Bu -Allah Allah- 28 Şubat'ta neredeydi?' 
Taraf'ın ortaya çıkardığı Balyoz darbe planı ile Genel Kurmay Başkanı Orgenaral İlker Başbuğ'un açıklamalarına balyozlu tepki geldi. Başbuğ'un 'Allah Allah diyen asker' sözlerine ise 28 Şubat sorusu yöneltildi...
Haberin galerisi için tıklayın
Videoyu izlemek için tıklayınMardin Yenişehir semtinde biraraya gelen 22 Sivil Toplum Örgütü ve Sendikalar ilginç bir protesto eylemi düzenledi. Eyleme katılanlar ellerine aldıkları balyozlarla ortaya çıkartılan Balyoz darbe planına tepki gösterdi.
Meydanda toplanan yaklaşık 100 kişilik grup adına basın açıklamasını okuyan Eğitim Bir Sen Sendikası Başkanı Hasan Ekinci, Taraf gazetesinin yayınlarıyla ortaya çıkan "Balyoz" darbe planının Türkiye'de militarizmin vahşi niteliğini bir kez daha ve en açık boyutlarıyla ortaya koyduğunu belirterek, “Cuntacı zihniyet, gözü dönmüş iktidar hırsı ve vahşet duygusuyla, Cuma namazı vaktinde cep telefonu düzenekli bombalarla Fatih ve Beyazıt camilerinde katliam yapmayı, kendi savaş uçağını düşürmeyi ve bu vesile ile komşumuz Yunanistan ile ülkeyi savaşa sürüklemeyi, ülkeyi ve halkı faşizan bir diktatörlükle baskı altına almak için bir dizi kirli, karanlık eylem ortaya koymayı hedefleyebilmiştir."dedi
BAŞBUĞ’UN AÇIKLAMALARINA TEPKİ GÖSTERDİLER
Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ'un açıklamalarına da tepki gösteren Sivil Toplum Örgütleri ve Sendikalar adına konuşan Eğitim Bir Sen Sendikası başkanı Hasan Ekinci, “Genelkurmay başkanı diyor ki, 'Hücuma giden askerlere Allah Allah dedirten bir ordu nasıl olur Allah'ın evini bombalamak ister?' Biz sivil toplum örgütleri olarak diyoruz ki, Genel Kurmay başkanına soruyoruz, '28 Şubat sürecinde inançlı insanları mahkûm ve mağdur ederken bu Allah Allah neredeydi, Askeri lojmanları bile başörtülü insanlara yasaklarken bu Allah Allah neredeydi, 80 yıldır Müslümanları laiklik sopası ile döverken bu Allah Allah neredeydi? Askeri yemin töreninde Mehmetçikler’in başörtülü anne ve bacılarına yasak getirilirken bu Allah Allah neredeydi? Vicdansızlar darbeyi deşifre edenler mi? Yoksa darbeyi yapanlar mıdır? Halkımızın da bir sabrının sınırı olduğunu hatırlatmak istiyorum. Kaça bölünürse bölünsün, hiç bir halk kendisini tezgâh savaşlara, iç savaşlara sürükleyecek, birbirine kırdırmak için camide katledecek, müzede çocukları havaya uçuracak, kendi askerini öldürtecek planlara ortak olmaz.” dedi.
TÜRKİYE’DE DARBE KONUŞULMASI NE HALKIMIZA NE DE ORDUYA YAKIŞIR
21. Yüzyılda demokrasi ve hukukun üstünlüğüne inanılan bir Türkiye'de darbelerin konuşuluyor olması ne ülkemize, ne halkımıza, ne de ordumuza yakıştığını hatırlatan Ekinci" Her gün ayrıntısını biraz daha öğrendiğimiz Balyoz Darbe planı, dehşet vericidir. Bu planı hazırlayanlar bu ülkenin dostu değil düşmanlarıdır. Bunu yapanlar en kısa zaman içinde yargı önüne çıkartılmalı. Genelkurmay'ın ciddi bir adım atarak kendi içinde hesap sorması lazım. Böyle bir şey dünyanın hiçbir ülkesinde ve ordusunda yoktur. Hükümet ve Ordu bunlara gereken cezayı vermelidir. 2003'te AK Parti'nin iktidara gelmesinden sonra planlanan ve bilahare ortaya çıkan Sarıkız, Yakamoz, Eldiven, Ayışığı, Kafes ve şimdi de Balyoz darbe planları darbeciliğin, militarizmin "çürük elma" olarak da nitelenen kurumlar içerisindeki kişiler ya da bazı birimlerle sınırlı olmadığını gözler önüne sermekte. Camilere bomba koyarak Olağan Üstü Hal ve Darbe yolunu açmayı planlayan bir gözü dönmüşlük içeren Balyoz darbe planlarıyla ilgili olarak Genelkurmay'ın örtme tavrı kamuoyunu asla tatmin edemez.
BİR BALYOZ VARSA BUNU HAVAYA KALDIRACAK OLAN DA YİNE BU HALKTIR
TCK'nın “Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” olarak nitelendirdiği Balyoz darbe planı için savcılar harekete geçmek zorunda olduğunu kaydeden Ekinci konuşmasına şöyle devam etti." Bu anlamda Ergenekon soruşturması kapsamında darbe planları ve Özden Örnek'e ait darbe günlükleriyle ilgili olarak 5 Aralık 2009'da emekli generallerden Aytaç Yalman, İbrahim Fırtına ve Özden Örnek'in ifade verdiği soruşturma genişletilerek Balyoz Planı'nda ismi geçen tüm komutanlar yargılanmalıdır. Balyoz harekâtı siyasi partiler, medya, kitle örgütleri, sendikalar ve kamuoyunun darbe planları ve en temelde militarizm karşısında tavır alma zorunluluğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Darbe planlarına dahi gerektiği gibi karşı çıkmayan, açık bir şekilde mahkûm etmeyen, sorumlularının yargılanması için çaba sarf etmeyenler planlarda bahsedilen "dost", "müttefik" kategorisine girmekten kurtulamayacaklardır. Militarist zihniyetle köklü bir hesaplaşma içine girmeden ordunun darbeci eğilimlerini terk etmeyeceğini Sarıkız, Yakamoz, Eldiven, Ayışığı, Kafes ve şimdi de Balyoz darbe planları açıkça göstermektedir. Unutmayın ki halkın iradesini simgeleyen yumruklar her zaman balyozların üstündedir. Bir balyoz varsa bunu havaya kaldıracak olan da yine bu halktır ve yani biziz." şeklinde konuştu
CİHAN
4 (10)
Şehit oğlunun komutanını bakana şikayet etti

Şehit Jandarma Çavuş İsmail Uygun'un annesi Sultan Uygun, oğlunun komutanını 'adil' davranmadığı gerekçesiyle Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'a şikâyet etti.
Acılı anne, oğluna 12 saat nöbet tutturulduğunu belirterek, "12 saat kim nöbet tutuyor Allah aşkına?" dedi.
