetin hesâbini sormak -maalesef- mümkün olmamistir.

Sultân Abdülhamîd Han'i bertaraf eden Ittihat ve Terakkî erkâni ülkeyi câhilâne bir sûrette idâre etmeye basladi. Yumusak huylu pâdisâh Sultân Resâd, kendilerinin elinde âciz bir kukladan farksizdi.

Ittihat ve Terakkî hükûmetinin gaflet ve cehâletleri, birçok aci felâketlere sebeb oldu. Trablusgarb'daki mahallî mukâvemet devâm ederken Balkan Harbi çikti. Ordunun hiçbir ciddî hazirligi ve istihbarati yoktu. Düsmanin sür'atle ilermesi karsisinda Selânik'i tehlikede gören Ittihat ve Terakkî hükûmeti, Sultân Abdülhamîd'i oradan Istanbul'a nakletmek tesebbüsünde bulundu. Sultân Abdülhamîd, ne sebeple Istanbul'a nakledilmek istendigini sorunca, kendisine karsi karsiya bulunduklari askerî tehlike nakledilerek, düsmanin Selânik'e yaklasmakta oldugu bildirildi. Pâdisâh'in dis dünyâ ile yillardan beri bütün alâkasi kesilmis bulundugundan olup bitenlerden haberi yoktu. Durumu ögrenince dehsete kapildi ve:

"–Gâlibâ siz kiliseler mes'elesini hallettiniz!.." diye hicranla haykirdi.

Ardindan bunu kendisine haber veren Râsim Bey'e büyük bir öfke ile:

"Râsim Bey! Râsim Bey!.. Selânik demek, Istanbul'un anahtari demektir! Ordumuz nerede, askerimiz nerede?.. Ecdâd kanlariyla sulanan bu topraklari nasil terkederiz? Biz buralari birakip gidersek, târih ve ecdâd bizim yüzümüze tükürmez mi?.. Birâderim Hazretleri, buranin tahliyesine râzi mi oldular? Nasil olur? Hayir, ben râzi degilim!... Yetmis yasimda olduguma bakmayin! Bana bir tüfek verin, asker evlâdlarimla beraber Selânik'i son nefesime kadar müdâfaa edecegim..." dedi.

Fakat kendisine Sultân Resâd'in selâmi ve ricâsi iletilince, bir Osmanli hânedâni mensûbu olmanin mes'ûliyeti ile Pâdisâh'in irâdesine boyun egmek zorunda kalarak Istanbul'a nakledilmeyi kabul ederken, büyük bir teessür içindeydi.

Dogruydu. Balkan kavimlerinin aralarinda bir ittifak kurulmasinin asil sebebi, kiliseler mes'elesinin halledilmis olmasiydi.

Oysa Abdülhamîd Han, Istanbul'da Balat'taki Rum ortodoks patrikliginin karsisina bunlarin Rum patrikligine muâdil ve onunla ayni hukûka sahib "erksahlik" adiyla Bulgar kilise riyâsetini te'sis etmisti. Patrikhâne demek olan bu müessesenin binasini da, bir gecede monte ettirmisti.

Bu surette Bulgar kilisesi, Sultân Abdülhamîd'in bu siyâsî manevrasi ile teessüs etmis oldu. Bu bir ihtiyaç oldugu ortaya çikinca, Bulgar ve Rumlar'in müstereken oturduklari yerlerde kavga basladi.

Gâfil Ittihatçilar, is basina gelince, "kiliseler kanunu" denilen bir kanun çikardilar. Rum ve Bulgarlar'in müstereken yasadiklari yerlerdeki kiliseleri onlar arasinda taksimi için nüfûs ekseriyetini esas aldilar. Sayim yaptilar. Hangi taraf ekseriyette ise kiliseyi hükûmet kuvvetlerini kullanarak o tarafa teslim edip kilisesiz kalan tarafa da iki sene içinde devlet parasiyla yeni bir kilise yaptirarak aralarindaki ihtilâfi bertaraf ettiler.

Bu surette kiliseler kavgasi hitâma erince, Bulgarlar ve Yunanlar, birkaç yil içinde dost olduklari gibi, ezelî düsmanimiz Sirplilar'i da yanlarina alarak Balkan Harbi'ni baslattilar.

Ittihat ve Terakkî hükûmetlerinin cehâlet ve hiyânetleri saymakla bitmez... Sultân Abdülhamîd Han'in artik yahûdî güdümüne girmis bulunan Ingiliz siyâsetine karsi Almanlar'i tahrîk etmesinin mâhiyyetini anlayamayan Ittihatçilar, Balkan Harbi'ni mütaakiben ortaya çikan I. Cihan Harbi'ne de Almanlar'in yaninda girmek ahmakligini gösterdiler. Hem de bir yahûdî emr-i vâkîsi ile...

Ittihatçilar, düsman tazyîkindan kaçiyormus gibi yaparak Çanakkale Bogazi'ndan içeriye giren Goben ve Breslaw isimli iki Alman zirhlisini gûyâ onlari satin aliyorlarmis gibi göstererek müttefiklerin protestolarindan kurtulmak istediler. Bu gemilerin filo kumandani Amiral Suson yahûdî asilli idi. Hususî bir tâlimatla hareket ediyordu. Gemi efrâdinin Istanbul'da sikildigini söyleyerek Karadeniz'e açilmak müsaadesi istedi. Artik Osmanli bayragi çekmis olan bu gemilere bir Türk kumandan tâyin edilmemisti. Amiral Suson, Karadeniz'de bir Rus nakliye gemisine taarruz ederek Osmanli Devleti'ni bu emr-i vâkî ile harbe soktugu zaman, bundan, Enver Pasa disinda hükûmet erkânindan hiç kimsenin haberi yoktu.

Henüz Balkan Harbi fâciasinin yaralari sarilmamisken sirf Almanlar'in yükünü hafifletmek maksadiyla Osmanli Devleti'nin hazirliksiz bir surette harbe dâhil olmasi, yikilisin en korkunç âmili olmustur.

Harbin sonu belli olmaya basladigi hengâmede, Sultân Abdülhamîd'i devirmekle hatâ ettiklerini nihâyet anlayabilen Ittihat ve Terakkî reisleri Enver ve Talat Pasalar, artik Beylerbeyi Sarayi'nda ikâmet etmekte bulunan mahlû (tahttan indirilmis) Pâdisâh'i ziyâret edip fikrini sordular. O koca Sultân, bir atlas getirterek onlara, Ingiliz sömürgelerini göstertti. Nüfûslarini yekûn ettirdi. Sonra Almanlar'in sömürgelerini sordu. Tâbi Almanlar'in sömürgesi olmadigi ortaya çikti. Sultân keder dolu bir hüzünle:

"–Su hesâbi da mi yapamadiniz?!. Hiç Ingiltere'ye karsi Almanlar'in yaninda harbe girilir miydi? Ben Almanlar'i Ingiliz emellerini dengelemek için kullandim. Bundan öteye birsey düsünmedim. Simdi fikrimi soruyorsunuz!.. Bu evvelce gerekliydi; artik çok geç!.." dedi.

Ikisi de nemli gözlerle sarayi terkederlerken:

"–Bizler böyle bir sultanin kiymetini takdîr edemedik! Ne büyük bir hatâya düstük!.." diyorlardi.

a

Çanakkale Harbi esnasinda düsman donanmasinin Marmara Denizi'ni geçebilecegi endisesi ile tedbir olarak pâdisâh ve hükûmetin Eskisehir'e nakli kararlastirilmisti. Abdülhamîd Han, durumdan haberdar olunca bunu büyük bir cesâret ve secâatle redderek:

"–Ben Fâtih Sultan Mehmed Han'in torunuyum!.. Hiçbir zaman Bizans imparatoru Kostantin'den asagi kalamam! Dedem Fâtih Istanbul'u alirken, Kostantin askerinin basinda savasa savasa ölmüstür. Birâderim nereye giderlerse gitsinler.. Fakat bilinmelidir ki, o ve hükûmet, Istanbul'dan ayrilirlarsa bir daha dönemezler. Bana gelince; ben, Beylerbeyi Sarayi'ndan ayagimi disariya atmam!" dedi.

Nitekim O'nun bu kararliligi karsisinda pâdisâh ve hükûmet Istanbul'da kaldi. Böylece devletin daha o gün yikilmasi önlenmis oldu.

Son derece yogun, yorgun ve çileli bir ömürden sonra Abdülhamîd Han, yetmis yedi yasinda 10 Subat 1918'de rahmet-i Rahmân'a kavustu. Mekâni cennet olsun!.. Rahmetullâhi Aleyh..

a

Ulu Hâkan, 1918'de vefât ettigi zaman bütün magdur ve mazlûm millet yas baglamis, bütün Istanbul halki görülmemis mahserî bir kalabalikla O'nu dîvân yolundaki türbesine defnederek Âhiret'e yolcu ederlerken bazilari:

"Bizi birakip nereye gidiyorsun Ulu Hakan?" diyerek agit yakmislardir.

Kendisine karsi en çirkin ve siddetli muhâlefeti göstermis bulunanlar bile, zamanla ve arkasindan sökün etmis olan fâcialarin îkâziyla uyanarak nedâmet hislerini terennüm etmislerdir. Bunlardan biri olan filozof Rizâ Tevfîk'in de kulaktan kulaga yayilip meshur olmus bulunan Abdülhamîd-i Sânî'nin Rûhâniyetinden Istimdâd isimli si'rini dikkatlerinize sunalim:

Nerdesin sevketli Abdülhamîd Han?

Feryâdim varir mi bârigâhina?..

Târihler adini andigi zaman;

Sana hak verecek ey koca Sultan!

