Karakter Boyutu
 
 
TSK'da skandallar bitmiyor !
23 Kasım 2010 Salı 10:59
Yaşadıklarını paylaşmak isteyen subay ve erlerin iddiaları dehşete düşürüyor
 


 

Vatani hizmetlerini yaparken gördükleri olumsuzluk ve haksızlıkları kamuoyuyla paylaşmak isteyen subay ve erlerden oluşan bir grup asker, “askerleranlatiyor.blogspot.com” isimli bir paylaşım sitesi kurdu.

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde gördükleri olumsuzluk ve haksızlıkları kamuoyuyla paylaşmak isteyen subay ve erlerden oluşan bir grup askerin kurduğu, “askerleranlatiyor.blogspot.com” isimli paylaşım sitesindeki iddialar, Mehmetçiğin vatani görevini yaparken hangi abes işlerde kullanıldığını tartışmaya açacak gibi.

Yeni Akit gazetesinde Murat Alan imzasıyla yer alan habere göre, siteye mektup gönderenlerin arasında halen görevde bulunan albay, yarbay ve binbaşı rütbesinde onlarca subay da bulunuyor. En çok şikayet edilen konulardan birisinin ise, TSK’daki inanç eksikliği, dine ve dindar insanlara karşı tahammülsüzlük olduğu ifade ediliyor. Birçok subayın, yakalanmaktan korktuğu için, gizli namaz kılmak zorunda kaldığı belirtiliyor.

ASKER İÇİN KAMYON, KÖPEK İÇİN JİP

Bir asker, Şırnak’ta, komutan eşinin beğendiği marka yoğurdu bulabilmek için birliğin nasıl seferber edildiğinden bahsederken, bir başka muvazzaf subay ise karakolların durumundan ordu evlerindeki eğlenceye kadar şahit olduğu birçok şeyi anlatıyor. Hatay’da bir hudut karakolunun komutanlığını yapan askerin anlattıkları, kelimelerle izah edilebilecek gibi değil.

Mektupta, akrep sokması sonucu zehirlenen erler için saatler sonra taburdan ekmek kamyonu gönderildiği ifade edilirken, aynı tabur komutanının, köpeği zehirlenen eşi için bir jip ve onu gezdirecek bir asker görevlendirdiği belirtiliyor.

ORDU EVİ AHALİSİ İÇİN ŞEHİT HABERİ ÖNEMLİ DEĞİL

Terörle mücadele eden ve halen Özel Kuvvetler mensubu olarak Güneydoğu’da görev yapan bir subayın, izin için geldiği Ankara Ordu Evi’nde gördüğü manzaralar sonrası yazdığı mektuptan özetle:

"Kato, Gabar, Cudi Dağları, Beşler, Cehennem Deresi, Van-Çatak, Bingöl, Tunceli’de girdiğim çatışmalar... Özel harekatçı olmanın bir bedeli olmalıydı bunlar. Çatışmalar, çatışmaları izliyor. Artık konserve yemekten ne ağzımızda diş ne de midemiz kalmıştı. Tim komutanım, 10 gün izne gideceğimi söyledi. Ankara’da dolaşıyorum. Bir ara içimden orduevine gidip bir çorba içmek geliyor. Orduevinin lüksü ve ihtişamı karşısında içeri girmiyorum. Suçluluk duyuyorum. O gün 4 asker şehit olmuş! Gazeteler, TV’ler bas bas bağırıyor. Orduevi bahçesinden bira, içki kokuları ve hafif bir caz müziğinin eşliğinde nahoş kahkahalar yükseliyor. Masalarındaki gazetelerde yazan haberi gören rütbeliler aldırmıyorlar bile. Ne gerek var ki, bu tür şeyler için keyif mi bozulur?

BİR TARAFTA LÜKS ORDU EVLERİ BİR TARAFTA KERPİÇ KARAKOLLAR

"Güneydoğu yıllarım esnasında yüzlerce karakol görme imkanım oldu. Gördüğüm şeyler dehşet vericiydi. Gerçekten bunlar birer karakol muydu? Yoksa gecekondudan devşirme binalar mı? Lüks orduevlerine ve kamplara milyarlarca lira para harcayan bu ordu, bu karakollara neden bakmıyordu? Kendi askerini neden bu kadar yalnız ve kaderine terkedilmiş bırakmıştı? Bu kadar lüks ve şaşaalı bir yaşam , subay ve astsubaylar için çok mu gerekli idi? Yeni pişmiş baklavaları ve börekleri löpür löpür yiyen, üstüne de “Oğlum çay , oğlum bira getir!” diye haykıran bu baş edilemez subay ve astsubaylar, gerçekten Türk ordusundan mıydı?"

HANIMIN KÖPEĞİ BİZDEN DAHA MI DEĞERLİ?

Hatay-Kırıkhan’da görev yapan bir asker:

"Suriye hududunda karakol komutanı olarak askerliğimi yaptım. Aman Allahım, neydi o soğuk ! Buz gibi geceler, günler... Temmuz ayında bir-iki pusuyu akrepler basmış, askerleri zehirlemiş. Kıvranıp duruyorlar. Telsizle anons yapıyorum, gelen-giden yok. Gecenin üçü veya dördü. Dokuz gibi ekmek arabası geldi, zehirlenenleri yükledik hastaneye götürdük. Ölüm olmadı. Sonra birgün albay geldi karakola. Ben de dışarıda bekleyen şoföre durumu anlattım, “Günah değil mi yazık değil mi?” diye. O da bana şunu anlattı: Komutanın hanımının köpeği hastalanmış. Taburu arıyorlar ve komutanın diğer şoförü ciple eve gidiyor. Dikkat , ciple! Hanımefendi şoföre köpeği teslim ediyor ve aynen şunu söylüyor: “Bunu al, ormanlık alana götür, hava aldır ve getir.” Yani ben, hudutta askeri zehirleyen akrepten kurtarmak için araç istiyorum, kamyon bile gelmiyor, bunlar köpekleri rahatsızlandı diye hava alması için cip tahsis ediyorlar."

PAŞA KIZININ KAHVE EMRİ

"Ben askerliğimi 303. kısa dönem olarak Antalya-Kaş’ta yaptım. Kaş’a, tatile gelen paşalara ve ailelerine bölük komutanının emri ile lüks restoranlarda rezervasyon yaptırılır. Çıkan hesap ise karakola işi düşen (düğün ruhsatı, av tüfeği ruhsatı, av tezkeresi vs.) vatandaşlardan alınan paralarla kapatılırdı. Tek seferde fatura edilen hesaplar 2005’in parasıyla 1000-1500 TL idi. E adamlar paşa viskisi dururken köpek öldüren şarabı içeçek değiller ya!

Bir de bunlar, karakolun manzarası güzel olduğu için misafirhaneye gelirdi. Ordan bizlere talimat yağdırırlardı. Ben bir defasında Paşa’nın kızının gece 01:00’daki kahve isteğini karşılamadığım için askerliğimi yakıyordum. 2007 yılında bu sefer tatil için gittiğimde, yine aynı düzenin devam ettiğini gördüm. Kan emmeye, askeri uşak gibi kullanmaya devam. Nasıl olsa bu ülkede daha çok uşak var..."