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, önceki gün Diyarbakır'ın Lice ilçesinde şehit düşen Jandarma Çavuş İsmail Uygun'un Kayseri'nin Turgut Reis mahallesinde bulunan ailesine taziye ziyaretinde bulundu. Bakanı ziyareti sırasında şehit İsmail Uygun'un babası Mürsel Uygun ve ağabeyi Ali Uygun ile birlikte aile yakınları karşıladı. Şehit evi önünde gerçekleşen ziyarete ilerleyen dakikalarda şehidin küçük kızı Beyza'yı kucağına alarak annesi Sultan Uygun ve eşi Ayşe Uygun da katıldı. Bakan Binali Yıldırım, ayağa kalkarak şehidin annesi Sultan Uygun ve eşi Ayşe Uygun'a da "Başınız soğulsun" dileklerini aktararak şehidin kızı Beyza'nın saçlarını okşadı. Bunun üzerine şehit annesi Sultan Uygun, Bakan Yıldırım'a sitem dolu sözlerle karşılık verdi. Askerlikte görev yeri belirleme işlemine 'kayırma' etkeninin karıştığına işaret eden anne Uygun, "Başın sağolsun demek kolay. Ben onu ne hallerde büyütüp yetiştirdim. Ne zorluklarla büyüttüm. Ciğerim yanıyor. Bazı şeyler çok zoruma gidiyor. Ben türbanlı biriyim. Şehit olanlar içinde annesinin dudağı boyalı olan var mı? Hiç öyle bir şehit annesine rastladınız mı? Torpil olduğunu bilseydim bende yaptırırdım. Hiç zengin ailelerin çocukları oralarda askerlik yapıyor mu?" diye sordu.
Anne Uygun, şehit düşen
oğlunun komutanını da Bakan'a şikayet etti. Komutanının oğluna adil
davranmadığını belirten Sultan Uygun, "İsmail'im aradıkça 'bana şu
şekilde gıcık alıyorlar' diyordu. 12 saat Doğu'da kim nöbet tutuyor
Allah aşkına. Bu çocuk üniversiteyi okumuş. Bu çocuk evin önünden geçen
yabancılardan korkardı. Bu nasıl teröristlerle çarpıştı. 'Şarjörü
takamadı' diyorlar. Eşim 'arama' dedi ama dün akşam komutanını aradım.
'Seni Allah'ın mahkemesine havale ediyorum. 12 saat nasıl nöbet
tutturdunuz' dedim. Bize şehit haberini vermek için gelen kişi 'oğlunuz
yemekhanede öldü' dedi. Daha sonra da dediler ki, teröristlerle
çatışırken siperdeyken 'kafanı kaldırma' demişler. Benim çocuğum da
kaldırmış. Kafası parçalanmış. Cesedi tanınmaz haldeydi. Canım kurban
olsun sen de benim kardeşimsin." diye konuştu. Konuşmanın ardından
şehit İsmail Uygun'un 2 yaşındaki kızı Beyza, Bakan Yıldırım'ın
ceketindeki Türk bayrağı rozetini almaya çalıştı. Bunun üzerine Bakan
Yıldırım, rozeti çıkararak minik Beyza'nın annesine teslim etti. (CİHAN)
Cihan
Bu haber 5720 kez okundu| Ahmet Altan öyle bir yazı yazdı ki... | |
![]() |
'Mustafa' filmine gelen eleştiriler Ahmet Alatan'ı çileden çıkardı. Altan, bugün öyle bir yazı yazdı ki ateş gibi. |
|
Atatürk |
|
TARİH TEKERRÜR ETMESİN DİYORSANIZ İBRET ALIN
![]() |
|
|
Yusuf Gezgin,2 asırlık bir projenin, büyük ve iddialı bir hedefin silahlı tedhiş örgütü Ergenekon'un derin köklerini yazdı.
Ergenekon'un derin kökleri
Ergenekon, 2 asırlık bir projenin, büyük ve iddialı bir hedefin silahlı tedhiş örgütüdür. Ergenekon, Türkçü vurguları kullanarak Türk milletinin sinirlerini, beynini, can damarlarını ele geçirmiş “nifak merkezi”nin kirli elidir.
Ergenekon, değerlerimize, kültürümüze, geleceğimize ipotek koyan; karabasan gibi üzerimize çöken ve bize aman vermeyen “fitne organizasyonu”nun aracıdır. Bu nedenle Ergenekon örgütünün adı ve kadrosu değişebilir, mevcut elemanları feda edilebilir; ama misyonu kolay sona ermez. Amaçlananları icra edecek başka örgütler devreye sokulur, farklı çalışma yöntemleriyle yola devam edilir. (Ergenekon’dan ümidini yitiren “derin yapı” yeni bir Ergenekon için harekete geçti bile!)
Peki, 2 asırlık bu projenin hedefleri nelerdir? Bu “derin”, “karanlık”, “fitne” organizasyonun ülkemizle, milletimizle alıp veremediği nedir?
İki asırlık proje, bir Siyonist organizasyonudur. Bu organizasyonun hedefi “Arzı Mev’ud”u gerçekleştirmek ve Kudüs merkezli güçlü bir Yahudi devleti kurmaktı. Proje, Yahudilerin Kabbalistik rüyalarını gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Bunun için, Osmanlı Devleti’nin yıkılması veya teslim alınması gerekiyordu. Biraz Yahudilerin etkisiyle, biraz da işlerine geldiği için, batı bu projeye destek verdi. Projeyi icraya koymak için bir ekip 1808 yılında harekete geçti.
Bizim coğrafyamızda ve medeniyet havzalarımızda dinlerini ve kimliklerini açıkça yaşayabilen Yahudiler, Fransız ihtilaline kadar batıda insan yerine bile konmuyordu.
Fransız ihtilalinden sonra oluşan yeni durum paradigmaları değiştirdi (Fransız ihtilalinde Yahudilerin etkisi tartışılmaktadır). Milliyetçilik, bağımsızlık, özgürlük, ulus devlet kavramları dünyadaki güç dengelerini değiştirdi ve Yahudilere önemli hareket imkânları sağladı. Sermaye terakümü, liberal ekonominin yaygınlaşması ve ticaretin küreselleşmesi, asalet-silah yerine sermayenin öne çıkmasına neden oldu. Ticaretten anlayan Yahudiler bu dönemden sonra sürekli güçlendiler.
Eskiden küçük hesaplar üzerine basit numaralar çevirirken, global oyunlar oynamaya, dünyanın dengelerini etkilemeye başladılar. Uluslararası ticaretin artması, devlet politikalarını etkileyecek büyüklükte şirketlerin ortaya çıkması Yahudileri dünyanın en etkili gücü haline getirdi.
Bu gün sermayeyi kutsayan ve devletleri atomize etmeyi hedefleyen sürecin arkasında Yahudi teorisyenler vardır. Zira Yahudiler az nüfuslarına rağmen büyük dengelerle oynamayı başarabilen, gizli operasyonlarla büyük olayları tetikleyebilen, sınırlı güçlerini manivela gibi kullanarak değişimleri etkileyebilen organize bir yapıdır.
Kudüs merkezli bir devlet kurma amacıyla yola çıkan Yahudiler, artık uluslararası sermaye ve finans araçlarını, sızdıkları güçlü ülkeleri kullanarak dünyaya hükmetmektedirler. Günümüzde Yahudiler dünya ekonomisi ve siyaseti üzerinde her türlü manipülasyonu yapabilecek imkanlara sahiptirler.