Bizdik utanmadan iftirâ atan;

Asrin en siyâsî Pâdisâhina!..

Pâdisâh hem zâlim hem deli dedik;

Ihtilâle kiyâm etmeli dedik;

Seytan ne dediyse biz "belî" dedik;

Çalistik fitnenin intibâhina...

Dîvâne sen degil, meger bizmisiz;

Bir çürük iplige hülyâ dizmisiz;

Sâde deli degil, edebsizmisiz;

Tükürdük atalar kiblegâhina!..

Nâdimlerden biri olan Süleyman Nazif de nedâmet hislerini söyle ifâde eder:

Kaç zamandir gelmemisken yâda biz;

Iste geldik Sen'den istimdâda biz;

Hasret olduk eski istibdâda biz!..

a

Filistin'in ilk mazlûmu Abdülhamîd Han'dir. Çünkü hal'i O'nun Filistin mes'elesinde yahûdî Teodor Hertzel'e mukâvemeti sebebiyle gerçeklesmistir.

Vefâti ile bütün Islâm âlemi âdetâ yetim kalmistir. Çünkü gerçek mânâsiyla hilâfeti ayakta tutan O idi. Kendisinden sonra -askerî gâileler sebebiyle- bir daha bu dirâyeti göstermek mümkün olmamistir. Gerçekten Sultân Abdülhamîd, 1900 yilinda Çin'de milliyetçi bir grup tarafindan Alman büyükelçisi Kettler katledilip büyük bir bati aleyhtari hareket baslayinca, "Boxer Isyâni" denilen bu hâdise dolayisi ile Wilhem'in kendisinden yardim istemesini bahane ederek oraya bir "nasîhat hey'eti" göndermis ve Pekin'de uzun müddet faâliyet gösterecek olan "Hamidiyye Üniversitesi" adiyla bir dînî tedris müessesesi kurmustur.

Yine Japonya'ya, tarihimizde "Ertugrul Fâciasi" diye bilinen bir ilmî hey'et gönderip Islâm'i oralara kadar yaymak ve hilâfet nüfûzunu âlem-sumül bir duruma getirmek yolunda yürüyen Sultân Abdülhamîd'in su Islâmci siyâsetinin sumül ve kuvvetini anlayabilmek için, Medîne-i Münevvere'ye kadar dösetmis oldugu demiryolu hattinin, devlet kesesinden bir kurus çikmadan sirf dünyâ müslümanlarinin yardimlariyla gerçeklesmis bulundugunu hatirlamak kâfîdir.

Sultân Abdülhamîd, o ileri görüslü insandi ki, Amerika'da horlanan zencilerin maruz kaldiklari zulümlerden istifâde ile onlari Islâm'a çekmek maksadiyla oraya propagandacilar gönderdigi ve bugünkü zenci-müslüman varliginin tesekkülüne âmil oldugu da bir gerçektir.

Oturdugu yerden dünyâyi fotograflarla tâkib eden ve bundan dolayi bugün kendisinden üç binden ziyâde albüm kalmis bulunan Sultân Abdülhamîd, zamaninda dünyâdaki bütün gelismeleri harfiyyen tâkib etmekteydi. Meselâ 1904 Rus-Japon harbinde dünyâda hiçbir Allâh kulu Japonlar'in gâlip gelecegine ihtimal vermezken O, uzak sarka gitmek üzere bogazdan geçen Rus gemilerinin, Sadrazam'ina geri dönmeyeceklerini söylemistir. Hattâ bu harbi meshur Pertev Pasa vâsitasiyla günü gününe tâkib ederek Ruslar'in Japonlar'a maglûb olmasinin kendi devleti hesâbina kazançli neticelerini devsirmekten geri kalmamistir.

Son söz olarak su husûsu belirtmeliyiz ki, Sultân Abdülhamîd, O'nun mübârek sahsiyeti, siyâsetinin incelikleri ve zamaninin dâhilî ve hâricî gâileleri böyle makale hacimli yazilara sigmaz... O umûm milletin müstehak oldugu musîbetleri bertaraf için bir beser tâkatinden umulmayacak derecede gayret gösterdigi hâlde, netice serîrlerin galebesi sûretinde tahakkuk etmisse, bunu kader perspektifinden bakmadikça anlamak mümkün degildir. Böyle bir dirâyet içinse, kendisinin su sözünü okuyucularimiza yardimci olabilecegi düsüncesiyle zikrederek yazimiza nihâyet verelim:

O, Hareket Ordusu'na karsi hareketsiz kaldigi yolundaki tenkidlere cevâben buyurmustur ki:

"–O gürûhun önünde Hizir -aleyhisselâm-'i görmesem, böyle yapmazdim!.."

Abdülhamîd Han'in dindarligi, hizmetleri, merhameti, zekâsi ve kâbiliyeti destanliktir. O'nun ihlâsini su hâtira ne güzel ifâde eder:

Sultan Abdülhamîd Han, âcil bir is zuhûr edince, gecenin hangi vakti olursa olsun uyandirilmasini ister, ertesi güne birakilmasina rizâ göstermezdi. Bu hususda mâbeyn baskâtibi Es'ad Bey, hâtirâtinda söyle demektedir:

"Bir gece yarisi, çok mühim bir haberin imzâsi için Sultân'in kapisini çaldim. Fakat açilmadi. Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldim, yine açilmadi. diye endiselendim. Biraz sonra tekrar çaldim; bu sefer kapi açilarak Sultân, elinde bir havlu ile kapida göründü. Yüzünü kuruluyordu. Tebessüm etti:

"Evlâd! Bu vakitte çok mühim bir is için geldiginizi anladim. Kapiyi daha ilk vurusunuzda uyanmistim, ancak abdest aldigim için geciktim; kusura bakma!. Ben bu kadar zamandir milletimin hiçbir evrakina abdestsiz imzâ atmadim... Getir imzâliyayim!.." dedi.

Ve "besmele" çekerek evrâki imzâladi."

Hattâ zevcesi, Abdülhamîd Han'in bu husûsiyetiyle alâkali olarak, O'nun yataginin basinda dâimâ temiz bir tugla bulundurdugunu ve bununla yataktan kalktiginda çesme mahalline kadar abdestsiz yere basmamak için teyemmüm aldigini, sebebini sordugunda da kendisine:

"Bunca müslümanlarin halîfesi olarak, biz sünnet ölçülerine dikkat etmezsek, ümmet-i Muhammed bundan zarar görür!.." dedigini nakleder.

Mâbeyn kâtiplerinden Abdülhamîd Han baglilarindan olmayan birisi de hâtirâtinda su câlib-i dikkat hâdiseyi anlatir:

"Bir aksamdi. Mâbeynde nöbetçi olarak ben kalmistim. Gelen mektub, telgraf, rapor ve tezkerelerin listesini tertibleyip huzûra çikmak üzre iken bir telgraf geldi. Istanbul Lâleli Postahanesi me'mûrlarindan birinin Hünkâr'a çektigi bir telgrafti bu:

Bîçâre me'mur, karisinin o gece dogum yapacagini ve dogumun da tehlikeli olacagina dâir doktorlarin îkâz ettigini, fakat elinde hiçbir imkân bulunmadigini, bu sebeple merhamet-i sâhâneye sigindigini, bildiriyordu.

Ben de bunu pek kayda deger görmeyerek zât-i sâhâneye verecegim listenin içerisine almadim.

Ancak huzûrda, Pâdisâh âdeti üzere herseyi ayri ayri gözden geçirdikten sonra ilâve etti:

"–Baska birsey var mi?"

"–Kayda deger birsey yok efendim!" dediysem de Sultân'in israrla suâlini tekrarladi ve:

"–Sen kayda deger saymadigini da söyle!" dedi.

Bunun üzerine mâlum telgraftan bahsettim. Arza degmeyecegini düsünerek listeye almadigimi bildirdim. Hüzünlenerek tâlimat verdi:

"–Hemen getiriniz!"

Saskin bir vaziyette telgrafi getirdim. Sultân, orada yazilanlari dikkatle okudu. Ardindan düsündügümün tam aksine derhal saray doktorunu çagirtarak bana döndü:

"Derhal beraberce Lâleli'ye gidiniz ve dogum yapacak olan kadincagiza gerekli müdâheleyi yaptiriniz!" diye ferman buyurdu.

Sultân'in bu emri üzerine saray doktoru ile o memurun evine gittik. Vazîfemizi yerine getirip hastaneden döndügümüzde ise, vakit sabaha yaklasmisti. Saraya girince, kapinin sesinden bizi farkeden Sultân, perdeyi araladi ve eliyle "gelin" diye isâret etti.. Odasinin isiklari yaniyordu. Demek ki, sabaha kadar ibâdet ve duâ ile mesgul olmustu.

Hemen huzûruna girdik. Neticeyi sordu. Oldugu gibi anlattim:

"–Sultânim, dogum bir hayli müskil oldu. Ancak mütehassis doktorlarin gayretleri ile hasta kurtuldu elhamdülillâh.. Bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Adini da Abdülhamîd koydular. Sabaha kadar gözyaslari içinde zât-i âlînizin ömür ve devletlerine duâ ettiler..."

Bizi ayakta dinleyen milletin merhametli babasi olan Hünkâr, bu durum üzerine rahatlayarak derinden bir "elhamdülillâh" dedi. Sonra paravananin arkasina geçerek iki rek'at namaz kildi.

Osmanli Devleti'nin 620 senelik san ve seref dolu târîhini sâir ne güzel hulâsa eder:

Kimdim?

A'sâra sorarsan, beni söyler sana kimdi?

Bir baska denizdim, kürenin rub'u benimdi!..

Mermîler, alevler beni bir kal'a sanirdi,

Efserlerin enkâzi uçar, dalgalanirdi...