Komutan eşine yoğurt için 1000 km

"Şırnak’ta askerlik yaptım. Kantinde idim ve diğer askerlik yapanlara göre nispeten rahattım. Ancak bu rahatlık başıma tuhaf şeylerin gelmesine engel değildi. Neticede Türkiye’de askerlik yapıyorsun. Bizim tümen komutanı tuhaf bir adamdı; emir subayını bizim kantine gönderir, muz almasını isterdi. Alacağı muzu da tarif ederdi: Düz olacak (hilal şeklindeki muzu sevmezdi), tam sarı olacak, üzerindeki kabukta en ufak bir leke olmayacak. Bunun için de ben dahil emir subayı ve üç askerle birlikte 5 kişi kantine gelen muzlardan böylesini arıyorduk. Yanlış anlaşılmasın, her şey vatan için. Bununla da sınırlı değil tabi. Bir keresinde tümen komutanının eşi bir yoğurt markasının ismini verdi. Şırnak’ta yoktu, bulamadık haliyle. İlla tutturdu, “O yoğurdu isterim” diye. Neyse ki Gaziantep’te bulduk. (Şırnak-Gaziantep arası yaklaşık 500 kilometre) Otobüsle getirmelerini söyledik. Valla ne yalan söyleyeyim, savaş kazanmış bir komutan edasında tüm kantin başkanlığı, yoğurdu hanımefendiye gönderdik. Netice mi? O kadar yol gelen yoğurdun otobüsteki sallanma dolayısıyla üzerinin hafif sulanması yüzünden yine fırça yedik. Ama dedim ya her şey vatan için!..."

"Asker Donunu Çıkar"

Yer: İstanbul Cevizli 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı... Tarih ise 12 Kasım 2010... 

Sabah içtimasında bir üsteğmen bölüğe eğitim yaptırıyor. Askerlerden biri botunu bağlayana kadar bölükteki askerlerin şınav pozisyonunda beklemesini emrediyor. Beklerken yorulan er, pozisyonunu bozmadan ayağından destek alıyor.

Bundan sonra yaşananların hepsinin sebebi şınav bekleme pozisyonunu bozan o ayak desteği...

Üsteğmen eri önüne çağırıyor ve emrediyor: "Soyun!"

Bölüğe de, "Arkadaşınız soyununa kadar siz de şınav pozisyonunda bekleyeceksiniz" diye bağırıyor. Çaresiz kalan er soyunmaya başlıyor don ve saatiyle kalıyor.

"Saatini de çıkar" diyor komutan, çıkarıyor... Er, "Artık giyineyim mi komutanım?" diye sorduğu sırada öyle bir emir geliyor ki: "Donunu da çıkar!"

Er aldığı emir karşısında "Ayıp olur komutanım" diyerek itiraz edecek oluyor ama üsteğmen yine tekrarlıyor: "Donunu çıkar!"

Bitmesine az bir zaman kala askerliğini yakmak istemeyen er, mecburen çıkarıyor donunu ve Kasım ayının ortasında arkadaşlarının içinde çırılçıplak kalıyor. Arkadaşları ise onu utandırmamak için başlarını çeviriyor. Bunu gören üsteğmen bu kez bölüğe bağırıyor: "Kaldırın kafanızı bakın!"

İşte bu iddia 'http://askerleranlatiyor.blogspot.com'da anlatılmış... Yaşanan olaya benzer kötü bir çok askerlik hatırası da yer alıyor sitede... Ancak 'Donunu çıkar asker!' en çok okunanların başında yer almış...

İDDİALARI ARAŞTIRDI

Taraf gazetesi yazarı Yıldıray Oğur da aynı hikayeyi köşe yazısına taşımış bugün... İddiaların arkasını da araştırmış... Oğur, aldığı bilgilere göre yaşanılanların doğu olduğunu belirtiyor. Ancak olayın kahramanı olan erin ve üsteğmenin isimlerini gizlemeyi tercih ediyor.

ŞİKAYETÇİ OLMASI ENGELLENMİŞ

Yıldıray Oğur, konu ile ilgili bir detaya da yer veriyor... Yaşadıkları karşısında rencide olan er, üsteğmenden şikayetçi olmak istemiş fakat, teskeresine 3 ay kaldığı için ve askerliğini yakmaması için şikayetçi olması bir şekilde engellenmiş.

 

 

Bu -Allah Allah- 28 Şubat'ta neredeydi?' 'Bu -Allah Allah- 28 Şubat'ta neredeydi?'

27 Ocak 2010 17:05
Güncel
162 yorum
23,025 okunma
A A A A A A
Bu haberi yazdır
E-posta ile paylaş Facebook da paylaş Google da paylaş Twitter da paylaş MySpace de paylaş Digg de paylaş Del.icio.us da paylaş
Favorilerine Ekle

Taraf'ın ortaya çıkardığı Balyoz darbe planı ile Genel Kurmay Başkanı Orgenaral İlker Başbuğ'un açıklamalarına balyozlu tepki geldi. Başbuğ'un 'Allah Allah diyen asker' sözlerine ise 28 Şubat sorusu yöneltildi...

Foto GaleriHaberin galerisi için tıklayın Foto GaleriVideoyu izlemek için tıklayın

Mardin Yenişehir semtinde biraraya gelen 22 Sivil Toplum Örgütü ve Sendikalar ilginç bir protesto eylemi düzenledi. Eyleme katılanlar ellerine aldıkları balyozlarla ortaya çıkartılan Balyoz darbe planına tepki gösterdi.

Meydanda toplanan yaklaşık 100 kişilik grup adına basın açıklamasını okuyan Eğitim Bir Sen Sendikası Başkanı Hasan Ekinci, Taraf gazetesinin yayınlarıyla ortaya çıkan "Balyoz" darbe planının Türkiye'de militarizmin vahşi niteliğini bir kez daha ve en açık boyutlarıyla ortaya koyduğunu belirterek, “Cuntacı zihniyet, gözü dönmüş iktidar hırsı ve vahşet duygusuyla, Cuma namazı vaktinde cep telefonu düzenekli bombalarla Fatih ve Beyazıt camilerinde katliam yapmayı, kendi savaş uçağını düşürmeyi ve bu vesile ile komşumuz Yunanistan ile ülkeyi savaşa sürüklemeyi, ülkeyi ve halkı faşizan bir diktatörlükle baskı altına almak için bir dizi kirli, karanlık eylem ortaya koymayı hedefleyebilmiştir."dedi

BAŞBUĞ’UN AÇIKLAMALARINA TEPKİ GÖSTERDİLER

Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ'un açıklamalarına da tepki gösteren Sivil Toplum Örgütleri ve Sendikalar adına konuşan Eğitim Bir Sen Sendikası başkanı Hasan Ekinci, “Genelkurmay başkanı diyor ki, 'Hücuma giden askerlere Allah Allah dedirten bir ordu nasıl olur Allah'ın evini bombalamak ister?' Biz sivil toplum örgütleri olarak diyoruz ki, Genel Kurmay başkanına soruyoruz, '28 Şubat sürecinde inançlı insanları mahkûm ve mağdur ederken bu Allah Allah neredeydi, Askeri lojmanları bile başörtülü insanlara yasaklarken bu Allah Allah neredeydi, 80 yıldır Müslümanları laiklik sopası ile döverken bu Allah Allah neredeydi? Askeri yemin töreninde Mehmetçikler’in başörtülü anne ve bacılarına yasak getirilirken bu Allah Allah neredeydi? Vicdansızlar darbeyi deşifre edenler mi? Yoksa darbeyi yapanlar mıdır? Halkımızın da bir sabrının sınırı olduğunu hatırlatmak istiyorum. Kaça bölünürse bölünsün, hiç bir halk kendisini tezgâh savaşlara, iç savaşlara sürükleyecek, birbirine kırdırmak için camide katledecek, müzede çocukları havaya uçuracak, kendi askerini öldürtecek planlara ortak olmaz.” dedi.