Tarihin her döneminde büyük devletlerin beynine yerleşerek etkili olan Yahudiler, bu gün ABD’de etkili oldukları gibi; bir dönem Büyük Britanya imparatorluğunun bünyesinde temerküz etmişlerdi. Osmanlı devletinin zayıfladığı ve yıkılmaya yüz tuttuğu bu dönemde, Kabbalistik hedefleri doğrultusunda Kudüs ve çevresini gözlerine kestirdiler. Yani “Arzı Mev’ud” hedefi için kolları sıvadılar. Osmanlı Devleti 1482 yılında İspanya’dan pek çok Yahudi’yi getirmiş ve Selanik, Edirne, İstanbul, İzmir gibi yerlere yerleştirmişti. Bu Yahudilerden “Sebetay” dediğimiz kesim, Müslüman görünümünde Osmanlı Devleti’nin önemli noktalarına sızmaya ve yönetimde, orduda etkili olmaya başladı. Açık Yahudiler ve batılılar da içimizdeki kripto Yahudilere Osmanlı devletinin önemli noktalarını ele geçirme konusunda destek verdiler.
1808 tarihinden sonra Osmanlı Devleti’ni yıkmaya, Arzı Mev’ud’u gerçekleştirmeye, Kudüs’ü ele geçirmeye yönelik pek çok gizli uluslararası toplantı kongre yapıldı. Kripto Yahudiler devlet ve ordu içine sızarken, açık Yahudiler Kudüs ve çevresine nüfus yığınağı yaptılar. (Açık Yahudiler Kudüs merkezli devlet hedefine ulaştılar.
Kripto Yahudiler ise dün sızdıkları devletin ve toplumun bütün stratejik noktalarını ele geçirdiler. Bu gün, TSK ve stratejik bürokratik kurumlarda etkili olan bu cenah Türk insanına ve Türk-İslam değerlerine karşı sofistike bir mücadele yürütmektedir.)
2. Abdülhamit Yahudilerin bu hedeflerini anladığı için oraları şahsi mülkü haline getirmiş, alınıp satılmasını engellemeye çalışmıştır. Teoderl Herlz liderliğindeki Yahudilerin borçların silinmesi mukabili Abdülhamit’e sundukları teklif ve aldıkları cevap herkesin malumudur. Ama Yahudiler, “dünün ulusalcıları” İttihatçıları kullanarak 2. Abdülhamit’ten intikamlarını feci almışlardır. Zira 2. Abdülhamit’in hal’ini tebliğ eden heyet içinde Yahudilerin lideri Teoderl Herzl de vardır.
1808’de Kabbala'nın gösterdiği hedefler için bu topraklarda örgütlenen Siyonistler 100 yıllık çalışma sonunda, 1908’de Abdülhamit’i indirip, pek çok kripto Yahudi’yi içinde barındıran İttihatçıları iktidara getirdiler. Bu tarihten sonra Osmanlı devleti hızla çökertilirken, Yahudiler Kudüs çevresinde çoğaldılar ve 2. Dünya Savaşı sonrası “Soykırımı?” bahane ederek, batının desteğinde İsrail’i kurdular. Ayrıca bu olayla, bütün dünyada “dokunulmazlık”, “eleştirilmezlik” elde ettiler. (Mahir Kaynak’ın “sonuçların kimin işine yaradığına bakma” yöntemini kullanarak Yahudi soykırımı iddiasını bir daha düşünmek lazım!)
Bu gün uğraştığımız “Ergenekon” ve her taşın altında çıkan “derin devlet” işte bu dönemde bünyemize yerleşmiştir. Sanılandan çok daha eski ve köklüdür. NATO’ya girmemizle kurulmamış, bu dönemde İngilizlerin güdümünden ABD himayesine geçmiştir.
Türkiye’deki Ergenekon’un İtalya’daki Gladyo ile karşılaştırılması çok yanlıştır. İtalya’daki, Gladyo bir ülkenin NATO kontrolünden çıkmaması için yapılandırılmıştı. Oysa Türkiye’deki Ergenekon ve onun bağlı olduğu “Derin Yapı” sadece Türkiye’nin değil, bir medeniyetin kontrolünü hedefliyor.
Şu anda bu cenah, derin yapının deşifresinin az bir hasarla kurtarılabileceği ümidindedirler. Eğer dava Veli Küçük gibi taşeronlardan daha derinlere inerse fırtına o zaman kopar. Kripto ecnebilerin hükümetlere kafa tutan “Taşeron Medya Gurubu” derin yapı sadece ucundan yakalanmışken nasıl feveran ediyor. Yarın mesele ciddileştiğinde, pek çok kripto ecnebinin devleti ve milleti nasıl söğüşleyip, maniple ettiği ortaya çıktığında bunlar gerçek hırçınlıklarını, saldırganlıklarını sergileyeceklerdir.
Ergenekon ve onun bağlı bulunduğu derin yapı maalesef mevcut sistemin bütün birimlerinde, etkindir. Yara alıyor ve zaafa uğruyorsa da bu karanlık odaklar memleketi yangın yerine çevirmeye muktedirler. Şu anda bu işin az hasarla, fazla derinleşmeden savuşturulabileceği ümidini korumaktadırlar.
Eğer dava ve soruşturmalar derin yapının ana damarlarına ulaşır, 2 asırlık projenin milletimize ve coğrafyamıza ne gibi gaileler açtığı görülmeye başlarsa, asıl gürültü o zaman çıkacaktır. Bu defa dışarıdaki büyük ağaları, hamileri de devreye girecektir.
Ergenekon ahtapotun sadece bir koludur. Bu yolda verilecek daha çok mücadeleler, cesaret isteyen işler vardır. Bu cendereden kurtulabilmek için, mutlaka derin sistemi deşifre etmeli ve etkisiz hale getirmeliyiz. “Derin Yapı”nın tasfiyesi bizi mengenede tutmak için kurulan sistemin yıkılması demektir. Derin sistemin mengenesinden kurtulan Türkiye büyük bir sıçrama yapacak ve her biri bir deliye, psikopata, diktatöre teslim edilmiş İslam coğrafyasının da ufkunu açacaktır.
Problemin çözümü bütünüyle bizdedir. Dün onlar güçlü oldukları için değil, biz zaaf ve gaflet içinde olduğumuz için bu sistemi kurabildiler. Bu gün bu mengeneden onlar zayıfladığı için değil, biz kendimize geldiğimiz, hadiselerin farkına vardığımız için kurtulacağız. Kendi imkânlarımızın, dinamiklerimizin farkında olup, çaba gösterdikten sonra derin yapıların, sinsi hesapların yapabileceği çok şey yoktur.
İki asırdır kanımızı emen, istikbalimizi karartan canavar sobelenmiştir. Hatta kuyruğundan da yakalanmıştır. İnşallah bundan sonra milletimiz bu işin peşini bırakmayacaktır. Gerçek hukuk adamları bu baş belası canavarın hakkından geleceklerdir.
Uzun sürse ve zor olsa da…
YUSUF GEZGİN-AKTİFHABER
04.Kasım.2008 17:06:18
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla öğle saatlerinde devlet protokolü için verdiği resepsiyonun ardından akşam saatlerinde sivil toplum örgütü temsilcileri, iş adamları, sanatçılar, sporcular ve gazetecilerden oluşan davetliler için eşli resepsiyon verdi.