Cevvâl atimin kanli, kivilcimli izinde,

Bir umk idi aksim ebediyyet denizinde.

Çarpardi gögün kalbi hilâlin avucunda,

Titrerdi yerin tâlii mermîmin ucunda...

A'sâr elimin çizdigi mecrâdan akardi,

Üç kit'ada magrûr atimin izleri vardi...

Fevkinde uçarken o nesîbin, bu firâzin,

En sanli hükümdâr-i hurûsânina arzin

Tek bir nazarim berk-i inâyetti, keremdi;

Iklîli hediyyemdi, ekaalîmi hibemdi...

........

Dünyâ bilir iclâlimi, "ben böyle degildim!"

Osman Topbas
Kaynak: Altinloluk dergisi, Kasim/Aralik 1997

Hazirlayan: Muhammed Faruk

 

2/3/2009
LA HAVLE VELA KUVVETE ILLA BILLAH;NIN FAZILETI

 

DUALAR
 
 
Suâl: Bir sinir hastamız var. Hep sıkıntılı ve huzûrsuzdur. Asabiyeciye gittik. Ona "Açık yerlerde gez! Teselli edici kimselerle konuş! Ruhî tedâvi için nasihat çok faydalıdır. Tıpta telkinle tedâvi vardır. Böyle psikolojik hastalıklar için ilâçların yanı sıra duâ okumak faydalıdır." dedi. İlâçlardan başka ne yapmalıyız?Cevap: Mütehassıs doktorların tavsiyelerine uymak lâzımdır. Psikolojik hastalıklar için telkin iyi gelmektedir. Telkinle sağlam insana sıkıntı vermek mümkün olduğu gibi, sıkıntılı insanı da tedâvi etmek mümkündür. Psikolojik hastalara, bir şeyler söyleyip, (Artık bir şeyin kalmaz, biraz gez.) dendiğinde hastanın daha huzûrlu olduğu görülmüştür.Vücudumuz, bize emânettir. Dinimiz onu iyi korumamızı emrediyor. Hastayı tedavi ettirmek lâzımdır. Tedâvinin, hastalığın durumuna göre, ilâç ile sadaka vermek ile ve duâ ile yapılacağı bildirilmiştir. Tecrübe ile te´sirleri kat´i olan, aşı, serum ve mikrop öldürücü ilâçları kullanmak farzdır. Yâni Allahü teâlâ´nın emridir. Te´siri kat´i olan ilâçlar, gıdâ gibi olup, ilâç almayıp ölmek günâhtır. Peygamber aleyhisselâm üç türlü ilâç kullanmıştır. Kur´ân-ı kerîm veya duâ okurdu. Fen ile bulunan ilâçları kullanırdı. Her ikisini karışık da kullanırdı. (Mevâhib)Duânın Te´sîr Etmesi

 


Kur´ân-ı kerîmin ve duânın te´sir etmesi için ba´zı şartların gözetilmesi lâzımdır. Okuyanın veya yazanın ve hastanın buna inanması, hastanın zararlı olan gıdâlardan, şüpheli ilâçlardan perhiz etmesi, sıcaktan ve soğuktan sakınması lâzımdır. Okuyanın, i´tikâdının bozuk olması, harâm işlemekten, kul hakkından sakınması, harâm ve habîs şey yiyip içmemesi ve karşılık olarak ücret almaması şarttır.

Duâ ilâç gibidir. Allahü teâlâ dilerse te´sir eder. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Duâ mü´minin silâhı, dinin de direğidir.) [İbni Ebiddünya]

(Duâ belâyı önler.) [Ebûşşeyh]

(Allahü teâlayı unutarak, gafletle edilen duâ kabûl olmaz.) [Tirmizî]

(Allahü teâlâ, kendisinden istemiyene, duâ etmiyene gazâb eder.) [İ. Mâce]

(Dert belâ gelince, Yûnus peygamberin duâsını okuyun! Allah, o belâdan kurtarır. Duâ şudur: "Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke, innî küntü minez-zâlimin.") [Hâkim]

("Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah" okumak, 99 derde devâdır. Bunların en hafifi sıkıntıdır.) [Hâkim]

(Allahü teâlâ, istigfâra devam edeni, her sıkıntıdan, her dertten kurtarır, ummadığı yerden rızıklandırır.) [Nesâî]

(Sabah-akşam İhlâs ve Muavvizeteyni [iki kuleûzüyü] üçer defa oku! Bunlar, bütün belâları, âfetleri, sıkıntıları ve istemediğin şeyleri giderir.) [Tirmizî]

(Evinde, Fâtiha ve Âyet-el kürsî okuyana, o gün cin ve şeytan zarar veremez.) [Deylemî]

(Sabah-akşam, üç defa "Bismillahillezî lâ yedurru me´asmihî şey´ün fil erdi velâ fissemâi ve hüvessemî´ül´alîm" diyene hiçbir şey zarar veremez.) [İ. Mâce]

(Allahü teâlâ, hergün sabah-akşam yedi defa, "Hasbiyallahü lâ ilâhe illâhü, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azîm" diyenin dünya ve âhıret işlerine kâfidir.) (Beyhekî)

Lâ Havle Söylemek

İmâm-ı Rabbânî hazretleri, din ve dünya zararlarından kurtulmak için her gün beş yüz kerre "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" okurdu. Okumaya başlarken ve okuduktan sonra yüzer kerre "Salevât" getirirdi. (T. Mazherî)

Korkulu yerlerde ve düşman karşısında ve emîn ve rahat olmak için Li îlâfi´yi okumalıdır. Tecrübe edilmiştir. Hergün ve her gece hiç olmazsa, onbirer defa okumalıdır. Hadîs-i şerîfte, (Bir yere gelen kimse, E´ûzü bikelimâtillâhi-ttâmmâti min şerri mâ haleka okursa, o yerden kalkıncaya kadar, ona hiçbir şey zarar veremez.) buyuruldu. (Müslim)

Bir dileği olan, yatarken abdest almalı. Temiz bir yere oturup, üç salevât okumalı. Sonra Besmele ile on Fâtiha ve sonra onbir İhlâs okumalı. Sonra üç salevât okumalı. Sonra sağ yanı üzere, yüzü kıbleye karşı ve sağ elini, sağ yanağının altına koyup yatmalıdır. niyyet ettiği şeyin nasıl olacağını bi-iznillah rü´yâda görür. (Fetâvâ-i kâri-ül-hidâye)

Dileklere kavuşmak için, iki rek´at namaz kılıp, sevâbını silsile-i âliyye denilen âlimlerin rûhuna hediye etmeli, bunların hürmeti için diyerek duâ etmelidir. Meselâ, "Yâ Rabbî, filân yere sağ-sâlim gidip gelmek nasîb eyle, filân sıkıntıdan beni kurtar" gibi duâ ettikten sonra, "Bu duâmı silsile-i âliyye büyükleri hürmetine kabûl eyle" demelidir. (Mekâtîb-i şerîfe)

Fâtiha, Âyet-el kürsî ve Dört kul, ya´ni Kulyâ, Kulhüvallahü, Felâk ve Nâs yedişer kerre okunur, Allahü teâlâya sığınılırsa, âfetlerden, belâ ve hastalıklardan korunmuş olur.

 

 

 

1/12/2009

 ISTANBULDA BIR IKIZDERELI

Nizamettin abi

Iran gücüne guc katarken bizim cagdas yobazlar basörtüsüyla ugrasiyorlar.   Utanin utanin hemde cok utanin

 
 
İran gücüne güç katıyor
18 Mart 2009 Çarşamaba 16:20
Rusya S-300 füzelerinin satışını doğruladı

 

Deli Nazir
İslamda Tesettürün Temelleri .(Sul: K.)

Güncelle Sil
 
 

ISLAMDA TESETTURUN TEMELLERI

 

 

 

İslamda Tesettürün Temelleri  (Süleyman Katar)

İslam'da kadının konumuyla ilgili olarak çağımızda en çok tartışılan konu, kadının örtünme meselesidir. Kur'an'da :
"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı  çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir."
(Ahzab: 59),

"Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini  korusunlar; namus ve  iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler.  Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin  kadınlar), ellerinin altında bulunanlar  (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek   tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz."
(Nur: 31)

Gerek  bu ve gerek benzeri ayetler ifade tarz ve üslubu gerekse Hz.Peygamber zamanında uygulamalar, kadınların örtünmesinin, tavsiye kabilinden veya örf-adete veya sosyalkültürel şartlara bağlı ahlaki çerçevede bir hüküm olmaktan öte dini ve bağlayıcı bir hüküm olduğunu göstermektedir. Çağımıza kadar  bütün İslam bilginlerinin anlayışı ve asırlar boyu İslam ümmetinin uygulaması da bu yönde olmuştur.

Örtünme konusunda  kadınlara ağır bir sorumluluk yüklendiği ortadadır. Bu kadını koruma, yüceltme ve ona toplumda saygın bir yer kazandırma çabasının bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Utanma ve örtünme, canlılar içinde sadece insana has bir özelliktir.

İslam bilginlerinde ortak görüş, kadınların el, yüz ve ayak hariç örtünmeleri gerektiği üzerinde ağırlık kazanmıştır. Ancak örtünmenin renk, üslup ve şeklinin toplumların gelenek, zevk  ve imkanları ile bağlantılı olacağı, bu sebeple de bölge ve devirlere göre farklılık gösterebileceği açıktır.

