| 3/19/2008 | 00:21 | Yüksek tansiyonun sebebi tuz! |
| 3/18/2008 | 14:13 | Saç Dökülmesinin 7 Nedeni |
| 3/18/2008 | 11:09 | Hipertansiyonun en büyük sebebi |
| 3/17/2008 | 00:21 | Mini migren testi!! |
| 3/15/2008 | 09:39 | Kanın pıhtılaşmasını önleyen ilaç geri çekildi |
| 3/13/2008 | 10:35 | Yeşil çayın bilinmeyen 7 faydası |
| 3/12/2008 | 11:05 | Bakteriler, penisiline dirençli hale geldi |
| 3/12/2008 | 09:43 | Bağırsak Kanseri İçin Test Önemli |
| 3/10/2008 | 20:00 | Kökü bin derde deva |
| 3/10/2008 | 09:38 | KANSER kapınızı çalmadan tedbirinizi alın |
| 3/9/2008 | 08:56 | Ölümlerin %50'si Hipertansiyondan |
| 3/8/2008 | 09:40 | Asprin kadınlarda meme kanseri riskini azaltıyor |
| 3/7/2008 | 13:15 | Balık yağı içen annelerin bebekleri daha zeki oluyor |
| 3/6/2008 | 16:35 | Yeşil kart tamamen kalkıyor |
| 3/6/2008 | 10:45 | Omurga Kırıklarında Yeni Tedavi |
| 3/5/2008 | 09:14 | Neden gıdıklanıyoruz? |
| 3/4/2008 | 11:58 | Kanseri şekerle BESLEMEYİN |
| 3/3/2008 | 09:45 | Gözdeki tehlike IŞIK ÇAKMASI |
| 3/3/2008 | 00:34 | Ağrılarınızdan "elle" tedaviyle kurtulun |
| 3/2/2008 | 01:05 | Doktorlar eyleme hazırlanıyor |
| 3/1/2008 | 09:47 | HPV aşısını erkekler de yaptırabilir |
| 2/28/2008 | 16:17 | Az tuz, düşük kalp krizi riski |
| 2/28/2008 | 13:11 | Kızamık Virüsü 2010'da Yok Olacak |
| 2/28/2008 | 00:30 | Sıcak havalar yanıltmasın... |
| 2/26/2008 | 13:15 | Doğru ekmek seçimi sağlığa yarar sağlıyor |
| 2/26/2008 | 12:22 | Türk yeşil çayı en sağlıklı yeşil çay |
| 2/26/2008 | 10:04 | Bu besinler sağlığımıza birebir |
| 2/25/2008 | 16:55 | Cep telefonları cilt kanserine yol açıyor |
| 2/25/2008 | 09:49 | Suyu şifa olan meyveler hangileri? |
| 2/25/2008 | 00:45 | Tek taraflı çiğneme, dişlerde ve çenede kalıcı hasara yol açabiliyor |
| 2/23/2008 | 09:29 | Çağımızın hastalığı "Kabızlık" |
| 2/22/2008 | 11:15 | Çocukları hasta eden soğuk değil havasızlık |
| 2/21/2008 | 12:32 | Portakal kokusu sakinleştiriyor |
| 2/21/2008 | 10:25 | Tıpta Yeni Gelişme |
| 2/20/2008 | 09:57 | Hamilelere midye yasak |
| 2/19/2008 | 12:48 | Karda yürümenin püf noktaları |
| 2/19/2008 | 02:26 | Alerjiye neden olan molekül keşfedildi |
| 2/18/2008 | 14:47 | Stres, hastalığa davetiye çıkarıyor |
| 2/16/2008 | 20:40 | Nüfusun % 90'ı neden hasta? |
| 2/16/2008 | 09:49 | Bu çay sigarayı bıraktırıyor |
| 2/15/2008 | 20:28 | Obezite Çin seddini de aştı |
| 2/14/2008 | 23:31 | Çocuklarınız parmağını emiyorsa... |
| 2/14/2008 | 16:27 | Diyabet hastalarına müjde! |
| 2/14/2008 | 12:51 | Cildinize göre vitamin |
| 2/13/2008 | 20:51 | Dişlerin bilinmeyen düşmanı! |
| 2/13/2008 | 14:03 | Oyuncakları saklayın! |
| 2/12/2008 | 21:25 | 'Doğal tedavi' öldürdü |
| 2/12/2008 | 16:50 | Bebeğinizi anne sütünden mahrum etmeyin |
| 2/12/2008 | 10:05 | Acilde yer yok’ devri kapanıyor |
| 2/12/2008 | 01:35 | Sun'î tatlandırıcı, şişmanlatıyor |
İran şeker hastalarının ayaklarında çıkan yaraların tedavisi için bitkisel bir ilaç geliştirdi.