TÜRKİYE’DE DARBE KONUŞULMASI NE HALKIMIZA NE DE ORDUYA YAKIŞIR

21. Yüzyılda demokrasi ve hukukun üstünlüğüne inanılan bir Türkiye'de darbelerin konuşuluyor olması ne ülkemize, ne halkımıza, ne de ordumuza yakıştığını hatırlatan Ekinci" Her gün ayrıntısını biraz daha öğrendiğimiz Balyoz Darbe planı, dehşet vericidir. Bu planı hazırlayanlar bu ülkenin dostu değil düşmanlarıdır. Bunu yapanlar en kısa zaman içinde yargı önüne çıkartılmalı. Genelkurmay'ın ciddi bir adım atarak kendi içinde hesap sorması lazım. Böyle bir şey dünyanın hiçbir ülkesinde ve ordusunda yoktur. Hükümet ve Ordu bunlara gereken cezayı vermelidir. 2003'te AK Parti'nin iktidara gelmesinden sonra planlanan ve bilahare ortaya çıkan Sarıkız, Yakamoz, Eldiven, Ayışığı, Kafes ve şimdi de Balyoz darbe planları darbeciliğin, militarizmin "çürük elma" olarak da nitelenen kurumlar içerisindeki kişiler ya da bazı birimlerle sınırlı olmadığını gözler önüne sermekte. Camilere bomba koyarak Olağan Üstü Hal ve Darbe yolunu açmayı planlayan bir gözü dönmüşlük içeren Balyoz darbe planlarıyla ilgili olarak Genelkurmay'ın örtme tavrı kamuoyunu asla tatmin edemez.

BİR BALYOZ VARSA BUNU HAVAYA KALDIRACAK OLAN DA YİNE BU HALKTIR

TCK'nın “Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” olarak nitelendirdiği Balyoz darbe planı için savcılar harekete geçmek zorunda olduğunu kaydeden Ekinci konuşmasına şöyle devam etti." Bu anlamda Ergenekon soruşturması kapsamında darbe planları ve Özden Örnek'e ait darbe günlükleriyle ilgili olarak 5 Aralık 2009'da emekli generallerden Aytaç Yalman, İbrahim Fırtına ve Özden Örnek'in ifade verdiği soruşturma genişletilerek Balyoz Planı'nda ismi geçen tüm komutanlar yargılanmalıdır. Balyoz harekâtı siyasi partiler, medya, kitle örgütleri, sendikalar ve kamuoyunun darbe planları ve en temelde militarizm karşısında tavır alma zorunluluğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Darbe planlarına dahi gerektiği gibi karşı çıkmayan, açık bir şekilde mahkûm etmeyen, sorumlularının yargılanması için çaba sarf etmeyenler planlarda bahsedilen "dost", "müttefik" kategorisine girmekten kurtulamayacaklardır. Militarist zihniyetle köklü bir hesaplaşma içine girmeden ordunun darbeci eğilimlerini terk etmeyeceğini Sarıkız, Yakamoz, Eldiven, Ayışığı, Kafes ve şimdi de Balyoz darbe planları açıkça göstermektedir. Unutmayın ki halkın iradesini simgeleyen yumruklar her zaman balyozların üstündedir. Bir balyoz varsa bunu havaya kaldıracak olan da yine bu halktır ve yani biziz." şeklinde konuştu

CİHAN


 

CHP'nin cami sabıkalarını sıraladı VİDEO
Kemal Kılıçdaroğlu dün, AK Parti'nin İstanbul'daki bir camiyi, imar planından çıkarıp yandaşkara peşkeş çektiğini söylemişti. AK Parti'den ise tarihi cevap geldi. İddia yalanlandı ve CHP'nin camilere yaptıkları sıralandı.
Oyla:
4 (10)
Yorum yapın
CHP NİN YAPTIKLARI MAĞLUM. 2010-11-24 16:50:57
Utanmadan birde ahkam keserler BUNLARI BİLEREK HALA CHP Lİ OLMAK...? Cahil Halkın Partilisi olmak.
MUZAFFER
ahmet hamdi arkadaşım, 2010-11-24 16:43:10
Bakanın yaptığı açıklamalarda yanlış yapılan ne var anlayamadım.Mahkeme kararıyla iptal edilen bir imar planında istanbul b.şehir beledşyesinin ve ak partinin suçu nedir.
ismet yavuz
Mahkemenin dahli varken 2010-11-24 16:41:49
Camiyi imar planından çıkartan mahkeme kararı. CeHaPın mumu yine yatsıyı bulmadan sönmüştür. AKPnin cevabı da cuk oturmuş. Helal olsun.
Ahmet  Çapar
UAZAĞA GİTMEYİN 2010-11-24 16:38:41
Erzincan beldesi Ulalarda bulunan camii 8 yıl oldumu olmadımı bilmiyorum CHP belediyesi yıktı bunlar zaten Allahın evlerini yıktıkları için ve saygıları olmadığı içindirki işleri hep tersgider tarih boyuncada bu böyle olacakdır olmuşdurda Allah bunlara elvrip ayak vermesin inşaallah ki öylede yapıyorzaten bütün planları alt üst olmuşdur
serkan gül
NAMAZ KILAN CAMİ CEMAATİ CHP LİLER 2010-11-24 16:37:42
Editörün Notu: Lütfen yorumunuzun tamamını büyük harflerle yazmayınız. Teşekkürler...
ABDURRAHMAN KÖLEŞABDURRAHMAN KÖLEŞ
Zavallı Kul 2010-11-24 16:37:06
Ey Allahın zavallı kulu bişeyleri açıklarken doğruluk derecelerini araştır.Birilerinin dolmuşuna gelme.Yoksa çıkarlar geçmişte sizin yaptıklarınızı suratınıza osmanlı tokatı gibi patlatırlar,altından kalkamazsınız.Bundan önce de bu tür açıklamalar yaptırttılar zaatalinize sonra hepsi fos çıktı. Gerçi parti olarak alışıksınız bu tür tokatlara ama yine de insan üzülüyor işte naparsınız :)
ufuk atlı
sayın bakan 2010-11-24 16:24:35
sizin söyledikleriniz tamam doğru CHP zaten zihniyet olarak biliniyor ama sizin yaptığınız doğrumu

Şehit oğlunun komutanını bakana şikayet etti

Diğer GÜNCEL haberlerini okumak için tıklayınız...
Şehit oğlunun komutanını bakana şikayet etti

Şehit Jandarma Çavuş İsmail Uygun'un annesi Sultan Uygun, oğlunun komutanını 'adil' davranmadığı gerekçesiyle Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'a şikâyet etti.

Acılı anne, oğluna 12 saat nöbet tutturulduğunu belirterek, "12 saat kim nöbet tutuyor Allah aşkına?" dedi.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, önceki gün Diyarbakır'ın Lice ilçesinde şehit düşen Jandarma Çavuş İsmail Uygun'un Kayseri'nin Turgut Reis mahallesinde bulunan ailesine taziye ziyaretinde bulundu. Bakanı ziyareti sırasında şehit İsmail Uygun'un babası Mürsel Uygun ve ağabeyi Ali Uygun ile birlikte aile yakınları karşıladı. Şehit evi önünde gerçekleşen ziyarete ilerleyen dakikalarda şehidin küçük kızı Beyza'yı kucağına alarak annesi Sultan Uygun ve eşi Ayşe Uygun da katıldı. Bakan Binali Yıldırım, ayağa kalkarak şehidin annesi Sultan Uygun ve eşi Ayşe Uygun'a da "Başınız soğulsun" dileklerini aktararak şehidin kızı Beyza'nın saçlarını okşadı. Bunun üzerine şehit annesi Sultan Uygun, Bakan Yıldırım'a sitem dolu sözlerle karşılık verdi. Askerlikte görev yeri belirleme işlemine 'kayırma' etkeninin karıştığına işaret eden anne Uygun, "Başın sağolsun demek kolay. Ben onu ne hallerde büyütüp yetiştirdim. Ne zorluklarla büyüttüm. Ciğerim yanıyor. Bazı şeyler çok zoruma gidiyor. Ben türbanlı biriyim. Şehit olanlar içinde annesinin dudağı boyalı olan var mı? Hiç öyle bir şehit annesine rastladınız mı? Torpil olduğunu bilseydim bende yaptırırdım. Hiç zengin ailelerin çocukları oralarda askerlik yapıyor mu?" diye sordu.