 

1/7/2009

HASTA OLANLAR MUTLAKA BIR SEFER OKUMALI.(Saban)

9 Yaşında Bir Kız ve Prof.Dr.Ayhan SONGAR

 

 

 

 

                                                                                                                          Prof. Dr. Mustafa NUTKU   

 

Image

İstanbul’da bir hastanede, 9 yaşında bir kız... İsmi: Esra...
Hastalığı: Kanser... Hastalığı vücuduna yayılmış...
O hasta halinde ve ölümün soluğunu her geçen an gittikçe daha da yakınında hissederek hayat yürüyüşünün son durağına yaklaşırken, hasta yatağında uyanık olabildiği zamanlar, devamlı olarak kitap okuyormuş. Bir akşam, okuduğu kitaptan başını kaldırarak, annesine:

“ – Babamı çağırabilir misin, anne?” demiş.
Küçük kızının vücuduna yayılmış kanserle günden güne eriyişini görürken, ölüm habercisi bu hastalığın sevgili kızından ayrılık getireceğini bilerek, dünyadan o kesin ayrılığının acısına dayanabilmek bir yana, o ayrılık anının yakında muhakkak gelecek oluşunu düşünmenin büyük acısına dayanabilmenin bile kendisine çok zor geldiği annesi, kızının bu anî arzusu karşısında çekinerek sormuş:
“ – Babanı çağırmamı niçin istiyorsun?”
Hasta kız, önce bunu açıklamak istememiş; bir an düşünmüş ve:
“ – Çağırmasan da olur.. Hem çağırsan, gelinceye kadar belki geç olur..” sözleri üzerine annesinin merakı daha da artmış:
“ – Babanı çağırmamı önce isteyip sonra niye vazgeçtin?” diye sorunca, kızı gayet sakin bir şekilde;
“ – Anne, ben artık âhiret âlemine gidiyorum da.. o­nun için..” cevabını vermiş. Bu sözleri üzerine annesinin gözünden, artık tutamadığı gözyaşları boşanırken, kızı gene o çok sakin haliyle:
“ – Bak! Azrail (A.S.) beni almak için gelmiş; orada bekliyor..”
diyerek odanın bir köşesini parmağıyla işaret etmiş. Annesi, kızından ayrılık vaktinin geldiğini anlayıp elleriyle yüzünü kapatarak hüngür-hüngür ağlarken, kızına gayr-i ihtiyarî sormadan da edememiş:
“ – Azrail (A.S.) nasıl? Biraz tarif eder misin?”
“ – Çok güzel…” demiş, küçük kız...
Daha sonra da, içinde bulunduğu o maneviyat âleminden dünya haline tekrar avdet etmiş gibi, annesinin o ardı-arkası kesilmeyen yüksek sesle ağlayışından rahatsız olmuş bir tavırla annesini, 9 yaşındaki çocukluğundan beklenemeyecek büyük bir kemal ve vekar haline girerek, tesellîye çalışmış:
“ – Niye bu kadar çok ağlıyorsun ki, anne? İmanı olan ve imanıyla yaşayanlar için ölüm ve âhirete gitmek, korkulacak bir şey mi? Dünyada daha fazla yaşasaydım, dışarıdaki insanların ekseriyeti gibi, dinde lâkayt, ibadette ihmalkâr halde uzun bir dünya hayatım olsaydı, benim için daha iyi mi olacaktı? Öyle olmam seni daha çok mu sevindirecekti? “
Kızının, yaşının çok üstünde bir olgunlukla kendisine verdiği bu hakikat dersi karşısında, annesinin sanki birdenbire gözyaşı pınarları kurumuş; yüksek sesle ağlaması aniden durmuş..
Kanser hastası, kanser hastalığı vücuduna yayılmış olan 9 yaşındaki kız, annesiyle bu son konuşmasından sonra, yüksek sesle kelime-i şehadet getirmiş; daha sonra da, başı yavaşça sol tarafına düşerek ruhunu teslim etmiş.
Annesinin biraz evvel pınarları kurumuş gibi durmuş olan gözyaşları yeniden, fakat bu defa sessizce çağlamış.. O sırada, sevgili kızının artık ruhsuz olan bedeninin yanında, yatağında okuduğu son kitap ile bir kalem dikkatini çekmiş. 9 Yaşındaki kızının dünyadan âhirete giderken, kendisini fevkalade hayrete sevk eder derecede gösterdiği o çok yüksek ruh halinin sırrı, hasta yatağında son olarak altını da çizerek okuduğu o kitap sayfalarında kendini ilân ediyor gibiymiş. Kitap; “Hastalar Risalesi” ve altını çizerek okuduğu son bölümü de: “SEKİZİNCİ DEVA” imiş.

 

*  *  *

SEKİZİNCİ DEVA

 

Ey âhiretini düşünen hasta! Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hastalıklar keffâretü’z-zünûb olduğu hadis-i sahihle sabittir. Hem hadiste vardır ki: ‘Ermiş ağacı silkmekle, nasıl meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi de öyle günahları silker.’
Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır; bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalb, vicdan, ruh için manevî hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekva etmezsen, şu muvakkat bir hastalık ile daimî pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun.
Eğer günahları düşünmüyorsan, yahut âhireti bilmiyorsan veya Allah’ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki, milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür. o­ndan feryâd et.
Çünkü, bütün dünyanın mevcûdatıyla kalbin, rûhun ve nefsin alâkadardır. Mütemâdiyen firak ve zevâl ile o alâkalar kesilip, sende hadsiz yaralar açılır. Bâhusus Âhireti bilmediğin için, ölümü idam-ı ebedî tahayyül ettiğinden, âdeta, güya, yara bere içinde, dünya kadar hastalıklı bir vücudun var.
İşte en evvel, hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük mânevî vücudun hadsiz hastalıklarına kat’î ilaç ve kat’î şifa verici bir tiryak olan îmân ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir ki, o ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında sana gösterdiği aczin ve za’fın penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini ve rahmetini tanımaktır.
Evet, Allah’ı tanımayanın, dünya dolusu belâ başında vardır. Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve mânevî sürûrla doludur¸derecesine göre, îman kuvvetiyle hisseder. Bu îmândan gelen mânevî sürur ve şifâ ve lezzet altında, cüz’î, maddî hastalıkların elemi erir, ezilir.”

 

*  *  *

Dr. Sadullah Nutku ve Prof. Dr. Ayhan Songar (her ikisine de Allah rahmet eylesin) bir uçak seyahatinde yan yana iki koltukta oturuyorlarmış.
O yolculuklarında ilk defa tanışıp görüşmelerinden önce, Dr. Sadullah Nutku, cebinden “Hastalar Risalesi”ni çıkarıp kendi kendine, sessizce okumağa başlamış. Yanında oturan Prof. Dr. Ayhan Songar göz ucuyla bu kitaba bakmış, çok alâkasını çekmiş; ardından, tanışmışlar. Yolculuklarının kalan kısmında Dr. Sadullah Nutku, kitabı yüksek sesle okumuş; Prof. Dr. Ayhan Songar da dikkatle dinlemiş ve o zamana kadar bilmediği Risale-i Nur Külliyatının, psikiyatri mütehassısı bir profesör olarak da kendisini çok ilgilendiren devalarından bazılarını dinlerken, bir ara kendini tutamayarak:
“ – İnsan bu manevî devaları dinlerken, hasta olmayı temennî edeceği geliyor!” demiş.
Prof. Dr. Ayhan SONGAR, daha sonra ihtisası ile alâkalı olarak, kendisine muayene ve tedavi için gelen hastalarına ekseriya “Hastalar Risalesi”ni tavsiye etmiş.

 

                                                           *  *  *

Prof. Dr. Ayhan Songar da bir gün, Esra isimli 9 yaşındaki o küçük kız ve daha başka birçokları gibi kanser hastalığına yakalanmış. O da ecelle randevusuna doğru geri sayımının son günlerindeyken ve 9 yaşındaki o küçük kız gibi, vücuduna yayılmış olan kanser hastalığı ile hastanede yatarken, yanından hiç ayırmadan okuduğu ve vefatında da yatağında yanı başında duran kitap, 9 yaşındaki o küçük kızın ölüm döşeğindeyken okuduğu kitapmış; ilk defa bir uçak yolculuğunda yan yana otururken Dr. Sadullah Nutku’dan dinlediği ve daha sonra da, meşhur bir psikiyatri profesörü olarak o zamana kadar kendisine muayene ve tedavi için müracaat etmiş birçok hastasına tavsiye ettiği, manevî devalar hazinesi: “Hastalar Risalesi”…

2/5/2009
KIRK HADIS

 

KIRK HADIS



 

1-) Kim benim sunnetimi diriltirse(ihya eder ve yasaminda tatbik ederse) beni sevmis olur. Beni seven de benimle beraber Cennettedir.

2-) Bana itaat eden Allah'a itaat etmis olur. Bana isyan eden Allah'a isyan etmisolur.

3-) Sizden birinizin, arzusu benim getirdigim (Kur'an'a Seriat)e uymadikca kamil imanla iman etmis olamaz.

4-) Nefsim kudretinin elinde olan Allah'a yemin ederimki, Ben kendisine babasindan ve cocugundan daha sevgili oluncaya kadar sizden biriniz kamil imanla iman etmis olmaz.

5-) Gercek musluman, muslumanlarin elinden ve dilinden geven icinde oldugu kimsedir. Gercek muhacir ise Allah'in yasaklarini terkeden kimsedir.

6-) Bildigi ile amel eden kisiye Allah bilmedigi ilimlerin bilgisine varis kilar.

7-) Kardesini bir gunahindan dolayi ayip-layan kisi, gunahi islemedikce olmez.

8-) Islam'in dugmeleri dugme dugme cozulecek(Seriatin emirleri tek tek terkedilecek). Her dugme cozuldukce insanlar onu takibedendugmeyi cozmeye tesebbus edecekler. Bu cozulen dugmelerin ilki idari konular, sonuncusuda namazdir.