RESEPSİYONDA KİMLER VARDI? FOTOGALERİ İÇİN TIKLAYIN
Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünnisa Gül, Büyük Resepsiyon Salonu'nun kapısında davetlileri karşıladı. Cumhurbaşkanı Gül'ün smokin giydiği resepsiyonda, Hayrünnisa Gül'ün de lacivert döpiyes giydiği görüldü. Davetliler arasında TBMM Başkanı Köksal Toptan ve eşi ile çok sayıda bakan ve milletvekili de yer aldı.
Resepsiyona, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Devlet bakanları Mehmet Aydın, Mehmet Şimşek, Nimet Çubukçu, Said Yazıcıoğlu, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak eşleriyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler eşsiz katıldı. AK Parti Adana milletvekili Ömer Çelik'in de resepsiyona smokinli katıldığı görüldü.
Resepsiyonda, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan ve eşi, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürü Salih Melek ve eşi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve eşi, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Nüket Yetiş ve çok sayıda milletvekili ile eşleri de hazır bulundu.
Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda, aralarında TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, ATO Başkanı Sinan Aygün, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, ÇGD Başkanı Ahmet Abakay, Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken'in de bulunduğu çok sayıda sivil toplum örgütünün temsilcileri de yer aldı.
Aralarında, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Hilmi Bengi, Oktay Ekşi, Mehmet Altan, Enis Berberoğlu, Fikret Bila, Nazlı Ilıcak, Ertuğrul Özkök, Doğan Hızlan, Murat Yetkin, Fehmi Koru, Mustafa Balbay, Can Dündar, Coşkun Aral, Fatih Karaca, Sedat Ergin ve Şamil Tayyar'ın da bulunduğu çok sayıda medya temsilcisi de resepsiyona katıldı.
Resepsiyonda sanat camiasından da Erdal Özyağcılar, Kenan Işık, Sibel Can, Zara, Mustafa Erdoğan, Süheyl Uygur ve eşi Burçin Orhon, Behzat Uygur ve eşi, Ercan Saatçi, Ahmet Özhan, Şefika Kutluer, Yıldız İbrahimova gibi isimler yer aldı.
İş adamlarından aralarında, Aydın Doğan ile eşi Sema Doğan, Nazif Zorlu, Ferit Şahenk, Ahmet Çalık ve Ali Sabancı'nın da bulunduğu çok sayıda davetli resepsiyonda hazır bulundu.
Topkapı Sarayı Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Üstün Dökmen'in de aralarında bulunduğu akademisyenler de resepsiyona katıldılar.
CUMHURBAŞKANI GÜL'DEN SPORCULARA ÖZEL İLGİ
Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay ile resepsiyona gelen
madalyalı sporculara Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünnisa Gül özel ilgi
gösterdi. Sporculardan branşlarını öğrenen Cumhurbaşkanı Gül, onlarla
fotoğraf çektirdi. Milli atlet Elvan Abeylegesse, milli halterci Halil
Mutlu, milli jimnastikçi Ümit Şamiloğlu, milli tekvandocu Azize
Tanrıkulu ve bazı engelli sporcular resepsiyonda hazır bulundu.
Cumhurbaşkanı Gül, 2008 Paralimpik Oyunları'nda okçulukta
Resepsiyonun minik konukları olan madalyalı minik satranççılar
Batuhan Daştan ve Cemil Can Ali Marandi de Cumhurbaşkanı Gül ve
Hayrünnisa Gül'den ilgi gördü. Resepsiyona smokinle katılan minik
şampiyonlar, gazetecilere poz vererek, kendilerini tanıttılar.
Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünnisa Gül de 2008 Avrupa Yaş Grupları
Şampiyonası'nda altın madalya kazanan Cemil Can Ali Marandi ve Dünya
Okullar Şampiyonası'nda 11 yaş altında derece alan Batuhan Daştan ile
Öte yandan, Cumhurbaşkanı Gül, karşılamanın ardından eşi ile birlikte gazetecilere poz verdi. Bu sırada bir gazetecinin ''Cumhuriyet Bayramında Çankaya Köşkünde bu kadar kalabalık bir davetli topluluğunu ağırlamak nasıl bir duygu?'' sorusuna Gül, ''İyi bir duygu'' yanıtını verdi.
AA
Aziz Gül'ün haberi
Manisa Belediye başkanı Bülent Kar başı örtülü eşi Selma Kar ile
resepsiyona gelince Manisa Birinci Piyade Er Eğitim Tugay komutanlığı
ile İl Jandarma Alay komutanlığından Cumhuriyet balosuna katılan üst
düzey rütbeliler eşleri ile birlikte salonu aşamalı bir şekilde terk
ettiler.
Manisa valisi Celalettin Güvenç eşi Turan Güvenç ile birlikte Manisa
valililiği parkında ki Polis lokalinde bu akşam düzenlediği
Cumhuriyetin 85.yıl dönümü nedeniyle verdiği resepsiyonda yaşanan bu
olay katılanlar tarafından üzüntü ile izlenildi.
Saat 19.30 başlayan resepsiyonda 19.45 te salona eşi Naime
Babüroğlu ile birlikte giren 1. Er Eğitim Tugay Komutanı Tuğgeneral
Naim Babüroğlu ile birlikte İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay
Mürsel Şahin ve 1. Er Eğitim Tugay komutanı ile İl Jandarma Alay
komutanlığından oluşan 15 kişilik gurup, saat 19. 55 Salona Belediye
başkanı Bülent kar ın türbanlı eşi Av. Selma kar ile birlikte salona
girince birbirinin yüzlerine bakan Askeri erkanda hareket görüldü önce
alt kademedeki albay yarbay ve binbaşı seviyesinde askeri erkan eşleri
ile birlikte kapıdan ayrılırken kapıda gelenleri karşılayan Vali
Celalettin Güvenç ile eşi askerlerin topluca salondan ayrılmasını
anlayamadı ancak askerlerin 'Sigara molasına gidiyoruz' sözleri
duyuldu.
Salondan daha sonra İl Jandarma Alay Komutanı ayrılırken salona vali
girdikten sonra bir süre vali ile birlikte görünen Tugay Komutanı Naim
Babüroğlu ile eşi de salonu terk etti.
Valilik parkındaki polis lokalinden ayrılan askerleri aynı parktaki İl
Jandarma Alay Komutanlığı'nın gazinosuna gittikleri görüldü.
Olayla ilgili Manisa Belediye başkanı Bülent Kar, basın mensupların,
'Askerler salonu eşinizin başörtülü olmasından dolayı mı resepsiyonu
terketti?' sorusuna 'Ben bu saatten sonra eşimi değiştiremem, bu benim
sorunum değil onların sorunu' cevabını verdi..
HABER 7
| TERÖRİST Öcalan'dan tarihi itiraf - İZLE | |
![]() |
Ergenekon terör örgütü operasyonuyla gün yüzüne çıkan kanlı örgüt PKK'nın derin bağlantılarını, bölücübaşı Abdullah Öcalan da doğruladı |
|
''Ben
PKK meselesini bitirirsem beni de bitirirler'' diyen Öcalan, örgüt
içinde Ergenekon'la bağlantılı teröristlerin olduğunu itiraf etti. Eski
siyasetçi Abdülmelik Fırat'ta ''PKK perdenin arkasında JİTEM’le sarmaş
dolaş'' dedi. |
|
|
|||
| Hesap vermek zorundasın! | |
![]() |
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un önceki gün yaptığı açıklamalara tepkiler gelmeye devam ediyor... |
|
Orgeneral Başbuğ'un fevri çıkışı, emekli Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları'nı çileden çıkardı... |
|
YETMEZ YETMEZ OYLAR GELMEZ
![]() |
|
|
Milliyet yazarı Hasan Pulur,Baykal'a akıl vereyim derken tek parti döneminin bütün kirli çamaşırlarını ortaya döktü.