İran Sağlık Bakanı Kamran Bakıri Lenkerani, şeker hastalarının ayaklarında çıkan yaraların tedavisi için bitkisel bir ilaç geliştirdiklerini söyledi.
Lenkerani, yeni ilacın tanıtımı için İmam Humeyni Hastanesinde düzenlenen törende yaptığı konuşmada, ‘İranlı bilim adamlarının 7 yıllık çalışma sonucunda, dünyada ilk kez, şeker hastalarının ayaklarındaki yaraların tedavisinde kullanılan Anjipars adlı bitkisel bir ilaç geliştirdiklerini’ bildirdi.
‘Genç bilim adamlarımızla gurur duyuyoruz’ diyen Lenkerani, geliştirilen ilacı önce iç, daha sonra da dünya piyasasına sunacaklarını kaydetti.
İran Sağlık Bakanı, yeni ilacın sadece şeker hastalarında oluşan yaralar için geliştirildiğini, ancak vücutta oluşan diğer yaraların tedavisinde de kullanılabileceğini söyledi.
Şeker hastalığının bütün dünyada olduğu gibi İran’da da arttığını kaydeden Lenkerani, hastalığın ilerlemesi durumunda ayaklarda yaralar çıktığını, daha da ilerlemesi durumunda ayağın kesilmesinin söz konusu olduğunu anlattı.
İran’da yaklaşık 3 milyon şeker hastası bulunduğunu bildiren Lenkerani, bunlardan yılda 500 bininin ayağında yara çıkma tehlikesi bulunduğunu, 75 bin kişinin ayağında yara çıktığını, 10 bin şeker hastasının ise bu yüzden ayağının kesildiğini kaydetti.
Lenkerani, dünya genelinde ise yılda yaklaşık bir milyon kişinin şeker hastalığı yüzünden ayağını kaybettiğini belirtti.
Dünyada yaklaşık 150 milyon şeker hastası bulunduğu, bu sayının 2025 yılında 300 milyonu geçeceği ifade ediliyor.
|
|||||
|
|||||
| Hayat kurtaran bitkisel reçeteler | |
![]() |
Unutkanlıktan kurtulmak ve sigarayı bırakmak için... |
|
Lavantanın
hepatit hastalarına, brokolinin de prostata iyi geldiğini dünyaya
açıklayan Prof. İbrahim Adnan Saraçoğlu'nun derin araştırmaları ve
etkili tedavi yöntemleri var. Sizler için dünyaca ünlü Prof.