9-) Sizden kim (Seriate uymayan) bir kotu is gorurse onu eliyle duzeltsin, buna gucu yetmezse diliyle duzeltsin. Buna da gucu yetmezse kalbiyle bugzetsin. Bu sonuncusu ise imanin en zayip mertebesidir.

10-) Cihad, kiyamet gunune kadar gecerli bir emirdir.

11-) Kim gaz yapmadan ve icinde gaza yapma istegini konusturmadan olurse, munafiklikdan bir cesit uzere olur.

12-) Cihadin en faziletlisi zalim sultan katinda hakki soylemektir.

13-) Rabbini gazablandiracak bir meselede sultani hosnud eden(etmeye calisan) Allah'in dininden cikmis olur.

14-) Cennet (nefse agir geldigi icin) hoslanilmayan seylerle, cehennemde sehvete hitap eden seylerle kusatilmistir.

15-) Islam'in disinda bir millet uzerine yemin eden, soyledigi gibidir. (Onlardandir)

16-) Amellerin en hayirlisi sevdigini Allah icin sevmek bugzettigine de Allah icin bugzetmektir.

17-) Kim bir kavme benzemeye calisirsa, o onlardandir.

18-) Munafigin alameti uctur: Konustugunda yalan soyler, vaad verdiginde yerine getirmez, emanet olundugunda hainlik eder.

19-) Kisi din kardesine kafirlik isnad ederse, bu isnad ikisinden birine doner.

20-) Kim bir hayirli isi yapmaya yonelirse, onu yapan kadar mukafat alir.

21-) Arzusu ve hedefi Allah'dan baska sey olarak sabahlayan Allah(in kullain) dan degildir. Muslumanlarin dertleriyle dertlenmeyen de onlardan degildir.

22-) Rabb olarak Allah'a, din olarak islam'a, peygamber olarak Muhammed (s.a.v) erazi olan kisi imanin tadini tatmis demektir.

23-) Islam cemaatinden bir karis da olsa ayrilan, boynundan islam bagini cozmus demektir.

24-) Is ehil olmayana verildiginde kiyameti bekle.

25-) Akilli kisi nefsine hakim olup olumdne sonrasi icin is yapandir. Aciz(akilsiz) kisi ise nefsini arzularina tabi kilip sonrada Allah'a karsi Temennide bulunandir.

26-) Emirleriniz hayirlilariniz, zenginleriniz hosgorululeriniz, isleriniz aranizda danismayla oldugunda yerin ustu sizin icin yerin altindan daha hayirlidir. Ama emirleriniz serlileriniz, zenginleriniz cimrileriniz, isleriniz kadinlarinizin elinde oldugunda yerin alti sizin icin yerin ustunden daha hayirlidir.

27-) Kendimden sonra erkekler icin kadinlardan daha zararli bir fitne birakmadim.

28-) Sozlerin en dogrusu Allah'in kitabidir. Hayat tarzlarinin en guzeli Muhammed(s.a.v) in hayat tarzidir. Islerin en serlileri sonradan uyduranlardir. Her sonradan uydurulan sey bid'attir. Her bid'at sapikliktir ve her sapiklik ta Cehennem'dedir.

29-) Fitne doneminde ibadete sarilmakk, bana hicret etmek gibidir.

30-) Ummetimden bir takim kimseler, ismini degistirerek sarabi(alkollu icecekleri) icecekler. Bu esnada baskalari ucunda (yanlarinda) calgilar calinacak ve sarkici kadinlar olacak. Iste onun icin Allah onlari yere batiracak ve aralarindan bazilarinin sekli maymun'a ve domuz'a cevrilecek.

31-) Suphesiz ki benden sonra ummetimden Kur'an-i Kerim'i okuyan bir kisim insanlar olacak. Fakat onlarin okudugu bogazlarini gecmeyecek. Onlar tipki okun yaydanciktigi gibi dinden cikacaklar, sonra da tekrar ona donmeyecekler. O kimseler, insanlarin ve hayvanlarin en serlileri (kotuleri)dir.

32-) Kalbinden tam bir sadakatle Allah 'tan baska ilah olmadiginina ve Muhammed 'in de Allah'in rasulu olduguna sehadet eden bir kimseyi Allah, cehennem atesine haram kilar.

33-) Kim itaatten bir el kadar ayrilirsa, kiyamet gununde Allah'in huzuruna lehinde hic bir delili olmadigi halde kavusur. Kim de boynunda (halifeye) beyat olmadigi halde olurse cahiliye olumuyle olmus olur.

34-) Ya ogrenen, ya ogreten, ya dinleyen, ya da seven ol! Bunlarin disinda bir besincisi olma; helak olursun. Besincisi ise, ilme ve ilim ehline bugzetmendir.

35-) Allah kadin kiyafetini giyen erkege ve erkek kiligina giren kadina lanet etsin.

36-) Allah'a isyan olan bir hususta kimseye hic bir itaat yoktur. Itaat ancak marufta (ser'i olculer icerisinde)dir.

37-) Irkciliga cagiran bizden degildir. Irkcilik icin savasan bizden degildir. Irkcilik uzere olen de bizden(muslumanlardan) degildir.

38-) Kisi arkadasinin dini uzeredir. O halde sizden birisi kiminle arkadaslik yaptigina dikkat etsin. Kisi sevdigi ile beraber(hasrolunacaktir)dir.

39-) Ummetim dinar ve derhemi(parayi, maddi varliklari) yucelttigi zaman onlardan islam'in heybeti kaldirilir. Iyilikle emretmeyi terkettikleri zaman da vahyin bereketinden mahrum kilinirlar.

40-) Insanlar uzerine oyle bir zaman gelecek ki, onalr arasinda dini konusunda(yapilan saldirilara) sabirla karsi koyan, kor parcasini avuclayan gibi olacak.

 


 

1/19/2009
ALLAHA SAVAS ACANLAR(Saban katar)

BASÖRTÜSÜ(saban katar)