Yetmez, yetmez oylar gelmez...
YETMEZ Sayın Baykal, yetmez! Ankara’da Atatürk Bulvarı’nda hırpani kılıklı adamların dolaşmasına izin verilmezdi demeniz yetmez.
CHP’nin günahlarını şöyle doğru dürüst sıralayın da hızınızı alın, hınk deyiciniz Sevigen’le rahatlayın...
Mesela, Varlık Vergisi’nden başlayın, bu vergiyi ödemeyenlerin malını mülkünü haraç mezat sattıklarını, Aşkale’ye sürdüklerini, kar küreletip buz kırdırarak yol açtıklarını da söyleyin!
Bu da yetmez!
* * *
YOL Vergisi ödemeyenlerin hapse atıldıklarını söyleyin!
Bu da yetmez!
Zonguldak çevresinde yaşayanların, köylülerin zorla maden ocaklarına indirilip çalıştırıldıklarını söyleyin!
Bu da yetmez!
* * *
TEKKELERİN kapatıldığını, kıyafet kanununun çıkarıldığını, Latin Alfabesi’yle halkın bin yıllık kültüründen koparıldığını söyleyin!
Bu da yetmez!
Köy Enstitüleri’nin komünist yuvası olduğunu, kızıl öğretmenlerin buralarda yetiştirildiklerini söyleyin.
Bu da yetmez!
Doğu’da, sınır soygunu yapan 33 kişinin, 33 vatandaşın kurşuna dizildiğini söyleyin.
Bu da yetmez!
* * *
İSMET Paşa’nın büyük oğlunun otomobille bir kadını ezdiğini söyleyin.
Bu da yetmez!
Halk ekmek bulamazken, ekmek karneyle verilirken buğdayların çürütülüp denize döküldüğünü söyleyin!
Bu da yetmez!
* * *
İSMET Paşa’nın Türkiye’yi savaşa sokmayarak milletin erkekliğini öldürdüğünü söyleyin!
Bu da yetmez!
Şeyh Sait İsyanı’nı çıkaranların Diyarbakır’da nasıl asıldıklarını söyleyin, geniş bilgiyi Zincirbozan’dan dostunuz rahmetli Çağlayangil’in anılarında bulabilirsiniz.
Bu da yetmez!
* * *
SAVARONA yatından, “Beyaz Tren”den söz edin!
Bu da yetmez!
Bu devletin ilk anayasasında “Devletin dini İslamdır” diye yazılı olduğunu, sonra “laiklik” gibi bir belanın başımıza sarıldığını söyleyin!
Bu da yetmez!
İsterseniz cuma tatil deyin.
Bu da yetmez!
* * *
YETMEZ, yetmez, yetmez!
Niye mi?
Sarıklının da, çarşaflının da oyları size gelmez.
“Taklitlerinden sakının!” diye bir deyim vardır, aslı dururken kim taklidine oy verir ki!
HASAN PULUR/MİLLİYET
07.Aralık.2008 16:41:41
NEREDEYSE KÜÇÜK CEPHANELİK
Yeditepe Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Bedrettin Dalan'ın özel kasasından tam bir cephanelik çıktı.
Çelik kasada 2'si ruhsatlı 5 adet tabanca ile 2 bin adet mermi ele geçirildi. Ergenekon operasyonu kapsamında sahibi olduğu İstek Vakfı'nın Genel Müdürlüğü'ne baskın yapılan Bedrettin Dalan'ın özel kasasından 5 adet silah ile 2 bin adet mermi çıktı. Önceki gün yapılan operasyonda polis, Dalan'ın özel kasasını açtı. Çelik kasada 2'si ruhsatlı 5 adet tabanca ile 2 bin adet mermi ele geçirildi. Polis, silah ve mermilere el koydu. HABERTÜRK
İLGİLİ HABERLER: BURASI GÖLBAŞI - ŞOK FOTOĞRAFLAR
SIRA BAYKAL'DA MI? - KARELER
İDDİALARA TOKAT GİBİ CEVAP
1 NUMARA AZ SONRA ! - KARELER
ERGENEKON'DA EN BÜYÜK DALGA - KARELER İÇİN TIKLAYIN
KEMAL GÜRÜZ'ÜN GÖZALTINA ALINMA ANI - KARELER
YALÇIN KÜÇÜK'ÜN GÖZALTINA ALINMA ANI - KARELER
İBRAHİM ŞAHİN'İN GÖZALTINA ALINMA ANI - KARELER
TÜM ERGENEKON HABERLERİ İÇİN TIKLAYIN
BU FOTOGRAFLARI IYI INCELEYIN-ISTE BU KISILER TURKIYENIN ASIL TERORISTLERI:
Osmanlı Gazze'yi nasıl kaybetti?

İngilizler Gazze'yi 7 Kasım 1917'de işgal etti. İngilizler şehre girerken Dışişleri Bakanları, 'topraksız millet' dediği Yahudilere, 'milletsiz toprak' olan Filistin'de bir 'yurt' verileceğini ilan ediyordu.

Zaman yazarı Mustafa Armağan'ın gazetenin Pazar ekinde aktardığı tarihteki acı gerçek... Gazze'yi nasıl ve kimin yüzünden kaybettik?
Cemal Paşa, Kudüs'teki karargâhındadır. Filistin'in Nablus şehrinden gelen 20 kadar insan, kendilerini sürekli paylayan Cemal Paşa'nın neredeyse ayaklarını öpeceklerdir; durmadan yalvarıp yakarmaktadırlar. Kaderleri, karşılarındaki paşanın ağzından çıkacak tek bir kelimeye bağlıydı çünkü. O 'idam' dedi miydi, kurtuluş yoktu.
Neyse ki bu defa şanslıydılar: Anadolu'ya sürgünle yakayı kurtarmışlardı. Adamlar dışarıya çıktıktan sonra Cemal Paşa birden değişmiş, "Ne yaparsın, burada böyle söküyor" demişti. Falih Rıfkı, Paşa'nın tavrındaki bu değişimi, "Rol bitmişti" diye özetler.
Rol bitmişti, evet. Falih Rıfkı Atay'ın "Zeytindağı" adlı kitabı dili, üslubu için de okunabilir ama bence "ibret" almak için okunmalıdır. Yıkılmaz denilen Osmanlı kalesinin peş peşe yapılan hatalar yüzünden 4 yıl içinde nasıl çatır çatır çöktüğünü daha iyi anlatan bir eser bulmak kolay değildir.
Cemal Paşa, Arapları tehcir, tedhiş ve silahla Türkleştireceğine inanmıştı. Ermeni tehcirinin tersine, bu defa Suriye ve Filistin'den Anadolu'ya yapılan bir başka tehcirden söz ediyoruz. Çapı öbürüne göre ufaktı ama etkisi sanılandan çok daha büyük oldu. Sonuç, Arap topraklarının büsbütün kaybı ve Filistin'de hâlâ kanayan yara olacaktı.