Anne Uygun, şehit düşen oğlunun komutanını da Bakan'a şikayet etti. Komutanının oğluna adil davranmadığını belirten Sultan Uygun, "İsmail'im aradıkça 'bana şu şekilde gıcık alıyorlar' diyordu. 12 saat Doğu'da kim nöbet tutuyor Allah aşkına. Bu çocuk üniversiteyi okumuş. Bu çocuk evin önünden geçen yabancılardan korkardı. Bu nasıl teröristlerle çarpıştı. 'Şarjörü takamadı' diyorlar. Eşim 'arama' dedi ama dün akşam komutanını aradım. 'Seni Allah'ın mahkemesine havale ediyorum. 12 saat nasıl nöbet tutturdunuz' dedim. Bize şehit haberini vermek için gelen kişi 'oğlunuz yemekhanede öldü' dedi. Daha sonra da dediler ki, teröristlerle çatışırken siperdeyken 'kafanı kaldırma' demişler. Benim çocuğum da kaldırmış. Kafası parçalanmış. Cesedi tanınmaz haldeydi. Canım kurban olsun sen de benim kardeşimsin." diye konuştu. Konuşmanın ardından şehit İsmail Uygun'un 2 yaşındaki kızı Beyza, Bakan Yıldırım'ın ceketindeki Türk bayrağı rozetini almaya çalıştı. Bunun üzerine Bakan Yıldırım, rozeti çıkararak minik Beyza'nın annesine teslim etti. (CİHAN)

Cihan

Bu haber 5720 kez okundu
Ahmet Altan öyle bir yazı yazdı ki...
11/4/2008 Karakter Boyutu:
'Mustafa' filmine gelen eleştiriler Ahmet Alatan'ı çileden çıkardı. Altan, bugün öyle bir yazı yazdı ki ateş gibi.

Atatürk

Tabii ki insanlar saçmalayabilirler.

Ama saçmalığı bir ideoloji haline getirip “herkes bu saçmalığı tekrarlamak zorunda” dediğiniz zaman sorun da başlamış demektir.
Can Dündar’ın “Mustafa” filmi fevkalade ciddi bir saçmalama yarışı başlattı.

Filmle ilgili şöyle eleştiriler okudum:

“Atatürk’ü kısa göstermiş.”

Eee, ne olmuş?

Uzun boylu muydu Mustafa Kemal?

Yoo, kısa boylu, ince sesli bir adamdı.

Onun bu fiziksel özellikleri, onun yaptıklarını ya da yapmadıklarını değiştirir mi?

“Atatürk’ü içki içerken gösteriyordu,” diyorlar.

İçmiyor muydu?

Sıkı içiciydi ve içiyordu.

Ne var bunda?

Tabii filmle ilgili asıl söylemek istedikleri şu:

“Atatürk’ün insani zaaflarını gösteriyor.”

Yok muydu Atatürk’ün insani zaafları?

Vardı ve çoktu.

Kimin yok ki?

Hepimizin var.

Mesele tam da burada işte.

“Atatürk sıradan fanilere benzeyemez, benzetilemez, o bizler gibi değildir.”

“Onun insani zaafları olamaz.”

Türkiye’nin çok önemli kilitlerinden birini çözecek soru burada karşımıza çıkıyor işte.

“Neden Atatürk’ü insanüstü biri gibi anlatmak istiyorsunuz bize?”
Niye onun önemli bir lider, tarihte yerini almış bir şahsiyet olması yetmiyor da, ona “tanrısal” bir görüntü yüklemek istiyorsunuz?
Bir insanı, bütün insani zaaflarından soyarak tanıtmak, ona bir tür “dinî dokunulmazlık” sağlamaya uğraşmak, “laiklikle” ne kadar bağdaşır, o da ayrı bir soru.

Her dinden insan için “peygamberi” kutsaldır, buna rağmen peygamberlerle ilgili filmler yapıldı.

Hatta Hıristiyanlar kendi peygamberleriyle dalga geçen filmler bile çektiler.

Bizde ise, Atatürk’e, neredeyse “peygamberlerin” bile sahip olmadığı bir “tanrısallık”, bir dokunulmazlık yüklemeye uğraşıyorlar.

Neden yapıyorlar bunu?

Çünkü Atatürk, bu ülkenin yaşadığı birçok çarpıklığın, çürümüşlüğün sorgulanmasını önleyen bir kalkan gibi kullanılıyor birçokları tarafından.

Atatürk’e “tanrısal” bir statü verip, onun arkasına saklanıyorlar.
Şu anda, halkı tarafından böyle algılanan ve böyle algılanması için çaba gösterilen bir tek “lider” var.

O da Kuzey Kore’nin yöneticisi.

Doğrusu ya, Atatürk’ün o adama benzetilmek isteyeceğini de hiç sanmıyorum.

Kendi yaptıklarını Atatürk’ün arkasına saklanarak yapmak isteyenler, saçmalıklarını gittikçe artırıyorlar.

Ne İskender, ne Napolyon, ne Lenin, ne Washington kendi halkları tarafından böyle değerlendirilmiyor.

Değerlendirilmemesi de gerekir.

Bu insanlar, özel yetenekleri olan liderlerdi.

Ama hepsinin de zaafları vardı.

O zaafların açıkça bilinmesine, söylenmesine rağmen hâlâ saygı görürler, halkları, insanları onları zaaflarıyla sever ve saygı gösterir.

Ya da sevmez ve saygı göstermez.

Atatürk bir diktatördü.

Bunu kendisi bizzat Fethi Okyar’a da söylemişti.

Katı bir adamdı.

Muhaliflerine karşı çok sertti.

Çok ihtiraslıydı.

Bir asker olarak kendisini çok mutlu edecek kadar büyük başarılara sahip değildi ve yaşadığı dönemde onu en çok kızdıran eleştirilerden biri “bir meydan savaşını bizzat kazanmamış olduğunun” söylenmesiydi.
Buna karşılık olağanüstü iyi bir örgütçü, dengeleri her zaman çok iyi gözeten yetenekli bir politikacıydı.

Kendi ilkeleri yoktu, duruma göre görüşlerini değiştirirdi, pragmatikti.

Kendine ait bir kuramı, derinliğine kapsamlı bir fikir sistemi bulunmuyordu.

“Bu, Mustafa Kemal’in kendi fikriydi, daha önce hiç söylenmemişti” diyebileceğiniz tek bir fikir bile bulamazsınız zaten.
Batılı bir hayat tarzını Türkiye’ye getirmek isterdi.

Ve o Batılı ülkeyi de kendisinin yönetmesini isterdi.

Bir asker olduğu için “emirlere” inanırdı.

Klasik Batı müziğini bile Türk köylüsüne emirle sevdirebileceğini sanmıştı.

Denemişti.

Bunu “iyi niyetli” bir şekilde yapmıştı, çünkü Sofya’da, Selanik’te, Berin’de gördüğü hayatın Türkiye’de de yaşanmasını istiyordu.
Sadece o hayatın nasıl şekillendiğini, hangi aşamalardan geçilerek o noktaya gelindiğini bilmiyordu.

Zorla şapka giydirip, zorla müzik dinleterek Batılı bir toplum yaratabileceğini sanıyordu.