Saygi deger Ziyaretcilerim.Görüyorsunuz Her gün her saat her dakika Islama saldirilar var.Bügün 2-2-08.cuma euro turk ekranlarinda (ceviz kabugu) adinda bir program yaqyinlaniyor. Ben aslinda euro Turku, kesinlikle izlemem,cocuklariminda izlemesini tavsiye etmem.Nedense tam yatmaya gidecegim zaman,elim kumandaya deydi,birde baktimki islam adina fetva veren Profosorler var.
          Bir tanesininin ismini inanin 42 yasindayim hic duymadim.Döcent Doktor Sahin Filiz siz duydunuzmu bilmiyörüm.Ha birde unuttum, bir ay sonra Profosor olacakmis.Ne diyor biliyormusunuz,Islamda Basörtüsüyla ilgili hic bir Ayet yokmus,Bravo Sayin Sahin Filiz.Sen tabiki profosorlugu hak ettin.Tirnak icinde soyluyorum,(Profosor olamiyanlar Islama saldirsinlar,ikinci gün Profosor olurlar.)
         Sevgili Kardeslerim,Bu Sahin Filiz inanin islam adina iki kelimeyi bir araya getiremiyen Zavalli bir adam.Inanin konusurken cok acidim ona.Demekki 1400 senedir biz yanlis bir uygulama icindeyiz.Hz. Hatice anamiz, Hz. Ayse anamiz  islami yanlis anlamis,Bizim Profosor tam 12,den vurmus. Ha birde Hz. Ayse Anamizin basörtüsü takdigina dahi hic bir ayet yokmus,Bravo sana Sayin Döcent doktor Sahin Filiz.
            Ben Saban katar Bir musluman olarak, Kuranda gecen Ebu cehilEbu Lehep,lerin bittigini dusunurdum,megersem bir isim degiserek,bu görevi Sayin Sahin Filiz gibi insanlar devam ettiriyorlar.
        Birde utanmadan Yuce Mevlamin ismini zikrediyorlar.Yaziklar olsun baska ne diyeyim.
   Cenabi Allah cehenneminde dolacagini cennetinde dolacagini Haber vermistir,Peki cehennemi Peygamberimiz anlatinca cok buyuk oldugunu soyluyor,Peki ne ile dolacak,demekki Sahin Filiz gibi düsünenler orayi dolduracak.
   Daha sonra katilan Pr.Doktor Mustafa Sag, Din vicdan isidir Universteye girmesi cok yanlistir. Basörtüsüyla Üniversteye girmek,devlete bir meydan okumadir,Ataturk Inkilaplarina aykiridir.Eyer  bu sekilde olursa,yani Basörtüsü universteye girerse,Layiklik anlamini yitirir,diger Hiristiyan veya Yahudi vatandaslarimiz,bundan zarar görür.Su ise bakin kardeslerim,Turkiyede %1 hiristiyan,%1 yahudi vardir.diger %99,ü muslumandir.Su Profosorun haline bakinki,%99,ü hic  hesaba katmazken,%1,olan azinliklari dusunuyor.
     Allah Mümkünse hidayet nasip etsin,Mümkün degilse,gene Yüce yaraticidan bulsunlar,bizden bir sey bulmasinlar.Bakin bu aksam Ceviz kabugu programina kimler katilmis,Ben yaziyimki sizde bunlari iyi taniyin.Muslumanlik sadece Namaz kilmakla olmaz,Namaz borcun kilacaksin bu ayri bir konu,Siyaset  yapmayan bir musluman, yada siyaseti takip etmeyen musluman,Meyve vermeyen bir agaca benzer.
     Musluman olaylari cok iyi takip etmelidir.Zaten basimiza gelenler hep bundan ileri gelmistir.Biz Namaz kilariz ,orucumuzu tutariz,siyaset bizim isimiz degildir dedik.Peki iyimi ettik,iyi etmedigimiz ortada,yerden fiskiran tohumlar gibi, inancsiz bir nesil meydana geldi.Simdi Turkiyede insanin atasi Maymundur diyen gencler var,peki sen musluman olarak bu islerden sorumlu degilmisin,Vallahi sorumlusun,cunku,elinizden geleni yapmadiniz,para üstüne para koymaya  calistiniz,ama unutmayin,bunun hesabini cok agir odeyeceksiniz. Bu aksam baska Profosorlerde ilahiyacci diye programa katildilar.Kimmis bunlar,bak yaziyorum.
Pr.Doktor Mustafa sag,
Pr.Doktor Ahmet saltik,
Pr.DoktorYasar Nuri Öztürk,
Pr. Doktor zekeriya beyaz,
Pr. Doktor Osman zümrüt,  Bu saydigim Profosorler,islamda Basörtüsü ayetinin olmadigini söylediler, cok sukurki  gecenin ilerliyen saatlerindeKayseriden bir  musluman gazteciyi programa dahil ettiler.Isminide söyliyeyim,Hüseyin Turkmen,Allaha sukur aciklanmasi gereken,her seye bir cevap verdi.Bu ceviz kabugunun özelligi,Ariyan kisiler musluman olunca,soz hakkini kisitliyor,hemen mudahale ediyor.Bu gazteci kardesimize cok tesekkur ediyörüm,Bes dakika konustu ama butun Hurafeleri tersine cevirdi,Basörtüsunun gectigi ayetleri,teker teker sayiverdi,Profosorler bu sözlere karsilik,ancak bu aciklamayi yapan kardesimize,onlar gercekleri carpitiyorlar diyebildiler.
     Sayin Hüseyin Turkmen kardesimi tebrik ediyorum,ikide bir onun konusmalarini kisitlayan, Sayin ceviz oglunu siddetle kiniyorum.Yahu benim bu yazdiklarimi sizde görmüyormusunuz,bunuda aklim almiyor,Musluman olarak bir seyler yapmak zorundasiniz,elinizden hic bir sey gelmiyorsa,en azindan bir mesaj cekmelisiniz,Allah belasini versin demekle olmaz,Olayin icine girmek zorundasiniz,Yoksa Ebabil kuslarinimi bekliyorsunuz.Onlar gelmesine gelir ama ,acaba biz ona layikmiyiz.bu konuyu cok iyi düsünmek lazim........?
         Dun bir Profosoru dinledim,ne diyor biliyormusunuz,Eger ögrencilerim,basörtüsüyla sinifa girerlerse,onlari kabul etmem.Sunucu bu profosore söyle dedi.Neden Hocam onlar insan degilmi,bakin verdigi cevaba,Ben Kurana inanmiyorum, bilime inaniyorum,Bilim derki,Insanin atasi Maymundur.Dunyayi Allah yaratmamistir.Su hale bakin kardeslerim,%99 musluman olan bir devlette hala Maymuna inanan Profosorler var,cildirmamak elde degil.Peki bu Profosorler nerde yetisti,Turkiyede.Senin verdigin vergilerle o kisiler profosor olmus ,haberin varmi,Ben Her zaman soyluyorum,Namaz dinin diregidir,ama ben namaz kilarim disarda olanlara karismam demiyeceksin,yarin bakarsinki senin oglunda maymuna inanabilir,cunku senin cocugunu,bu Maymuna inanan Profosor yetistiriyor.Biz bu zihniyette olanlara cocuklarimizi teslim edemeyiz.onun icin Ölene dek mucadelenin icinde olmaliyiz,yoksa gelecegimiz Vallahi cok karanlik olur.Musluman kime oy verdigini hesap etmelidir,Yoksa cehenneme odun olmakmi istiyorsun,ben o kadarina karisamam tabii.Haddimde degil zaten,Turkiye gibi bir yerde Maymuna inanan Profosorler var.Saban katar derki,
      Ey Profosor senin atan Maymun olabilir,ama Bizim yaraticimiz Yuce Allahtir.O ne güzel yaraticidir.Senide benide Maymunlarida o yaratmistir,sen maymun olan atanla yasa muslumanlara karisma.
     Saygi deger ziyaretcilerim,Saat gecenin 2,sine geliyor,Hepinizi Allaha emanet ediyorum.Dostca kalin Hoscakalin. saban katar-

 

1/5/2009

center>

MUTLAKA DINLEMENIZI TAVSIYE EDIYORUM:SABAN

 

Bu güne  kadar kez indirilmiştir..


BACANAGIM ALI BILGINLE BOGAZ TURU YAPARKEN

NECİP FAZIL-VASİYETİ

FAZIL;IN GENCLIGE VASIYETI

NECİP FAZIL-VASİYETİ

« Gençliğe HitabeVasiyeti
1- Bu vasiyet çoluk-çocuğumun ve şahsi yakınlarımın dar ve hususi kadrosundan ziyade,onların da içinde olduğu geniş ve umumi zümreyi muhatap tutuyor.Başta gerçek Türk’ün ruh köküne bağlı yeni gençlik, şu kadar yıllık mücadele hayatımda beni okumuş veya dinlemiş her fert, kısaca Allah ve Resulüne perçinli herkes…Onlara hitap ediyorum ve dileklerimin yerine getirilmesi için gerekli çalışmayı işte bu yeni gençliğe ısmarlıyorum! Eğer üzerilerinde bir hakkım varsa,Hesap Gününde tek tek sorumludurlar. Emanetim, beni seven ve İslam davasında bir hak sahibi olduğumu kabul eden herkese…

2- Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum.Bu bahiste bütün eserlerim,her kelime,cümle,mısra ve topyekün ifade tarzım vasiyettir. Eğer bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz “Allah ve Resulü;başka herşey hiç ve batıl”demekten ibarettir.

3- “Büyük Doğu Yayınları” kitabevi kuruluncaya kadar şunun bunun neşrettiği eserlerim arasında mukaddes ölçülere karşı küçük ve hafif çapta laubali,dikkatsiz ve ciddiyetsiz,hürmet ve haşyetten mahrum ve ne varsa -isterse nokta veya virgül olsun-onları reddediyor, malım olmaktan çıkarıyor ve bütün sorumluluğumu,bundan böyle kendi idare, murakabe ve firmam altında çıkaracağım eserlere bağlıyorum. İnşallah Hak bana onları dünya gözüyle bütünleşmiş ve tamamlanmış gösterir, arkamdan gelecekler de bu örneklere göre devam ederler,virgül oynatmaktan bile çekinirler.İslama pazarlıksız ve sımsıkı bağlanmadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında hatta küfre kadar gidenler ise,çoktan beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı,herbirinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere -çok denenmiştir- şu cevap verilmelidir: “Koca Hz.Ömer bile Allahın Resulünü öldürmeye davranmış ve peşinden bütün sahabilerin, derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ermiştir.Hiç ona bu ilk davranışından ötürü sonradan dil uzatan olmuşmudur? Belki o noktadan bu noktaya gelmekte faziletlerin en büyüğü vardır.”

Eserlerim mevzuunda vasiyetim kısaca şu: İlk yazılarımdan birkaçı asla benim değil;sonrakiler de en dakik şeriat mihengine vurulduktan,yani nasip olursa tarafımdan bütünleştirildikten sonra benim…Bir kısmını şimdiden tamamlamış bulunduğum eserlerim üzerinde bu ölçüyü devam ettirmek ve en titiz murakabeyi sürdürmek borcu ise,mirascılarımın ve manevi mirasçım gençliğin… Ben öldükten sonra kim ve ne suretle eserlerimin üzerinde gizli bir tasarrufa kalkar da ölçüyü hafifçe bile olsa örselerse, tezgahını başına yıkınız!
En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir.

4-Beni,ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi,İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz! Burada,umumi vasiyette de belirtilmesi gereken bir noktaya dokunmalıyım:

1935 yılında, Mürşidim ve Kurtarıcım Esseyyid Abdülhakim Efendi Hazretlerine, bir yazımı okumuştum. Bu yazı,kendilerini tanıdıktan sonraki dünya görüşüme ait olarak,zamanenin bize aykırı,meşhur bir gazetesinde çıkmıştı ve Türkün tarih muhasebesini İslami tefekkür noktası etrafında çerçeveliyordu. Yazıyı ellerine aldılar,kalem istediler ve üstüne öz elleriyle “altın ile yazılacak yazı”buyurdular. İşte hususi zarfında duran bu kesilmiş makaleyi,bütün eserlerimin tasdiknamesiolarak kefenime iliştirsinler…

5-Nasıl,nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir.Fakat imkan aleminde en küçük pay bulundukça,biricik dileğim Ankara’da Bağlum nahiyesindeki yalçın mezarlıkta, Şeyhimin civarına defnedilmektir. Elden gelen yapılsın…

6-Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum… Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum…Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna…

7-Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede, kim olursa olsun, kadın…Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! Ve “bid’at” belirtici hiçbirşey!… Başucumda ne nutuk,ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu… Sadece Fatiha ve Kur’an…

8-Mezarımda ilahi ve ulvi isim ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak…Mevlid de istemem!… Onu,uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur’an…

9-Şimdi sıra en büyük dileğimde…Müslümanlardan,Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa,şunları istiyorum: Her ferdin,herhengi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın,benim için “Necip Fazıl’ın kaza borcuna karşılık” niyeti ile bir günlük (Beş vakit) namaz kılması ve yine birgün oruç tutması… Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir.
Her ferdin, en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi… 70 bine dolması lazım… Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri…

Ölünceye dek,üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını,nereye,hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. “Şey’en lillah”tabiriyle bana Allah için birşey veriniz!Yardımınızı esirgemeyiniz!