Başka şahitlerimiz de var. Mesela Filistin'de bir posta memuru olan İzzet Derveze, İttihatçı hükümetin Cemal Paşa'yı savaşı fırsat bilip Arapçılık hareketi mensuplarının işini bitirmek üzere gönderdiğine inanır. 21 Ağustos 1915'te 9 kişi, 6 Mayıs 1916'da ise 21 kişi idam edilmişti. "Zalim tehcir hareketi" diyor Derveze, "Suriye, Filistin ve Lübnan'dan Anadolu'ya gerçekleşmiş ve erkek, kadın ve çocuklardan oluşan yüzlerce aileyi kapsayan sürgün, bu kimseleri iki yıl boyunca yoksulluk ve hakarete maruz bırakmıştı."
Bir zamanlar Gazze...
Derveze'nin anlattığı bir olay, Cemal Paşa'nın gaddarlığını bütün açıklığıyla göz önüne seriyor. İdam edilenlerden Selim el-Ahmed'in amcası ve Cenin şehrinin önderi olan Hafız Muhammed Abdülhadi Paşa'ya telgrafla haber yollamıştır Cemal Paşa, Cenin'e geldiğinde evine misafir olacağını bildirmiştir. Düşünün, gencecik yeğeninizi suçsuz yere idam ettiren adamı ("katili"), daha gözünüzün yaşı kurumamışken evinizde zorla ağırlayacaksınız. Bir aileye verilebilecek en büyük manevî eziyetlerden biri değil midir bu?
Bahriye Nâzırı Cemal Paşa ve Alman Generali Falkenhayn Kudüs'te askeri denetliyorlar. (1915).
Öte yandan Lübnanlı aydın Şekip Arslan, Cemal Paşa'nın Suriye'deki "Arap ruhu"nun öldürülmesi görevini üstlendiği kanaatindedir. Şam'da bir Tehcir Komisyonu kuran Cemal Paşa, 2 bin Arap'ı Anadolu'ya sürmüş olup ev ve arazilerine el konulması için de hazırlıklara girişmiştir. Bana göre, diyor Şekip Arslan, sürgün yöntemi Osmanlı Devleti'nin geleceği açısından büyük bir tehlikeydi. Devletin tehlikeli bir dönemeçten geçtiği bir zamanda zor kullanma, yıldırma ve Türklerle Araplar arasında kin ve nefret uyandırma siyasetini uygulamak doğru değildi. Ona göre Cemal Paşa'nın Suriye'de takip ettiği siyaset, Osmanlı Devleti ve İslam âleminin başına gelmiş en büyük felaketlerden biridir.
Gazze Savaşı'na katılan Osmanlı birliği yürüyüş halinde. (1917)
Ve Osmanlı kuvvetleri Gazze'dedir. Filistin'in güneyini kapayan Gazze-Birüseba cephesi İngilizleri tutmak için hayati önemdedir. Üstelik Osmanlı ordusu burada yapılan iki muharebede İngilizleri püskürtmeyi de başarmıştır. Cemal Paşa ise bölge halkını Osmanlı'ya bağlayacak yerde, mevcutları da yerle bir edecek ne kadar siyaset varsa harfiyen uyguluyordu. Cephede kazanıyor ama cephe gerisinde kaybediyorduk.
Nihayet 31 Ekim 1917'de başlayan nihai İngiliz hücumu cephemizi yarmış ve ağır kayıplar verdirmişti. Şimdi çekilme zamanıydı. Artık Kudüs'ü tutacak doğru dürüst bir kuvvet kalmamıştı. Gazze'de ise zehirli gaz mermileri kullanan İngilizler karşısında Mehmetçiğin gaz maskesi yoktu. Başkomutanlık gerek görmemişti çünkü.
Gazze hem karadan, hem denizden bombalanıyordu. Karadan 218 top ve 6 tank, denizden ise 27 kruvazör, tıpkı Çanakkale'de olduğu gibi ateş yağdırıyordu.
Binlerce Mehmetçiğin şehit olduğu Kudüs'ün İngilizlere teslim törenine katılanlardan bir grup (9 Kasım 1917).
O gün bugündür rahat yüzü görmemiş olan Gazze'yi 7 Kasım 1917 günü işgal etti İngilizler. Tesadüfe bakın ki, İngilizler Gazze'ye girmek üzere iken Dışişleri Bakanları Balfour, "topraksız millet" dediği Yahudilere, "milletsiz toprak" olan Filistin'de bir 'yurt' verileceğini ilan ediyordu. Arthur Koestler'in dediği gibi, "Bir millet, ikinci millete, üçüncü milletin toprağını veriyordu." Dünya tarihinde eşi görülmemiş garip bir mantıkla kurulmuş bu yapay devletin feci bedellerini ne yazık ki 'ikinci millet', yani Filistinliler ödemeye mahkûm edilmişti. Cemal Paşa mı? O, görevini fazlasıyla yapmış olmanın huzur ve rahatlığı içinde İstanbul'a dönüyor ve Bahriye Nezareti'ndeki makam koltuğuna oturuyordu. Geride tam bir harabe bırakan o değildi sanki.

II. Abdülhamit'in Kudüs'te görevlendirdiği Osmanlı askerleri.
İsrail'deki Hayfa Üniversitesi öğretim üyelerinden Ilan Pape, ilginç bir noktaya dikkatimizi çekiyor. Nedense, diyor, Müslüman Araplara kan kusturan Cemal Paşa, Siyonist yerleşimcilere daha iyiliksever (benevolent) davranıyordu. Yoksa diyor, Pape, bunun sebebi, Cemal Paşa'nın eşinin Yahudiliği olmasın!
Peki Arapların önde gelenlerini topraklarından süren ve idam ettiren Cemal Paşa'nın gerçek amacı neydi? Falih Rıfkı her zamanki dobralığıyla "Filistin için tehcir, Suriye için tedhiş ve Hicaz için ordu kullandık." diyor. Bir şey daha söylüyor. Şunu: "O zaman Suriye'de esaslı bir tedhiş politikasına neden lüzum olduğunu Cemal Paşa bir sır olarak kara toprağa götürmüştür." Neden, hakikaten neden?
Halbuki onun görevini devralan Mersinli Cemal Paşa, o sıkışık dönemde Araplarla barışma politikası gütmüş, tehciri durdurmuş, sürgüne gönderilen aileleri geri getirtmişti. Bir şey daha yapmıştı: Ekim Devrimi'nde Çar'ın kasalarında gizli anlaşmaları bulan Bolşevikler, Cemal Paşa'nın Müttefiklerle bazı yazışmalarını deşifre edince Mersinli Cemal Paşa bu bilgileri doğrudan Emir Faysal'a göndermiş, onu nasıl bir oyuna düştükleri konusunda uyararak Osmanlı ile savaşmak yerine ayrı bir barış antlaşması imzalamaya çağırmıştı.
Ne var ki artık çok geçti. Filistin ve Suriye, Mehmetçiğin döktüğü onca kana rağmen elden çıkmıştı. (Gazze'nin etrafında dev bir mezarlık bıraktık diyordu Falih Rıfkı.) Şimdi Anadolu'yu kurtarma telaşı bastırmıştı. Astığı astık kestiği kestik paşamız yalnız Filistin ve Suriye'yi değil, İngilizler gelmeden ana vatanı da terk edecekti.