Yaratılamazdı, yaratamadı.

Ama Kurtuluş Savaşı’nı çok iyi örgütledi, cumhuriyeti kurdu.

Liderliği ile ülkenin önemli bir dönemeçten geçmesini sağladı.
Bu gerçek değişmez.

Atatürk’ün zaafları bulunan bir insan olduğu gerçeği de değişmez.
Onun kurduğu cumhuriyetin hâlâ demokratikleşemediği gerçeği de değişmez.

Zaten gerçekleri değiştirmeye değil, o gerçekleri görmeye ihtiyacımız var.

O gerçekler görüldüğü zaman Atatürk’ün ne değeri eksilir ne de değeri artar, sadece onun arkasına saklananların asıl yüzü ve amaçları ortaya çıkar.

Esas korktukları da bu, onun için bu kadar saçmalıyorlar zaten.

AHMET ALTAN-TARAF

TARİH TEKERRÜR ETMESİN DİYORSANIZ İBRET ALIN

2. Abdülhamit’ten alınan feci intikam!

2. Abdülhamit’ten alınan feci intikam!
Yusuf Gezgin,2 asırlık bir projenin, büyük ve iddialı bir hedefin silahlı tedhiş örgütü Ergenekon'un derin köklerini yazdı.

Ergenekon'un derin kökleri

Ergenekon, 2 asırlık bir projenin, büyük ve iddialı bir hedefin silahlı tedhiş örgütüdür. Ergenekon, Türkçü vurguları kullanarak Türk milletinin sinirlerini, beynini, can damarlarını ele geçirmiş “nifak merkezi”nin kirli elidir.

Ergenekon, değerlerimize, kültürümüze, geleceğimize ipotek koyan; karabasan gibi üzerimize çöken ve bize aman vermeyen “fitne organizasyonu”nun aracıdır. Bu nedenle Ergenekon örgütünün adı ve kadrosu değişebilir, mevcut elemanları feda edilebilir; ama misyonu kolay sona ermez. Amaçlananları icra edecek başka örgütler devreye sokulur, farklı çalışma yöntemleriyle yola devam edilir. (Ergenekon’dan ümidini yitiren “derin yapı” yeni bir Ergenekon için harekete geçti bile!)

Peki, 2 asırlık bu projenin hedefleri nelerdir? Bu “derin”, “karanlık”, “fitne” organizasyonun ülkemizle, milletimizle alıp veremediği nedir?

İki asırlık proje, bir Siyonist organizasyonudur. Bu organizasyonun hedefi “Arzı Mev’ud”u gerçekleştirmek ve Kudüs merkezli güçlü bir Yahudi devleti kurmaktı. Proje, Yahudilerin Kabbalistik rüyalarını gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Bunun için, Osmanlı Devleti’nin yıkılması veya teslim alınması gerekiyordu. Biraz Yahudilerin etkisiyle, biraz da işlerine geldiği için, batı bu projeye destek verdi. Projeyi icraya koymak için bir ekip 1808 yılında harekete geçti.

Bizim coğrafyamızda ve medeniyet havzalarımızda dinlerini ve kimliklerini açıkça yaşayabilen Yahudiler, Fransız ihtilaline kadar batıda insan yerine bile konmuyordu.

Fransız ihtilalinden sonra oluşan yeni durum paradigmaları değiştirdi (Fransız ihtilalinde Yahudilerin etkisi tartışılmaktadır). Milliyetçilik, bağımsızlık, özgürlük, ulus devlet kavramları dünyadaki güç dengelerini değiştirdi ve Yahudilere önemli hareket imkânları sağladı. Sermaye terakümü, liberal ekonominin yaygınlaşması ve ticaretin küreselleşmesi, asalet-silah yerine sermayenin öne çıkmasına neden oldu. Ticaretten anlayan Yahudiler bu dönemden sonra sürekli güçlendiler.

Eskiden küçük hesaplar üzerine basit numaralar çevirirken, global oyunlar oynamaya, dünyanın dengelerini etkilemeye başladılar. Uluslararası ticaretin artması, devlet politikalarını etkileyecek büyüklükte şirketlerin ortaya çıkması Yahudileri dünyanın en etkili gücü haline getirdi.

Bu gün sermayeyi kutsayan ve devletleri atomize etmeyi hedefleyen sürecin arkasında Yahudi teorisyenler vardır. Zira Yahudiler az nüfuslarına rağmen büyük dengelerle oynamayı başarabilen, gizli operasyonlarla büyük olayları tetikleyebilen, sınırlı güçlerini manivela gibi kullanarak değişimleri etkileyebilen organize bir yapıdır.

Kudüs merkezli bir devlet kurma amacıyla yola çıkan Yahudiler, artık uluslararası sermaye ve finans araçlarını, sızdıkları güçlü ülkeleri kullanarak dünyaya hükmetmektedirler. Günümüzde Yahudiler dünya ekonomisi ve siyaseti üzerinde her türlü manipülasyonu yapabilecek imkanlara sahiptirler.

Tarihin her döneminde büyük devletlerin beynine yerleşerek etkili olan Yahudiler, bu gün ABD’de etkili oldukları gibi; bir dönem Büyük Britanya imparatorluğunun bünyesinde temerküz etmişlerdi. Osmanlı devletinin zayıfladığı ve yıkılmaya yüz tuttuğu bu dönemde, Kabbalistik hedefleri doğrultusunda Kudüs ve çevresini gözlerine kestirdiler. Yani “Arzı Mev’ud” hedefi için kolları sıvadılar. Osmanlı Devleti 1482 yılında İspanya’dan pek çok Yahudi’yi getirmiş ve Selanik, Edirne, İstanbul, İzmir gibi yerlere yerleştirmişti. Bu Yahudilerden “Sebetay” dediğimiz kesim, Müslüman görünümünde Osmanlı Devleti’nin önemli noktalarına sızmaya ve yönetimde, orduda etkili olmaya başladı. Açık Yahudiler ve batılılar da içimizdeki kripto Yahudilere Osmanlı devletinin önemli noktalarını ele geçirme konusunda destek verdiler.

1808 tarihinden sonra Osmanlı Devleti’ni yıkmaya, Arzı Mev’ud’u gerçekleştirmeye, Kudüs’ü ele geçirmeye yönelik pek çok gizli uluslararası toplantı kongre yapıldı. Kripto Yahudiler devlet ve ordu içine sızarken, açık Yahudiler Kudüs ve çevresine nüfus yığınağı yaptılar. (Açık Yahudiler Kudüs merkezli devlet hedefine ulaştılar.

Kripto Yahudiler ise dün sızdıkları devletin ve toplumun bütün stratejik noktalarını ele geçirdiler. Bu gün, TSK ve stratejik bürokratik kurumlarda etkili olan bu cenah Türk insanına ve Türk-İslam değerlerine karşı sofistike bir mücadele yürütmektedir.)

2. Abdülhamit Yahudilerin bu hedeflerini anladığı için oraları şahsi mülkü haline getirmiş, alınıp satılmasını engellemeye çalışmıştır. Teoderl Herlz liderliğindeki Yahudilerin borçların silinmesi mukabili Abdülhamit’e sundukları teklif ve aldıkları cevap herkesin malumudur. Ama Yahudiler, “dünün ulusalcıları” İttihatçıları kullanarak 2. Abdülhamit’ten intikamlarını feci almışlardır. Zira 2. Abdülhamit’in hal’ini tebliğ eden heyet içinde Yahudilerin lideri Teoderl Herzl de vardır.