10-Allahı,Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!… Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!

11-Benide Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!

 

1/13/2009
VEDA HÜTBESI

(9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)
Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti.

Bismillahirrahmanirrahim
"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi, ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. "

Ey Nâs!

Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım.

İnsanlar!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur.

Ashâbım!

Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur.

Ashâbım!

Kimin yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz alacağıdır.

Ashâbım!

Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîanın kan davasıdır.

Ey Nâs!

Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, âile nâmusu ve şerefinizi kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz râzı olmadığınız kimseleri âile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

Mü'minler!

Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir.

Ey Nâs!

Devâmlı dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür. Bir yıl, l2 aydır. bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır.

Ashâbım!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız.

Mü'minler!

Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.

Ey Nâs!

Cenâb-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet etmeye gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder.

Ashabım!

Allah'tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz.

Ey Nâs!

Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram:

Allah'ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler.

Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:

 

Şâhid ol Yâ Rab!

Şâhid ol Yâ Rab!

Şâhid ol Yâ Rab!

buyurdu.

 

 

1/15/2009

SABAN KATAR;IN COCUKLARI--ENES-EMRE-EREN

http://ikizdere.org/modules/coppermine/albums/ikizdere/a_70.jpg

IKIZDEREDE CIMIL SELALESI(Saban katar)

Dsc01308

SABAN KATARIN COCUKLUK BIRINCI SINIFTAKI RESMI

SIIRLERIM-saban
FILISTINIM FILISTINIM
 

Abdulhamit bir kalkta bak,Filistinin haline bak,
Kalkta bir Osman tokadi cak,Filistinim filistinim.

Siyonistler ayaklandi,Benim cigerlerim yandi,
Sehitler kiyamet sandi,Filistinim filistinim.

Musluman girmez araya,Kim merhem sürecek yaraya,
Bomba yagiyor oraya,Filistinim filistinim.

Bes yasinda yavrularim,Bosa gitti cagrilarim,
Bak eridi hep yaglarim,Filistinim filistinim.

Allah yardim eder ama,Bekle isa iner sama,
Bak gönlümdeki su gama,Filistinim filistinim.

Yahudiden dostmu olur,Hayvan desem sucmu olur,
Araplar birlesin nolur,Filistinim filistinim.

Araplar donmus saskina,Toplanin cikin baskina,
Hz. Omerin askina,Filistinim filistinim.

Dondu kanim akmaz oldu,Muslumanlar bakmaz oldu,
Acan ciceklerim soldu,Filistinim filistinim.

Tank tufek onun elinde,Musluman zikir dilinde,
Allah askina gelinde,Filistinim filistinim.

Bak yaralarim kaniyor,Gören beni deli diyor,
Vallahi icim yaniyor,Filistinim filistinim.

Filistinlim tak kusagi,Bir gün düsecek asagi,
Amerikanin usagi,Filistinim filistinim.

Muslumanlar hep üyüyor,Katil camiyi vuruyor,
Bak köpek gibi uruyor,Filistinim filistinim

Allah yardim etsin size,Ne yapalim söyle bize,
Gelemedik kendimize,Filistinim filistinim.

Muslumandan olmaz köstek,Cikamadik sana destek,
Sasirdim kaldim ne etsek,Filistinim filistinim.

Saban katar kizma olsun,Ölenlere Rahmet olsun,
Sehitlerim cennet görsün,Filistinim filistinim.

Biz unuttuk özümüzü,Tutamadik sozumuzu,
Bir gün gelir ocumuzu,Alacagiz Filistinim.

Allah yardimciniz olsun sevgili kardeslerim,Almanyadan saban katar.3-1-2009

 

 

1/12/2009
ERKAN OCAKLI

BIR CINAR DAHA ALLAHA YURUDU.........?

www.cimildiyari.com                            

Uzun zamandan  beri sizlerle yakin bir temas içerisinde olamiyorum bu nedenle özellikle manevi destekleriniz için cimillilere tesekkür ederim.Biliyorsunuz ki yakin bir zamanda ERKAN OCAKLI  yi kaybettik.Sayin ikizdereli SABAN KATAR abimizin forum bölümüne yazmis  oldugu siir ,çok etkilyici bir dille ifade edilmis

ERKAN OCAKLININ SIIRINDEN dolayi Saban Katar abimize tesekkur ederim.

ERKAN OCAKLI

Sahnede Erkan var milletim costu,
Yas kemale erdi dunyadan göctü,
Bir milyon musluman pesinden köstü,
Rahmet olsun sana Erkan ocakli.

Dunya haline bak yamanmi yaman,
Kurtlar sofrasina dustun bir zaman,
Turkiyede az var gögsünde iman,
Topragin bol olsun Erkan ocakli.

Karadeniz senden memnun bilseydin,
Keske mumkun olsa geri gelseydin,
Cenazene gelenleri,ag bi görseydin,
Gözün acik gitmezdi Erkan ocakli.

Bir plak yapmistin güzel sözleri,
Eminem turkusu yakti bizleri,
Daha simdiden özledik seni,
Mekanin cennet olsun Erkan ocakli.

Ama hak etmistin Allahta verdi,
Mevlam Rahmetini önüne serdi,
Ezanlar dualar ag ne güzeldi,
Ruhun sad olsun Erkan ocakli.

Seni cok severdi Laz ile cerkez,
Imanli olduguna sahittir herkes,
Yerin cennet olsun, hürilerle gez,
Rahmet olsun sana Erkan ocakli.

Dusmanlarin iki seksen yatiyor,
Kasetlerin catir catir satiyor,
Sevmeyene cemaatin batiyor,
Ruhun sad olsun Erkan ocakli.

Cani veren aldi kime kizayim,
Sair degilimki seni yazayim,
Gurbet ellerinde bende hastayim,
Ruhun sad olsun Erkan ocakli.

Muslumandin tam hakiki musluman,
Cemaatin toplandi,aman ha aman,
Türkiye yas tuttu öldügün zaman,
Mekanin cennet olsun Erkan ocakli.

Ben Rizeli saban cok sevdim seni,
Cennete gelirsem gelde gör beni,
Vasiyetim budur unutma hemi,
Mekanin cennet olsun Erkan ocakli.

Sen her zaman derdin,Kuranimiz Hak,Allah bir,
Bunu herkes demez, bu bir sirdir sir,
Arada sirada ruyamiza gir,
Mekanin cennet olsun Erkan ocakli.

Kanser oldun diye üzülme sakin,
Evlat baba tanimiyor ,kiyamet yakin,
Su yalan dunyanin haline bakin,
Ruhun sad olsun Erkan ocakli,

Öldün diye zannetmeki sen bittin,
Ben sehadet ederim imanla gittin,
Hastaligi gunahina kefaret bildin,
Mekanin cennet olsun Erkan ocakli.

Baska ne anlatsam ne desem sana,
Kötüleri yazsam yakismaz bana,
Hakkinizi helal edin Erkana,
Mekanin cennet olsun Erkan Ocakli

saban katar almanya.21.11.08

 

 

 
1/13/2009
BEKARAYDIN-SIIR-

 

 

 

 

 

 

 

ORTADOĞU YANARKEN
Vatanındı Almanya,
Eski değil, daha dün.
Fırınlarda katledildin,pişirildin, sabun oldun,
O günlerin intikamı mıdır? Katılsın bugün.
*
Gittiğiniz her yerden kovuldunuz,
“Kenan ülkesi, Siyon Dağı…” hayal kurdunuz,
Aldınız arkanıza katil Amerika’yı,
Yıllardır Ortadoğu’da bebek katili oldunuz.
*
Ne insanlar canlı canlı gömdünüz,
Dünyanın başına bela oldunuz,
Yalvardınız Osmanlı’ya,
Yeri geldi, bize düşman oldunuz.
*
Ey lanetlenmiş milletin lanetli torunları!..
Niyetin Yahudilik, kim yutar oyunları,
“Ağlama Duvarı’nın dibinde sefil leş kargaları,
Kader ve felek değil, maalesef öldürür insanları,
Namertın kurşunları.
*
Kafaları kazınmış şu kelaynak itleri,
Neden korkarda susar şu Suudi’nin Şeyhleri,
Nerde “İnsan Hakları” Şu Bir LEŞ olmuş Milletler?
Hep katil Amerika, yanında İngiltere…
*
Onlarca ölü bebek, onlarca sakat insan,
Bebeği öldürmezdin, birazcık insan olsan,
Hitler, işi yarım bıraktı, keşke hep sabun olsan,
O bebek yetim kaldı, sende vatansız kalsan.
*
Eeeyyyyyyyyy Kan kusan İsrail!...............
Yüzü insana benzer, asla insan olmamış,
Zülüm payıdar olmaz, bu dünya kime kalmış,
Emelin midir Kudüs, kimlerden miras kalmış?
*
Eli kopmuş bir çocuk, anası yok, su yok,
Beton altında baba, az ötede yarı canlı anası,
Savaşla doğup savaşla büyüyenler,
Kahpedir, kahpeliğinize gülenler.
*
Ah Filistin ah! Ağlayan bir anasın,
Ölüler, odun gibi kamyonlara dolmuşlar,
Parçalanmış insanlar, nasıl yürek dayansın,
Güzel yurdum Türkiye, böyle yerde sen varsın.
Bağır, koş, yürü, katıl dünya uyansın.
*
Katil, kahpe İsrail, sefilleri vurursun.
Sen, zülmune devam et, bütün dünya uyusun,
Kaldırmayın, kanlar yerde kurusun,
İslam’ın, sade secde olmadığını bilenler uyanırsa,
Döktüğün kanda boğulursun.
Hepbekar/12.01.2009

 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini görÖzel mesaj gönder  
1/19/2009
KÖYÜM ESKI KÖYÜM DEGIL

 

 

KÖYÜM ESKI KÖYÜM DEGIL:


Insanliklar para olmus,
Yüregime yara olmus.
Acan ciceklerde solmus,
Köyüm eski köyüm degil.