Saraçoğlu'ndan en çok karşılaşılan sorunlar ve çarelerini derledik. |
|
| ORGANLARA BİREBİR BENZİYORLAR! | |
![]() |
Meyve ve sebzelerin insan vücudundaki organlara benzerlikleri ve yararları resimlerle anlatıldı! İşte İnsan vücudunda yer alan organlar ve benzeyen sebze-meyveler! |
|
|
|
| Kanser tedavisinde mucize ilaç ! | |
![]() |
İngiltere'nin başkenti Londra'daki Royal Marsden Hastanesi bilim adamlarının, tedavisi mümkün olmayan ve çok saldırgan bir prostat kanseri türüne karşı etkili ilaç geliştirdikleri açıklandı. |
|
Kanser
tedavisi alanında 70 yılın en önemli gelişmelerinden biri olduğu
belirtilen "Abiraterone" adlı ilaçla hastalığın halen uygulanan
kemoterapilere karşı dirençli ve öldürücü türünde yüzde 80'e varan
tedavi imkanının ortaya çıktığı ifade edildi. |
|
|
|
#2 |
|
E.A.Forum Yöneticisi(Psiko)
Cinsiyet:
Mesleği: psikolojik danışman
Medeni Durum: Evli
Şehir: 35İZMİR
Yaş: 34
Mesajlar: 3,981
Ruh Halim:
|
İŞTE BİRÇOK TAKINTIMIZ
Temizlik: Saatlerce el yıkamak, banyo yapmak veya tekrar tekrar ev temizlemek. Tekrarlama: Takıntılı düşünce ile oluşan sıkıntıyı gidermek için tekrarlayan davranışta bulunmak veya akıldan başka düşünceler geçirmek. Yakınlarının başına kötü birşey gelebileceğini düşünen bir hasta bunun olmaması için halen yapmakta olduğu davranışı ikinci kez yaparak bu düşünceden kurtulabilir. Kontrol etme: Evine bir şey olacak veya yangın çıkacak korkusu ile kapıyı veya tüpün kapalı olup olmadığını tekrar tekrar kontrol etmek. Biriktirme: İşe yaramayan birçok eşyayı biriktirmek. Örneğin bazı kişilerde yeterli yeri olmadığı halde gazeteler, boş kavanozlar veya konserve kutuları gibi işe yaramayan şeyleri atamama davranışı görülebilir. Hatta son birkaç yıl içerisinde gazetelere yansıyan çöplük evler buna en güzel örnek olarak değerlendiriliyor. Sayma: Yolda yürürken kaldırım taşlarını saymak ve araba plakalarını okumak, günlük işleri yaparken belli sayılarda tekrar etmek. Kazağını üç kere giyip çıkarmak veya aynı yere beş kere gitmemek. Tamamlama: Bu hastalar ise davranışı mükemmel olana kadar tekrar tekrar yaparlar. Örneğin kirlilik takıntısı olan bazı hastalar önce musluğu, lavaboyu ve sabunu yıkar (genelde belli sayıda), daha sonra elini belli sayıda yıkar ve sonra aynı işlemi tekrarlar. Aşırı tertipli ve düzenli olma: Örneğin çalışma odasında her şeyin simetrik durması veya masanın üstündeki her şeyin belirli bir sıra ile dizilmesi gibi. ÇOCUĞUMU ÖPERSEM BAŞINA BİŞEY GELİR Mİ? Dr. Kemal Şahin, tedavi için gelen hastalarının ilginç takıntılarını şöyle anlatıyor: “40 yaşlarında bir hastamız, televizyon izlerken tv kumandasını sert bir şekilde bırakırsa başına kötü bir şey geleceğini düşünüyor. Eğer, kumandayı elinden kaydırarak bırakırsa içi rahatlıyor. Diğer bir hastamız, eve gittiği zaman çocuğunu öperse, o gün çocuğunun başına kötü bir şey geleceğini zannediyor ve kendisini öpmeye çalışan çocuğundan sürekli kaçıyor.” Yatağımı cetvelle düzeltiyorum Adını vermek istemeyen bir hasta takıntısını şöyle anlatıyor: “Aşırı derecede simetri takıntım var. Yatağımı cetvelle ölçerek düzeltiyorum. Eğer isteğim ölçüde olmazsa çok büyük rahatsızlık ve huzursuzluk hissediyorum. Bu yüzden çoğu zaman okula geç kalıyorum ama yapmadan da kendimi alamıyorum |
|
|
|
xbx #3 |
|
E.A.Forum Yöneticisi(Psiko)
Cinsiyet:
Mesleği: psikolojik danışman
Medeni Durum: Evli
Şehir: 35İZMİR
Yaş: 34
Mesajlar: 3,981
Ruh Halim:
|
HASTA YAKINLARINA DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?