1808’de Kabbala'nın gösterdiği hedefler için bu topraklarda örgütlenen Siyonistler 100 yıllık çalışma sonunda, 1908’de Abdülhamit’i indirip, pek çok kripto Yahudi’yi içinde barındıran İttihatçıları iktidara getirdiler. Bu tarihten sonra Osmanlı devleti hızla çökertilirken, Yahudiler Kudüs çevresinde çoğaldılar ve 2. Dünya Savaşı sonrası “Soykırımı?” bahane ederek, batının desteğinde İsrail’i kurdular. Ayrıca bu olayla, bütün dünyada “dokunulmazlık”, “eleştirilmezlik” elde ettiler. (Mahir Kaynak’ın “sonuçların kimin işine yaradığına bakma” yöntemini kullanarak Yahudi soykırımı iddiasını bir daha düşünmek lazım!)


Bu gün uğraştığımız “Ergenekon” ve her taşın altında çıkan “derin devlet” işte bu dönemde bünyemize yerleşmiştir. Sanılandan çok daha eski ve köklüdür. NATO’ya girmemizle kurulmamış, bu dönemde İngilizlerin güdümünden ABD himayesine geçmiştir.

Türkiye’deki Ergenekon’un İtalya’daki Gladyo ile karşılaştırılması çok yanlıştır. İtalya’daki, Gladyo bir ülkenin NATO kontrolünden çıkmaması için yapılandırılmıştı. Oysa Türkiye’deki Ergenekon ve onun bağlı olduğu “Derin Yapı” sadece Türkiye’nin değil, bir medeniyetin kontrolünü hedefliyor.

Şu anda bu cenah, derin yapının deşifresinin az bir hasarla kurtarılabileceği ümidindedirler. Eğer dava Veli Küçük gibi taşeronlardan daha derinlere inerse fırtına o zaman kopar. Kripto ecnebilerin hükümetlere kafa tutan “Taşeron Medya Gurubu” derin yapı sadece ucundan yakalanmışken nasıl feveran ediyor. Yarın mesele ciddileştiğinde, pek çok kripto ecnebinin devleti ve milleti nasıl söğüşleyip, maniple ettiği ortaya çıktığında bunlar gerçek hırçınlıklarını, saldırganlıklarını sergileyeceklerdir.

Ergenekon ve onun bağlı bulunduğu derin yapı maalesef mevcut sistemin bütün birimlerinde, etkindir. Yara alıyor ve zaafa uğruyorsa da bu karanlık odaklar memleketi yangın yerine çevirmeye muktedirler. Şu anda bu işin az hasarla, fazla derinleşmeden savuşturulabileceği ümidini korumaktadırlar.

Eğer dava ve soruşturmalar derin yapının ana damarlarına ulaşır, 2 asırlık projenin milletimize ve coğrafyamıza ne gibi gaileler açtığı görülmeye başlarsa, asıl gürültü o zaman çıkacaktır. Bu defa dışarıdaki büyük ağaları, hamileri de devreye girecektir.

Ergenekon ahtapotun sadece bir koludur. Bu yolda verilecek daha çok mücadeleler, cesaret isteyen işler vardır. Bu cendereden kurtulabilmek için, mutlaka derin sistemi deşifre etmeli ve etkisiz hale getirmeliyiz. “Derin Yapı”nın tasfiyesi bizi mengenede tutmak için kurulan sistemin yıkılması demektir. Derin sistemin mengenesinden kurtulan Türkiye büyük bir sıçrama yapacak ve her biri bir deliye, psikopata, diktatöre teslim edilmiş İslam coğrafyasının da ufkunu açacaktır.

Problemin çözümü bütünüyle bizdedir. Dün onlar güçlü oldukları için değil, biz zaaf ve gaflet içinde olduğumuz için bu sistemi kurabildiler. Bu gün bu mengeneden onlar zayıfladığı için değil, biz kendimize geldiğimiz, hadiselerin farkına vardığımız için kurtulacağız. Kendi imkânlarımızın, dinamiklerimizin farkında olup, çaba gösterdikten sonra derin yapıların, sinsi hesapların yapabileceği çok şey yoktur.

İki asırdır kanımızı emen, istikbalimizi karartan canavar sobelenmiştir. Hatta kuyruğundan da yakalanmıştır. İnşallah bundan sonra milletimiz bu işin peşini bırakmayacaktır. Gerçek hukuk adamları bu baş belası canavarın hakkından geleceklerdir.

Uzun sürse ve zor olsa da…


YUSUF GEZGİN-AKTİFHABER

04.Kasım.2008 17:06:18
Köşk'te renkli resepsiyon GALERİ
Köşk'te renkli resepsiyon GALERİ
30 Ekim 2008 01:14
Köşk'teki resepsiyona katılım büyük oldu. Siyasilerin dışında Aydın Doğan, Adnan Polat, Elvan Abeylegesse, Sibel Can ve daha birçok isim oradaydı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla öğle saatlerinde devlet protokolü için verdiği resepsiyonun ardından akşam saatlerinde sivil toplum örgütü temsilcileri, iş adamları, sanatçılar, sporcular ve gazetecilerden oluşan davetliler için eşli resepsiyon verdi.

RESEPSİYONDA KİMLER VARDI? FOTOGALERİ İÇİN TIKLAYIN

Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünnisa Gül, Büyük Resepsiyon Salonu'nun kapısında davetlileri karşıladı. Cumhurbaşkanı Gül'ün smokin giydiği resepsiyonda, Hayrünnisa Gül'ün de lacivert döpiyes giydiği görüldü. Davetliler arasında TBMM Başkanı Köksal Toptan ve eşi ile çok sayıda bakan ve milletvekili de yer aldı.

Resepsiyona, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Devlet bakanları Mehmet Aydın, Mehmet Şimşek, Nimet Çubukçu, Said Yazıcıoğlu, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak eşleriyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler eşsiz katıldı. AK Parti Adana milletvekili Ömer Çelik'in de resepsiyona smokinli katıldığı görüldü.

Resepsiyonda, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan ve eşi, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürü Salih Melek ve eşi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve eşi, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Nüket Yetiş ve çok sayıda milletvekili ile eşleri de hazır bulundu.

Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda, aralarında TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, ATO Başkanı Sinan Aygün, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, ÇGD Başkanı Ahmet Abakay, Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken'in de bulunduğu çok sayıda sivil toplum örgütünün temsilcileri de yer aldı.

Aralarında, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Hilmi Bengi, Oktay Ekşi, Mehmet Altan, Enis Berberoğlu, Fikret Bila, Nazlı Ilıcak, Ertuğrul Özkök, Doğan Hızlan, Murat Yetkin, Fehmi Koru, Mustafa Balbay, Can Dündar, Coşkun Aral, Fatih Karaca, Sedat Ergin ve Şamil Tayyar'ın da bulunduğu çok sayıda medya temsilcisi de resepsiyona katıldı.

Resepsiyonda sanat camiasından da Erdal Özyağcılar, Kenan Işık, Sibel Can, Zara, Mustafa Erdoğan, Süheyl Uygur ve eşi Burçin Orhon, Behzat Uygur ve eşi, Ercan Saatçi, Ahmet Özhan, Şefika Kutluer, Yıldız İbrahimova gibi isimler yer aldı. 

İş adamlarından aralarında, Aydın Doğan ile eşi Sema Doğan, Nazif Zorlu, Ferit Şahenk, Ahmet Çalık ve Ali Sabancı'nın da bulunduğu çok sayıda davetli resepsiyonda hazır bulundu.

Topkapı Sarayı Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Üstün Dökmen'in de aralarında bulunduğu akademisyenler de resepsiyona katıldılar. 