Rol bitmiş miydi?
m.armagan@zaman.com.tr
Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde güvenlik kuvvetleri ile PKK'lılar arasındaki çatışmada ölen Mehmet Ali Melik'in cenazesi Şanlıurfa'daki Eyüp Peygamber Cami'nden kaldırıldı.
Şanlıurfa Eğitim Araştırma Hastanesi morgundan alınan Mehmet Ali Melik'in cenazesi, cenaze aracı ile konvoy eşliğinde Eyüp Peygamber Camii'ne getirildi. Cami avlusuna konulan Melik'in cenazesi, PKK'ın sözde bayrağına sarılırken, tabut başında Kur'an-ı Kerim okundu.
Öğle namazını müteakip kılınan ve yüzlerce kişinin saf tuttuğu cenaze namazında, namazı kıldıracak cami imamı tabutun başındaki fotoğrafın namaz süresince kaldırılmasını istedi. Fotoğrafın kaldırılmasıyla birlikte kılınan cenaze namazında BDP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve İl Başkanı İbrahim Ayhan ön safta namaza durdu. Namazın ardından PKK'lı Melik'in tabutu omuzlarda, Harran Kapı Aile Mezarlığına götürüldü. Cenaze namazının ardından cenazeyi mezarlığa götüren yüzlerce kişi, zaman zaman sloganlar atmaya sürdürdü.
Güvenlik güçlerinin yoğun güvenlik önlemi aldığı cenaze töreninin sonra, PKK'lı Melik'in cenazesi aile mezarlığında toprağa verildi.
İHA

Başörtülüye göre önce meslek mi inanç mı?
Millî Mücadele'nin Öğretmen Kahramanları
Donuk pizza ve hazır pizza artık her yerde
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ameliyat oldu
Kemal Kılıçdaroğlu dün, AK Parti'nin İstanbul'daki bir camiyi, imar planından çıkarıp yandaşkara peşkeş çektiğini söylemişti. AK Parti'den ise tarihi cevap geldi. İddia yalanlandı ve CHP'nin camilere yaptıkları sıralandı.
Videoyu izlemek için tıklayınCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dünkü grup toplantısında, Süleymaniye’de bayram namazı kılan ve ardından vatandaşlarla bayramlaşan Erdoğan’ın inanç sömürüsü yaptığını diğer taraftan da İstanbul’daki Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camisi’nin imar planından çıkarılıp yandaşlara peşkeş çekildiğini öne sürmüştü. Kılıçdaroğlu’nun bu iddiasına AK Parti’den cevap geldi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camisi’nin İstanbul’daki 140 adet kayıp camiden birisi olduğunu, AK Parti Hükümeti döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis kararıyla tespit edildiğini ve imar planına işlendiğini, imar planın daha sonra bütün olarak mahkeme kararıyla iptal edildiğini kaydetti. Caminin daha sonra tekrardan imar planına işlendiğini belirten Çelik, “Bu böyleyken, ‘efendim bu imar planından çıkarıldı, yandaşlara rant olmak üzere verildi’ iddiası bir ana muhalefet partisi liderine yakışıyor m?” diye sordu.
| CHP Döneminde Camilere ne olmuştu. Ünlü tarihçi Erhan Afyoncu Mayıs ayında kaleme almıştı. Camileri parti binası bile yapmışlardı |
Çelik, CHP’nin camiler konusunda dosyalar dolusu sabıkası olduğunu belirterek şunları kaydetti: “Tek parti döneminde bir yığın cami kapatılmıştır. Bir yığın cami satılmıştır, bir yığın cami yıkılmıştır, kiraya verilmiştir, depo yapılmıştır, ahır yapılmıştır, kışla yapılmıştır, hapishane olarak kullanılmıştır, sazlı sözlü içkili eğlence mekanı haline getirilmiştir ve CHP’nin parti binalarına tashih edilmiştir.”
Bir iddiada bulunduğunu ve bunların teker teker araştırılması gerektiğini vurgulayan Hüseyin Çelik, “Eğer burada doğru olmayan bir şey varsa getirip bizim yüzümüze çarpsınlar” dedi.
Çelik iddialarına ilişkin örnekler vererek sözlerini şöyle sürdürdü: “15.9.1935’de 2045 Sayılı bir kanun çıkarılmış. “Tasnif harici kalacak cami ve mescitler –camileri tasnif ediyorlar- Vakıflar Genel Müdürlüğünce gerçek ihtiyaca göre tadilen tasnif edilecek. Tasnif harici kalacak cami ve mescitler de usul ve mevzuata göre kendilerinden başkaca istifade edilmek üzere kapatılır.” Ne mesela cezaevi… Divriği’de Cedid Mustafa Paşa Camii, hapishaneye dönüştürülmüştür. Çok afedersiniz mahkûmlar tuvalet ihtiyaçlarını, mihrabın önüne konulan küplerle karşılamıştır. Anadolu Hisarı, Barutçular Sokak, Mihrişah Valide Mescidi, CHP’ye “parti ocağı” olarak tahsis edilmiş. Demokrat Parti döneminde tekrar cami aslına döndürülmüştür. Şu anda Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camisi’nin yerinde bir bina var, 50 yıl önce yapılmıştır. Bunun AK Parti’yle, AK Parti dönemiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Bunlar ortadayken ‘AK Parti belediyesi, camiyi imar planından çıkardı, biz CHP’liler yapsaydık kıyamet kopardı” demenin bir anlamı var mı?”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı 1941’da yapılan kanun düzenlemesi ile CHP döneminde camilerin hapishane, eğlence merkezi ve ahıra dönüştürüldüğünü ifade ederek “CHP’nin sabıka kayıtların bunlar mevcuttur” diye konuştu.
''SAYIN İÇİŞLERİ BAKANI VE MİLLİ SAVUNMA BAKANI KENDİ YETKİSİNİ AŞAN KANUNLARA VE ANAYASA'YA AYKIRI BİR TUTUM VE DAVRANIŞ İÇERİSİNDE OLURSA, AYNI PARTİDE OLMAMIZA RAĞMEN ÖNCE BEN KENDİLERİNİ ELEŞTİRİRİM''
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, 3 generalin açığa alınmasıyla ilgili olarak CHP'den gelen tepkilere ilişkin, ''Sayın İçişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı kendi yetkisini aşan kanunlara ve Anayasa'ya aykırı bir tutum ve davranış içerisinde olursa, aynı partide olmamazı rağmen önce ben kendilerini eleştiririm. Ama böyle bir şey olmadığına göre, yasal bir şey yapıldığına göre, hukuka demokrasiye aykırı bir tutum olmadığına göre, CHP budur işte, klasik CHP budur'' dedi.
Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında çeşitli konularda açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.