Bu hastaların kendi hastalıkları konusunda genelde iç görüleri yoktur. Bu nedenle bu hastalarla yaşayan kişilere çok iş düşmektedir. Bu hastalığın aslında tedavi edilebilir olduğunu anlatmak ve doktora gelem konusunda bu hastaları ikne etmek genelde yakınlarına düşmektedir. Hastalığın tedavisi yorucudur ve hastayı oldukça gerginleştirir, bu dönemlerde hastanın yanında olmak ve destek vermek çok önemlidir. Belirtileri tartışarak düzeltmek mümkün değildir. Hastalar zaten bu düşünce ve davranışın saçma olduğunun farkındadır, onlarla bunu tartışarak üzerlerine gitmek hastanın sıkıntısını artırmaktan başka işe yaramaz. Bunun yerine onları anladığınızı ve yanlarında olduğunuzu belirterek destek olmak tedavinin seyri açısından oldukça olumludur. Davranış tedavisinde amaç takıntılı düşünceleri ortadan kaldırmak değil hastanın bu düşüncelerle barışık yaşamasını sağlamaktır. Örneğin çöp bidonunun yanından geçerken eline kir bulaştığını düşünerek defalarca elini yıkayan bir hastaya “hayır kir bulaşmadı” demek yerine “eline kir bulaşıp bulaşmadığına karar vermek için çaba harcamamalısın, kir bulaştığını kabul etsen bile elini tekrar tekrar yıkamamak için direnmelisin” düşüncesi aşılanır ve hastanın bunu başarması istenir. Bu nedenle hasta yakınlarının bu düşünceye uymayan yaklaşımları tedaviyi zora sokmaktan başka işe yaramaz. Bu tür yaklaşımlar OKB beliritlerinin artmasına sebep olabilir. Aile içi sorunlar bu hastalığın sebebi olmaz ancak çoğu zaman hastalığın belirtileri aile içinde sorunlara neden olur. Bu hastalık pek çok hastalıktan daha fazla hasta yakınlarını rahatsız eder. Örneğin yıkanma obsesyonu olan bir hasta gün boyu banyoyu işgal ettiği için, hasta yakınları banyoyu kullanamaz hale gelebilir, veya dışarıdan kir bulaşacak diye obsesyonları olan bazı hastalar sadece kendileri değil ailenin diğer fertlerini de bazı davranışlar yapmaya zorlayabilirler (örneğin dışarıdan gelir gelmez soyunup banyo yapmak gibi). Bu nedenle tedaviye gelindiğinde çoğu zaman hasta yakınları da hastalar gibi yorgun ve tükenmiştir. Yakınları OKB tedavisi gören kişilerin zaman zaman tedaviyi yapan doktoru ziyaret ederek tedavinin seyri konusunda bilgilendirmesi ve ne yapacakları konusunda bilgi alması oldukça faydalıdır. NOT : ALINTIDIR |
![]() |
|
9 Yaşında Bir Kız ve Prof.Dr.Ayhan SONGAR |
|
|
|
Prof. Dr. Mustafa NUTKU |
||
|
|
||
|
İstanbul’da bir
hastanede, 9 yaşında bir kız... İsmi: Esra... “
– Babamı çağırabilir misin, anne?” demiş. * * * “SEKİZİNCİ DEVA
* * * Dr.
Sadullah Nutku ve Prof. Dr. Ayhan Songar (her ikisine de Allah rahmet eylesin)
bir uçak seyahatinde yan yana iki koltukta oturuyorlarmış. * * * Prof. Dr. Ayhan Songar da bir gün, Esra isimli 9 yaşındaki o küçük kız ve daha başka birçokları gibi kanser hastalığına yakalanmış. O da ecelle randevusuna doğru geri sayımının son günlerindeyken ve 9 yaşındaki o küçük kız gibi, vücuduna yayılmış olan kanser hastalığı ile hastanede yatarken, yanından hiç ayırmadan okuduğu ve vefatında da yatağında yanı başında duran kitap, 9 yaşındaki o küçük kızın ölüm döşeğindeyken okuduğu kitapmış; ilk defa bir uçak yolculuğunda yan yana otururken Dr. Sadullah Nutku’dan dinlediği ve daha sonra da, meşhur bir psikiyatri profesörü olarak o zamana kadar kendisine muayene ve tedavi için müracaat etmiş birçok hastasına tavsiye ettiği, manevî devalar hazinesi: “Hastalar Risalesi”…
|
| 'Müthiş karışım'ı yeniden keşfetti.. | |
![]() |
Edirne'nin ünlü Bademezmecisi Arslanzade uzun araştırmalar sonucu Osmanlı padişahlarının hekimlerine hazırlatarak kullandığı Tahinli Deva-i Misk ürününü piyasaya sürdü. |
|
Osmanlı
İmparatorluğu'na 92 yıl başkentlik yapan Edirne, kaybolan değerlerini
bir bir ortaya çıkarıyor. Osmanlı İmparatorluğu Padişahlarının
güçlerine güç katması için Edirneli helvacılar tarafından yapılan
macunun formülü uzun süren çalışmaların ardından tekrar ortaya çıktı.