CUMHURBAŞKANI GÜL'DEN SPORCULARA ÖZEL İLGİ

Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay ile resepsiyona gelen madalyalı sporculara Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünnisa Gül özel ilgi gösterdi. Sporculardan branşlarını öğrenen Cumhurbaşkanı Gül, onlarla fotoğraf çektirdi. Milli atlet Elvan Abeylegesse, milli halterci Halil Mutlu, milli jimnastikçi Ümit Şamiloğlu, milli tekvandocu Azize Tanrıkulu ve bazı engelli sporcular resepsiyonda hazır bulundu. Cumhurbaşkanı Gül, 2008 Paralimpik Oyunları'nda okçulukta birinci olan Gizem Girişmen ile de yakından ilgilendi.

Resepsiyonun minik konukları olan madalyalı minik satranççılar Batuhan Daştan ve Cemil Can Ali Marandi de Cumhurbaşkanı Gül ve Hayrünnisa Gül'den ilgi gördü. Resepsiyona smokinle katılan minik şampiyonlar, gazetecilere poz vererek, kendilerini tanıttılar. Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünnisa Gül de 2008 Avrupa Yaş Grupları Şampiyonası'nda altın madalya kazanan Cemil Can Ali Marandi ve Dünya Okullar Şampiyonası'nda 11 yaş altında derece alan Batuhan Daştan ile fotoğraf çektirdi.

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Gül, karşılamanın ardından eşi ile birlikte gazetecilere poz verdi. Bu sırada bir gazetecinin ''Cumhuriyet Bayramında Çankaya Köşkünde bu kadar kalabalık bir davetli topluluğunu ağırlamak nasıl bir duygu?'' sorusuna Gül, ''İyi bir duygu'' yanıtını verdi.

AA

Resepsiyonda başörtüsüne tepki!
Resepsiyonda başörtüsüne tepki!
29 Ekim 2008 22:48
Manisa'da Cumhuriyet resepsiyonu askerin başörtüsü tepkisine sahne oldu. Manisa Belediye Başkanı başörtülü eşiyle salona geldi, askerler salonu terketti.

Aziz Gül'ün haberi

Manisa Belediye başkanı Bülent Kar başı örtülü eşi Selma Kar ile resepsiyona gelince  Manisa Birinci Piyade Er Eğitim Tugay komutanlığı ile  İl Jandarma Alay komutanlığından Cumhuriyet balosuna katılan üst düzey rütbeliler eşleri ile birlikte salonu aşamalı bir şekilde terk ettiler.

Manisa valisi Celalettin Güvenç eşi Turan Güvenç ile birlikte Manisa valililiği parkında ki Polis lokalinde bu akşam düzenlediği  Cumhuriyetin 85.yıl dönümü nedeniyle verdiği resepsiyonda yaşanan bu olay katılanlar tarafından üzüntü ile izlenildi.

Saat 19.30  başlayan  resepsiyonda 19.45 te  salona  eşi Naime  Babüroğlu ile birlikte giren 1. Er Eğitim Tugay Komutanı Tuğgeneral Naim Babüroğlu ile birlikte   İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Mürsel Şahin ve 1. Er Eğitim Tugay komutanı ile İl Jandarma Alay komutanlığından oluşan 15 kişilik gurup,  saat 19.  55 Salona  Belediye başkanı Bülent kar ın türbanlı eşi  Av. Selma kar ile birlikte salona girince birbirinin yüzlerine bakan Askeri erkanda hareket  görüldü önce alt kademedeki albay yarbay ve binbaşı seviyesinde askeri erkan eşleri ile birlikte  kapıdan ayrılırken  kapıda gelenleri karşılayan Vali Celalettin Güvenç ile eşi  askerlerin topluca salondan ayrılmasını anlayamadı ancak  askerlerin 'Sigara molasına gidiyoruz' sözleri duyuldu.

Salondan daha sonra İl Jandarma Alay Komutanı  ayrılırken salona vali girdikten sonra bir süre vali ile birlikte görünen Tugay Komutanı Naim Babüroğlu ile eşi de salonu terk etti.

Valilik parkındaki polis lokalinden ayrılan askerleri aynı parktaki İl Jandarma  Alay Komutanlığı'nın gazinosuna gittikleri görüldü.

Olayla ilgili Manisa Belediye başkanı Bülent Kar, basın mensupların, 'Askerler salonu eşinizin başörtülü olmasından dolayı mı resepsiyonu terketti?' sorusuna 'Ben bu saatten sonra eşimi değiştiremem, bu benim sorunum değil onların sorunu'  cevabını verdi..

HABER 7


TERÖRİST Öcalan'dan tarihi itiraf - İZLE
10/27/2008 Karakter Boyutu:
Ergenekon terör örgütü operasyonuyla gün yüzüne çıkan kanlı örgüt PKK'nın derin bağlantılarını, bölücübaşı Abdullah Öcalan da doğruladı

''Ben PKK meselesini bitirirsem beni de bitirirler'' diyen Öcalan, örgüt içinde Ergenekon'la bağlantılı teröristlerin olduğunu itiraf etti. Eski siyasetçi Abdülmelik Fırat'ta ''PKK perdenin arkasında JİTEM’le sarmaş dolaş'' dedi.

Terör örgütü PKK'nın derin devlet bağlantısı Ergenekon Operasyonuyla apaçık ortaya çıktı. Yıllarca Türkiye'de kardeş kanı dökülmesine sebep olan kanlı örgütün, Ergenekon bağlantısına yönelik önemli itiraflar ve önemli tespitler yapıldı.

ÖCALAN'DAN ERGENEKON İTİRAFI

İmralı cezaevinde bulunan bölücübaşı Öcalan, örgüt içinde Ergenekon'la bağlantılı teröristlerin olduğunu itiraf etti. 1995 ile 1999 yılları arasında PKK içerisinde kriz yaşandığını anlatan Öcalan, bu krizi Ergenekon ve Veli Küçük bağlantılı adamları yüzünden çözemediğini ileri sürdü. Kürt sorununun bitmesini istemeyen güçler olduğunu vurgulayan Bebek katili Öcalan, çözümsüzlükten nemalanan lobilerin olduğunu belirtti.

ÖCALAN: BENİ DE BİTİRİRLER

İmralı'da avukatlarıyla yaptığı görüşmede iddiaları doğrulayan Öcalan ''Ben PKK meselesini bitirirsem beni de bitiririler'' dedi.

33 ASKER NEDEN ŞEHİT EDİLDİ?

Taraf Gazetesine konuşan araştırmacı yazar Ümit Fırat ise Kürt meselesinin çözümünü engellemek için Ergenekon tarzı ilişkilerin hep devrede olduğunu söyledi. Fırat ''1993 yılında hükümet affı konuşacaktı ancak o gün PKK'ya Bingöl'de 33 askeri katlettirdiler'' dedi.

ARAŞTIRMACI YAZAR ÜMİT FIRAT:
CUMHURBAŞKANI DEMİREL'İN KATILACAĞI İLK HÜKÜMET TOPLANTISIYDI AF KONUŞULACAKTI. PKK'YA O GÜN, SİZİ VURMAYA ÖZEL BİR BİRLİK GELİYOR, BİLGİSİ GİTTİ. O GÜN DERİN DEVLET PKK'YA SAHTE BİLGİ VERİP 33 ERİN ÖLDÜRÜLMESİNİ SAĞLADI. 17 YIL GEÇTİ, BİR DAHA ÇÖZÜME HİÇ BU KADAR YAKLAŞILMADI. KATLİAM OLDU BİR DAHA HİÇ AF KONUŞULMADI.