Anlat saban anlat biraz,
Kis gectimi geliyör yaz,
Calmaz oldu benim bu saz,
Köyüm eski köyüm degil.

Daglar gibi derdim coktur
Yas dökecek dostum yoktur,
Sevenlerde sevda yoktur,
Köyüm eski köyüm degil.

Eskilerde bir hal vardi,
Yuz utanirdi Ar vardi,
Simdi bizi nifak sardi,
Köyüm eski köyüm degil.

Sorma dostum derdimiz cok,
Selam versen alanin yok.
Cok sukurki karnimiz tok,
Köyüm eski köyüm degil.

Güzellikler tek tek gitmis,
Saygi denen nesne bitmis,
Bilmem dunyami degismis,
Köyüm eski köyüm degil.

Kimi hala fakir kalmis,
Kimide bir araba almis,
Saban düsünceye dalmis,
Köyüm eski köyüm degil.

Isin düsse kimse bakmaz,
Saban kimki kimse takmaz,
Paran yoksa dostluk olmaz
Köyüm eski köyüm degil.

Muslumanlik hic arama,
Hic el sürmedim harama,
Nolur dokunma yarama,
Köyüm eski köyüm degil.

Kimi var tapar yatira,
Kimi var döker satira,
Kalsin yazdigim hatira,

Köyüm eski köyüm degil.

 

saban katar-27-09-2007-

 

1/11/2009

Ziyaretci sayfasi

 
ALLAH ASKINA BU KASETLERI DINLEMEDEN GECMEYIN--(H:z.Fatima)

REGAIP KANDILINIZ MUBAREK OLSUN

Sultanahmet'te Regaip Kandili coşkusu

Sultanahmet Camii'nde, Regaip Kandili dolayısıyla program düzenlendi. Kandil gecesini idrak etmek isteyen vatandaşlar camiyi doldurdu.

Sultanahmet'te Regaip Kandili coşkusu

Dilipak'tan şaşırtan komplo teorileri

Vakit Gazetesi Yazarı Abdurrahman Dilipak Ergenekon çözümlenemezse darbe olur dedi ve tarih verdi. Dilipak Yazıcıoğlu'nun ölümüne için şu yorumu yaptı.

Dilipak'tan şaşırtan komplo teorileri

Vakit Gazetesi Yazarı Abdurrahman Dilipak, ABD kaynaklı Ergenekon Operasyonu'nun mahkeme tarafından çözülememesi durumunda bu yılın eylül ve ekim aylarında bastırılmak üzere bir darbenin kapısının aralanabileceğini belirterek, "Ergenekon, çatışma yoluyla çözümlenemezse, AK Parti'nin oyları düşürülerek 2010 sonunda erken seçime gidilebilir" dedi.

Helikopter kazası sonucu hayatını kaybeden Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüne şüpheli bakılması gerektiğini belirten Dilipak, "Çatlı ile dirsek temasında olan Yazıcıoğlu'nun ortadan kaldırılması, ABD'nin yürüttüğü planın bir ayağı olabileceği aklınızın bir kenarında bulunsun" diye konuştu.

Mazlum-Der Kayseri Şubesi tarafından düzenlenen 'Geçmişteki Darbeler' konulu konferansa katılan Vakit Gazetesi Yazarı Abdurrahman Dilipak, gündemle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Amerika'nın Türkiye'deki derin devletin yapısını değiştirecek bir projesinin olduğunu ifade eden Dilipak, 28 Şubat sürecinden önce Refah Partisi hükümetinin Çatlı'yı desteklediğini söyledi. Ergenekon'un 28 Şubat sürecinden önce planlandığını söyleyen Dilipak, derin devlet içerisindeki kontrol dışı unsurların Erbakan eliyle tasfiye edileceğini kaydetti.

Dilipak, "Siyasi ve bürokraside yer alan bu unsurların hesaba çekilemeyecek olanı da Çatlı kendisi temizliyordu. Çatlı'nın yanındaki Sedat Bucak ise Çiller'in bir sponsoruydu. Çatlı, Mahsin Yazıcıoğlu ile dirsek temasına girdi. Muhsin Yazıcıoğlu'nu ortadan kaldırılmasının sebebi, bu işler de olabileceği aklınızın bir kenarına tutun. Operasyonla, Alevi, sol ve Kemalist unsurların bir an önce temizlenmesi gerekiyordu. Bu çerçevede komünist unsurlar temizlenecekti. Kontrol edilemeyen unsurlar, Çatlı'yı ortadan kaldırınca Refah Partisi devrildi" şeklinde konuştu.

"28 ŞUBAT SÜRECİ BİR BAŞKALDIRIŞTIR"

28 Şubat'ın ABD'ye karşı bir başkaldırış niteliğinde olduğunu ifade eden Dilipak, "28 şubat ABD ya da NATO, daha doğrusu darbeye karşı bir başkaldırıştır. Komünistler, 'Biz de burada varız' dedi. Bu olay o kadar derinki, mesela PKK onlara hiç de yabancı değil. Apo'nun rolü siyasiydi. Onun da bu oyunda bir rolü vardı. Amerika bu işi bitirmeye kararlı. Ergenekon Operasyonu doğrudan ABD'nin yürüttüğü bir operasyondur. Bugün yapılan operasyonla ABD, bu işi tamamen bitirmeyi istiyor. Kontrolden çıktığı unsurlarının yok edilmesi değil, yeniden yapılandırılması söz konusu. İleriki dönemlerde oraya sakallılar ve baş örtülüler de alınacak. Bunu yaparken de Kemalist, Alevi ve solcu unsurları da temizlenecek. ABD, Özden Örnek raporunu ortaya çıkardı. Abdullah Gül, kendisine sunulan Özden Örnek raporunu masanın altına koydu. O kadar kolay bir şey değil. Büyük bir lokma bu" ifadelerini kullandı.

Uğur Mumcu suikastıyla ilgili açıklamalar da yapan Dilipak, "Mumcu niçin ortadan kaldırıldı? Tabi ki gördüklerinden dolayı. Başka hikayelerle karşılaştı. Apo meselesiyle karşılaştı. 40. odayı gördü diye Uğur Mumcu'yu öldürdüler" ifadelerini kullandı.

Erdoğan'ın Büyükanıt ile Dolmabahçe Sarayı'nda yaptığı görüşmeyi de esprili bir dille anlatan Dilipak, "Erdoğan, Büyükanıt ile masaya oturdu. Büyükanıt, Erdoğan'ın aile raporlarını sundu. Erdoğan da, 'inceleyim, sonra görüşürüz' dedi. Dolmabahçe'deki büyük toplantıda ise Erdoğan da Büyükanıt'a ait raporları masaya koydu ve 'Bak bunlar da var. Ama biz sana güveniyoruz' dedi. Büyükanıt da 'Biz de inanmıyoruz. Biz sadece gösterdik' iddiasında bulundu.

"EYLÜL VE EKİM'DE DARBE KAPISI ARALANABİLİR"

Özden Örnek raporunu yayınlayan Nokta Gazetesi'ne yönelik soruşturma açıldığını da hatırlatan Dilipak, konuyla ilgili olarak Taraf Gazetesi'nin olayın üzerine gitmesinin operasyonun son gelişmesi olarak nitelendirdi. Konunun kamuya mal edildiğini söyleyen Dilipak, Ergenekonu mahkemenin çözüme kavuşturmaması halinde bu yılın eylül ve ekim aylarında darbe yaşanabileceğini ileri sürdü. Darbe teorisi hakkında bilgiler veren Dilipak, "Bu olay kamuya mal oldu. Milyonlarca sayfadan oluşan birçok belge var.

Yargı yoluyla kontrol dışı unsurların tasfiyesi gözüküyor. Mahkeme birçok kişiyi alabilir. Ama, karardan hemen sonra mahkeme af çıkarıp, bunların hepsini af edecektir. Binlerce kişi devlet tarafından görevlendirilmiştir. Bunlar da ne yaptıklarının çok da farkında değiller. Mahkeme de bu işin altından kalkamayacak. Zaten birçok engellemeler var. Savcılar görevden alınıyor. Yüksek mahkeme engellenmeye çalışılıyor.

Eğer mahkeme bunu halledemezse önümüzdeki dönemde Türkiye'de eylül ve ekim aylarında bastırılmak üzere bir darbeye kapı aralanabilir. Bu olay sonucunda epey bir adamın işini bitirirler. Çatışma yoluyla da çözülemeyecekse de 2010 başından itibaren de şu an AK Parti anayasal çoğunluktan salt çoğunluğa düştü. Daha sonra da salt çoğunluktan normal çoğunluğa götürülecek. 2010 sonunda ise hükümeti erken seçime götürmek planlanıyor" ifadelerini kullandı.

Şu an darbe sonucu ortaya çıkan 1982 anayasasının yürürlükte olduğunu söyleyen Dilipak, "Hala darbe anayasası var. İç hizmet yönetmeliği yürürlükte. Hala Amasya Kararnamesi yürürlükte. Darbenin bütün şartları hazırdır. Asker yetkilerini kullanacak olursa, darbe yapacak bir zemin oluşturulur" şeklinde konuştu.

Etiketler: vakit gazetesi yazarı abdurrahman dilipak ergenekon muhsin yazıcıoğlu mazlım-der

İHA

Bu haber 18004 kez okundu.
(3
 
WebSayfam Domain, Hosting, Web Tasarım ile Web Sitesi Çözümleri