Edirne'nin ünlü Bademezmecisi Arif Meriç, uzun süren araştırmalar
sonucunda doğan Viagra denilebilecek macunu tekrar üretmeyi başardı. |
|
| R | 320 |
Harvard Üniversitesi’nden gelen haber tüm dünyadaki milyonlarca diyabet hastası için umut oldu. Uluslararası alanda başarılı çalışmalarıyla ünlenen Türk bilim adamı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve ekibi, diyabet, karaciğer yağlanması ve metabolik hastalıkları durdurabilecek hatta tersine çevirebilecek yeni bir hormon keşfetti. Hormona ‘Likopin’ adı verildi.
Bu hormon, diyabetin, şeker metabolizması kadar yağ metabolizmasını da bozan bir hastalık olduğunun da belirlenmesini sağladı.
KARACİĞERE SİNYAL
Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve araştırma ekibi, deney farelerinde insülin ile eşdeğer etkilere sahip ve yağ asiti karakterinde olan bu yeni hormon türüyle yağlar ile diyabet arasındaki gizemli ilişkiyi de ortaya çıkardı.
Dünyanın önde gelen bilim dergilerinden Cell’de yayımlanan makale ve beraberindeki yorumlara göre, Likopin’in keşfi diyabet ve şişmanlığın ve bunlara bağlı diğer hastalıkların çözümü için çok önemli bir aşama olarak görülüyor.
Prof. Dr. Hotamışlıgil, ilk başta söz konusu mekanizmanın arkasındaki maddenin bir protein ya da peptid hormonu olduğunu düşündüklerini ve uzun yıllardır bu maddeyi aradıklarını söyleyerek “Sonra bu maddenin yağ hücreleri tarafından kana salgılanan binlerce yağ asitinden biri olabileceğini fark ettik ve yağları taramaya başladık” diye konuştu.
Prof. Dr. Hotamışlıgil, “C16:1n7-palmitoleate” adı da verilen bu hormonun neler yapabildiğini “Likopin yağ dokusundan salındıktan sonra kasları ve karaciğeri etkiliyor. Kas dokusunda hücrenin insüline karşı hassasiyetini artırıyor, karaciğerde ise yağ toplanmasını engelliyor. Ayrıca metabolik hastalıklara sebep olan en önemli faktör inflamasyonu (iltihaplanma) da durduruyor” sözleriyle anlattı.
Gıdadaki yağ depolanmayacak
Prof. Dr. Hotamışlıgil ve araştırma ekibi deney hayvanları üzerinde yaptıkları araştırmalarda yeni hayvan modelinde gıdalardan alınan yağın depolanmadığını ve bunun yerine, yağ hücrelerinin kendi yağ moleküllerini geliştirdiğini gözlemledi. Yani vücutta üretilen bu yağ, palmitoleate yapımını tetikliyor ve bütün vücudun metabolizmasının sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlıyordu.