Bir gazetecinin, ''Bir iddia var, Sayın Başbakan'ın seçimlerde vekillerin yüzde 60 ile yollarını ayıracağı iddiası. Gerçekten de parti içerisinde böyle bir huzursuzluk var mı? Bir başka iddia da sayın Başbakan'ın kızı Sümeyye Erdoğan'ın bu seçimlerde milletvekili olacabileceği de konuşuluyor. Sizin yorumunuz ne olacak?'' sorusu üzerine Hüseyin Çelik, şu yanıtı verdi:
''Bu istatistiği kim tuttu bilmiyorum. Yani bu yüzde 60'ı... Yüzde 59 değil, yüzde 62 değil de yüzde 60'ı kim tespit etti. Bunlar spekülasyondan ibarettir. Her dönem milletvekilli adaylığı devam eden vekiller var, kendisi aday olmayanlar var, partileri tarafından listeye konmayan milletvekilleri var veya ön seçim yapılacaksa, ön seçimde kaybeden milletvekilleri var. Her parlamento döneminde bu böyledir. Şimdi 23, 22, 21 geriye doğru gidin aşağı yukarı her dönemde TBMM'de benzeri durumlar görürsünüz. Ama bizim partimizle ilgili olarak, Sayın Başbakan'ın telaffuz ettiği, konuştuğu, dillendirdiği veya birilerinin partimiz içinde bir yetkilinin konuştuğu dile getirdiği böyle bir şey olmamasına rağmen tamamen huzursuzluk yaratmaya yönelik, dışardan üretilmiş olan, dedikodulardan ibarettir. Bu konuyla ilgili olarak en ufak bir şey konuşulmadığı, görüşülmediği gibi gündeme de gelmemiştir. Sayın Başbakan dün yaptığı toplantıda da kesinlikle bir kelime ile de olsa bundan söz etmemiştir.
Sayın Başbakanımızın kızı Sayın Sümeyye Erdoğan'ın milletvekili olup olmayacağına kendisi karar verir. Daha doğrusu milletvekili adayı olup olmayacağına, aday adayı olup olmayacağına kendisi karar verir. Her Türk vatandaşı gibi eğer o şartları taşıyorsa, o da müracaat edebilir, aday adayı olabilir, aday olabilir, olursa milletvekili seçilebilir veya seçilmeyebilir. Dolayısıyla bu tamamen bir faraziyeden ibarettir. Bu da herhalde biraz gündem doldurmak için söylenen ifadelerden bir tanesidir. Ama Sümeyye Hanım, birikimi, tahsili itibarıyla milletvekilliğine layık mıdır uygun mudur diye sorarsanız, elbette milletvekilliğine uygun olduğunu, layık olduğunu düşünürüm. Yetişmiş, iyi yetişmiş bir bayan arkadaşımızdır ama bu kararları kendisi ve ailesi verecek.''
-3 GENERALİN AÇIĞA ALINMASI-
Çelik, ''Bugün 3 general görevden alındı, ilk kez gerçekleştirildiği ifade ediliyor. Bunun üzerine Başbakan bir değerlendirme yaptı. CHP'den de ilk tepkiler geldi 'sivil darbe ve intikam operasyonu olduğu ifade ediliyor, siz ne diyeceksiniz?'' sorusu üzerine de şunları kaydetti:
''Ben bunu, CHP'nin çıkmazı olarak değerlendiririm. Biliyorsunuz Yüksek Askeri Şura ile ilgili olarak da Sayın Kılıçdaroğlu 'TSK'nın teamülleri vardır, bu teamüllere uyulmak zorundadır, kimse bunlara karışmasın' anlamına gelebilecek ifadeler kullandı. Teamül dediğimiz şeyler, tekrarlana tekrarlana alışkanlık haline gelen şeylerdir. Bir memlekette Anayasa varken, kanunlar varken, hukuk varken ve demokrasinin evrensel prensipleri ve normları varken kimse teamüllerle filan iş yapamaz. Eğer Türkiye gerçek anlamda hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir Cumhuriyet olacaksa ki arzumuz iddiamız budur, Anayasamızda da Cumhuriyetin vasıfları ifade edilirken bu yazılır. Eğer böyleyse, sivil memur için, sivil kamu çalışanları için yapılan neyse, prosedür neyse tabi oldukları kanunlar farklı olabilir ama hukukun işletilmesi açısından bir farklılık ben şahsen görmüyorum. Sayın İçişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı kendi yetkisini aşan kanunlara ve Anayasa'ya aykırı bir tutum ve davranış içerisinde olursa, aynı partide olmamazı rağmen önce ben kendilerini eleştiririm. Ama böyle bir şey olmadığına göre, yasal bir şey yapıldığına göre, hukuka demokrasiye aykırı bir tutum olmadığına göre, CHP budur işte, klasik CHP budur. 'TSK'nın teamülleri var karışmayan' diyen zihniyetle. Şimdi bugün buna 'sivil darbe' diyen zihniyet maalesef aynı yerden, aynı zihniyetten kopan bir anlayıştır.''
-''POLİSLERİN ASKERLİĞİYLE İLGİLİ SON NOKTA KONMUŞ DEĞİL''-
''Polislere askerlikle ilgili düzenleme gündeme geldi. Bu gündeme geldikten sonra bazı meslek kuruluşları da benzer düzenlemenin kendilerini de kapsaması için harekete geçtiler. Özellikle öğretmenler ve doktorlar bu konuda herhangi bir çalışma söz konusu olacak mı?'' sorusunu Çelik, şöyle yanıtladı:
''Zaten, doktorlarımızın çok önemli bir kısmı, askerlik yaptığı zaman tabip olarak askerliklerini yapıyorlar. Genel acemilik eğitiminden sonra doktor olarak birliklerinde çalışıyorlar. Öğretmenlerimizin en azından bir kısmı, öğretmen asker olarak askerliklerini yapıyorlar. Öğretmenlerle ilgili düzenleme çok daha önce yapılmış olan bir düzenlemedir. İki şeyi birbirine karıştırmamak lazımdır. 'Efendim işçiler de esnaf da müracaat etsin' Esnaf da desin ki 'Ben iyi satış yaparım kantinde askerliğimi yapayım' Böyle bir anlayış olmaz. Polisle ilgili niçin böyle bir şey yapılıyor. Polis kolejine giden bir delikanlı düşünün, ilköğretimden sonra polis kolejine gitmiştir, sonra polis akademisini birmiştir. Tıpkı askeri liseye giden bir öğrenci gibi, veya Harp Akademisini bitiren bir öğrenci hangi şartlardan geçiyorsa, polislik mesleğine, özellikle akademiye gidenler için söylüyorum. Polis koleji ve akademisine gidiyor. Adeta bir polislik eğitim ve disiplini içinde yetişiyor. Silah kullanmaysa silah kullanma. Silah kullanma, savunma... Biz, askerlik hizmetini niçin yapıyoruz. Askerlik hizmeti vatan savunması için değil mi? Eğer bir polis memurumuz iyi atıcıysa, iyi nişancıysa, kuşu gözünden vuruyorsa ona 'tekrar gel ille de uzun dönem askerlik yap' demenin bir anlamı var mı? Kaldı ki bu konu üzerinde çalışılan bir konudur. Yani 'polislerle ilgili olan düzenleme bütün diğer meslek erbabını da kapsasın' demek doğru değil. Kaldı ki polislerle ilgili olarak da son nokta konulmuş değil. İçişleri Bakanlığı bu mesele üzerinde çalışıyor Milli Savunma Bakanlığı ile konuyu birlikte çalışacaklar bir sonuca vardıklarında da kamuoyuyla bu paylaşacak.''
Haber 7



















Özal'ın ölümündeki esrarengiz olay