YAĞ HAKKINDA BİLDİĞİMİZ HER ŞEY DEĞİŞECEK
PROF. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, yağ hakkında bugüne kadar söylenenlerin aksine çarpıcı açıklamalarda bulundu. Hotamışlıgil, yaygın kanının aksine vücutta üretilen yağın zararlı olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Hotamışlıgil şu bilgileri verdi:
VÜCUDUN YAĞI EN İYİSİ
“Evde yapılan yemek gibi, vücudun ürettiği yağın en iyisi olduğunu görüyoruz. Bu gözlemle, kanda her seviyesi yükselen yağın zararlı olduğu görüşünü kitaplardan çıkarmamız gerekecek.” Hotamışlıgil, şöyle devam etti: “Hücrelerin kendi ‘iyi’ yağını üretmesi için kimyasal yollarla teşvik edilebileceğine inanıyoruz ve mümkün olduğunu bu çalışmada gösterebildik. Bu yöntemler insana uygulanabilirse öngörülmemiş tedavi yaklaşımları geliştirilebilir. İnsanlarda bu hormonun düzeyleri ile metabolik hastalıklar arasındaki ilişkiyi inceliyor, maddenin etkilerini ölçmeye hazırlanıyoruz.”
Walter'ın doktoru Prof. Thomas Brinker, “Amacımız zarar görmüş hücrelerin yeniden işlemesini sağlamaktı ve başarılı olduk. Bu yöntem 5 yıl sonra yaygın hale gelebilir. Böylece binlerce hasta iyileşebilir. Ameliyatın hiçbir yan etkisi yok” dedi.
1) Hastalar zayıflamış kan hücreleri beynin içinde parçalandığında felç geçiriyor. Bunun sonucunda da konuşma ve kollarını kullanabilme yeteneğini yitiriyor.
2) Cerrah, hastanın kafatasında küçük bir boşluk açarak kanayan damarların kanamasını durduruyor. Beynin içinde hiçbir şekilde kan bırakmıyor.
3) İçinde milyonlarca kök hücre bulunan 2 santimetrekare boyutlarındaki çay torbası yerleştiriliyor.
4) Poşetler, beyin hücrelerinin ölmesini ve kendisini yenilemesini sağlayan CM1 adlı bir ilaç üretmeye programlı.
5) İki hafta sonra, çay poşetleri beyinden çıkarılıyor. Hasta konuşma ve kollarını kontrol edebilme yetenegini yeniden kazanıyor.
çıkarılınca adam sağlığına kavuştu.
![]() Yeni Mah. Mimar Sinan Blv. No.48/A Manisa |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Hasta Hakları Yönetmeliği | Kullanım Koşulları | İletişim |
Küçükkömürler, besinlerin tarihsel geçmişi ve halk kültüründe yer almasının insanların besin, sağlık konusundaki deneyimlerinin sonucu olduğunu ifade ederek, 'İnsanlar tükettikleri besinlerin sağlık üzerine olumlu etkilerini gördükçe o besinleri beslenmede, halk hekimliğinde ve sözel kültürde kullanmışlardır' dedi.
Elmanın dünya genelinde halk hekimliğinde ve sözel kültürde yer alan besinlerin başında geldiğini belirten Küçükkömürler, ana vatanı Orta Asya ve Kafkasya olan elmanın Türkler tarafından çok eskiden beri tüketildiğini anlattı.
Anadolu'da Romalıların hüküm sürdüğü dönemlerde elma üretiminin çok yaygınlaştığını ifade eden Küçükkömürler, 'Roma tanrılarının elma ve diğer meyvelerle onurlandırıldığı, Roma mutfağında ve tıpta da elmanın önemli bir yere sahip olduğu bilinmektedir. Günümüzde de elma ekolojik şartların uygunluğu ve gen merkezi olması nedeniyle Anadolu'nun birçok bölgesinde yetişmektedir' diye konuştu. Elmanın sağlık yönünden birçok faydası olduğunu vurgulayan Küçükkömürler, şunları kaydetti:
'Yapılan çalışmalarda elmanın kanser, astım, kardiyovasküler hastalıklar gibi kronik hastalıkların görülme riskini düşürdüğünü, kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği görülmüştür. Elma üzerine yapılan araştırma sonuçları da dikkate alındığında, düzenli sebze ve elmayı da içeren meyve tüketimi kronik hastalıklardan korunmaya ve sağlığın sürdürülmesine yardımcı olabilir. Elma birçok meyveye göre kolaylıkla taşınmakta ve güzel bir şekilde yıkanmışsa her ortamda tüketilebilir. Özellikle öğün aralarında tüketilmesi önerilmektedir. Piyasada elma ekstrası, kapsülü, özü gibi isimlerdeki ürünler yerine taze elma tüketimine önem verilmelidir.
AA
Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, beş yılda Türkiye’deki kemik iliği nakli sayısının 600’den 1200’e çıktığını hatırlatarak, kemik iliği naklinde kök hücrenin kullanıldığına dikkati çekti. Kök hücrenin kemik iliği nakli dışındaki kullanım alanlarının büyük araştırmalara konu olduğunu vurgulayan Özcan, “Kök hücre araştırmaları henüz doğmamış bir bebek ancak çok umutluyuz” dedi. Araştırmacıların son dönemde iki yeni sonuca ulaştığını dile getiren Özcan, bunların insanoğlunun aya attığı ilk adım gibi dev adımlar olduğunu söyledi.
Türkiye’de 2,5 milyon kişide var
Araştırmalardan ilkinin, farelere dışarıdan verilen embriyonik kök hücrelerinin gidip retinaya yerleşmesi ve görme fonksiyonunda düzelmeye yol açması, ikincisinin de dışarıdan kök hücre vermeye gerek olmadan insanın kendi alelade bir hücresini yeniden programlayarak sinir hücresine dönüştürmesi ve hasarlı dokuyu tedavi etmesi olduğunu açıklayan Özcan, şöyle konuştu: “Columbia Üniversitesi’nden Stephen Tsang’ın araştırması, yan görüş kaybı ve az aydınlatılmış alanlarda görme zorluğu (gece körlüğü) ile karakterize edilen bir retinal hastalık grubu olan ’Retinitis Pigmentosa’nın (RP) tedavisi için umut oldu. Hastalık, retinada görmeyi sağlayan hücrelerde hasara neden oluyor ve bu hastalık ABD’de 10 milyon, Türkiye’de ise 2.5 milyon kişide görülüyor. Tsang ve arkadaşları, RP hastalığı taşıyan farelerin göz dibindeki retinaya embriyonik kök hücre transfer ettiler. Retinaya yapılan nakil sonrası o kök hücrenin hem oraya yerleştiği hem de faaliyet görmeye başladığı anlaşıldı.
ABD’deki Stanford Üniversitesi’nden Marius Wernig ve Thomas Vierbuchen’in de, hücre mühendisliği yöntemleriyle farelerde herhangi bir hücreyi sinir hücresine dönüştürdüler. Sinir dokusu hasarının iyileşmesi olanaksıza yakın. Herhangi bir bağ dokusunu alarak 9 geni aktive eden bilim adamları hücreyi yeniden programladılar. Hasarlı doku dışındaki bir bağ doku hücresi, genetik değişikliklerle kök hücre özelliği kazandırılarak sinir hücresi halini aldı. Dışarıdan kök hücre vermeden hücrede genetik değişiklik yapıldı.”
Maranki TRT’de Enginar ve Devedikeni Mucizesini Anlattı! | ||
|
Yakın gözlüklere 15 saniyede veda
|
| [Kategoriler: Kalp ve Damar Sağlığı] |
Kalp ve şeker hastaları için yeni ilaç umudu[07.12.2007] | ||
Şişmanlık, şeker ve kalp hastalıkları üzerine araştırma yapan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, yıllardır sürdürdükleri araştırmaların bu yıl meyvelerini vermeye başladığını belirterek, hastalıkları anlama ve mekanizmalarını çözme açısından yeni atılımlar gerçekleştirdiklerini söyledi. "3 tane ana grup var üzerinde çalıştığımız. Hepsi şişmanlıkla beraber ortaya çıkan hastalıkların, gruplar halinde tedavi etme ihtimaliyle ilgili" diyen Prof. Dr. Hotamışlıgil, bu tedavilerin gerçekleşebileceğini genetik çalışmalarla ortaya koyduklarını, ayrıca tedavilerin kimyasal yöntemlerle de olabileceğini bulduklarını anlattı. Kaynak: Ntv-Msnbc - 18 Ağustos 2007 Cumartesi
|
El ağrısı ve uyuşma deyip geçmeyin!
| 23 Mayıs 2010 - 11:16 | ||||||
| ||||||




