FIRAT: PKK JİTEM'LE SARMAŞ DOLAŞ

Terör örgütü PKK'nın derin bağlantısına dikkat çeken diğer bir isim de eski siyasetçilerden Abdülmelik Fırat. ''PKK perdenin arkasında JİTEM'le sarmaş dolaş diyen eski milletvekili Fırat, Sabah Gazetesine verdiği röportajda önemli açıklamalarda bulundu. Fırat, Musa Anter cinayetini JİTEM ve PKK'nın birlikte gerçekleştirdiğini söyledi.

ESKİ MİLLETVEKİLİ ABDÜLMELİK FIRAT:
PKK, SON YILLARDA DA JİTEM'LE İÇ İÇE ÇALIŞIYOR. BİRBİRLERİNE KARŞIT OLDUKLARINA BAKMAYIN, PERDENİN ARKASINDA SARMAŞ DOLAŞLAR. BAKIN, KÜRT AYDINLARI PKK-DERİN DEVLET İLİŞKİSİNE SESSİZ KALMIŞTIR. NEDEN SADECE PKK DEĞİL, ÇÜNKÜ JİTEM DE VAR. KÜRT AYDINLARINI ÖLDÜRÜP TASFİYE ETTİLER. BUNLARA FAİLİ MEÇHUL DENİLİYOR. BUNLARIN BİR KISMINI JİTEM, BİR KISMINI DA PKK ÖLDÜRDÜ.

PKK'nın dağ kadrosunun ileri gelenlerinden derin devleti temsilen isimlerin olduğunu söyleyen Fırat, Öcalan'la ilk görüşen Paşa'nın da Çevik Bir, olduğunu ileri sürdü. PKK'nın bitirilebilmesi için öncelikle Derin devletin bitirilmesi gerektiğini vurgulayan Fırat, örgütün kullandığı gençlere de önemli uyarıda bulunuyor.

ESKİ MİLLETVEKİLİ ABDÜLMELİK FIRAT:
PKK, KÜRTLERİN GENÇ ÇOCUKLARINI DAĞA ÇIKARIP HEBA EDİYOR. KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜMÜNE DAİR PROJELERİ YOKTUR. KÜRT GENÇLERİNİ HARCAYAN BİR AYGITTIR.

SAMANYOLU HABER



ÖLÜMÜNÜN SIR PERDESİNİ ARALAYACAK İDDİA

Özal'ın ölümündeki esrarengiz olayÖzal'ın ölümündeki esrarengiz olay
Fikri Sağlar, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümü ve Özal'ın 1988 yılında uğradığı suikast ile ilgili ilginç iddialarda bulundu.

KanalTürk'de İpek Medya Grup Başkanı Fatih Karaca'nın hazırlayıp sunduğu Gündem Siyaset programına katılan Sağlar, Türkiye'nin özellikle 1993 yılında önemli kırılma noktaları yaşadığını söyledi.

Fikri Sağlar, önemli kırılma noktalarından olan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümünün üzerindeki sırrı aralamak için kan örneği alındığını ancak bunun esrarengiz biçimde ortadan kaldırıldığını iddia etti.

Sağlar, "Turgut Özal öldükten sonra kanı alındı. Bu kan tahlil edilebilse nasıl öldüğü ortaya çıkabilecekti ama kan istendiği zaman (Hemşire elinden düşürerek kırdı) denildi." dedi.

Erdal İnönü ile Turgut Özal'ın 1988 yılında Kartal Demirağ tarafından yapılan suikast girişimi sonrasında geçmiş olsun demeye gittiklerini anlatan Sağlar, "Başbakanlık konutunda birkaç dakika bekledik. Özal'ın parmağına dikiş atılıyordu. Nedir bu dediğimizde Özal, (Bu organize bir iştir) dedi. Ben de konuştum biraz fakat (Sen gençsin karıştırma bu işleri) dedi." şeklinde konuştu.

İsimlerini vermek istemediği bir profesör ile savcının Özal tarafından Kartal Demirağ suikastını araştırmak için görevlendirildiğini belirten Sağlar, "Onlar da bana, (Afyon'un Dazkırı ilçesinde bir kontra gerilla eğitim alanı bulduk. Sonra bize 2 general gelerek 'Bu işi karıştırmayın fazla' dediler. Biz de gittik Özal'a söyledik o da boynunu büktü. Ondan sonra da araştırmamızı durdurduk.) dedi." diye konuştu.

Özal ile suikast konusunda konuştuğunu anlatan Sağlar, "Özal'a (Bütün devlet elinizdeydi başbakandınız, yetkiliydiniz ve suikastı yapan kişi yaşıyordu ölmedi. O zaman sadece TRT vardı ifadeleri alındı çekimleri izlediniz. Devletin bütün gücünü kullandınız. Bilmemeniz mümkün değil bunu kim yaptı) dedim. Bana verdiği cevap, (Sen gençsin çok fazla karışma bu işlere) oldu." açıklamasını yaptı.

Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili bilgiler de veren Sağlar, Mehmet Ağar'ın Güldal Mumcu ile yaptığı konuşmanın tarihe geçtiğini söyledi.

Ağar'ın, "Biz bir taş çekersek duvar üzerimize göçer." dediğinin kayıtlara geçtiğini anlatan Sağlar, "Uğur Mumcu cinayetini araştıran savcı, (Devlet yetkilileri can güvenliğimi sağlasın failleri bulalım) demiştir." dedi.

Orgeneral Eşref Bitlis'in ölümünün orduda Kürt sorununun çözümü ile ilgili önemli bir kırılma noktası olduğuna dikkat çeken Sağlar, şu açıklamalarda bulundu: "Uçağı düştü düşen uçağa ilk gelen Cem Ersever, yerinde ilk araştırmayı yapıp gitmiştir. Ondan sonra yetkililer gelmiştir. Kaza olarak buzlanma nedeni ile kaza meydana geldi denildi. Ama pilotun ailesi mahkemeye verdi. Uçağın fabrikası böyle bir kazanın olmayacağı başka bir nedenler olduğunu dolayısıyla sabotaj bilgisini verdi. O uçakta en son dakikada listeden çıkarılan bir albay vardı. O albay daha sonra garnizonda intihar etti. Uçağa binmedi ölmedi ama daha sonra intihar etti. Eşref Bitlis'in ölümünden sonra TSK'de farklılaşma görüyorsunuz. Silahla Kürt sorununun çözülemeyeceğini. Kürt sorununun siyasi, kültürel, sosyal ve ekonomik atılımlarla çözülmesi gerektiğini savunanlar var. Dolayısıyla onlar yok ediliyorlar. PKK ile mücadele Kürt sorununu çözmeden 25 yılı aşkın bir süredir devam ediyor. Bilinçli olarak devam ediyor. Burada milyar dolar paralar gidiyor. Ama devleti yönetenler siyasilerin dışında ki iktidar sahipleri çözülmemesi doğrultusunda çaba gösteriyor. Şehitler veriliyor. On binlerce çocuğumuz sakat kalıyor. Neden çözülmek istenmiyor."

Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu ise Kartal Demirağ'a 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a suikast emrinin devletin içinden biri tarafından verildiğinin bilindiğini söyledi.

Kendilerinin bu konularda iddialarda bulunmasına rağmen kimsenin kendilerinden bir şey sormadığını ifade eden Orakoğlu, Uğur Mumcu ile Çetin Emeç'in öldürülmelerinin sebebinin benzerlik taşıdığını kaydetti.

Orakoğlu şunları söyledi: "İkisine de önemli dosyalar geliyor. Uğur Mumcu'nun Abdullah Öcalan ile ilgili çok ciddi araştırmaları var. Gelen dosyanın vahameti Uğur Mumcu'yu dehşete düşürüyor. Özal'ı arıyor. Bulamayınca Eşref Bitlis Paşa'yı arıyor ve telefonda 20-25 dakika dosyayı paylaşıyor. Burada en büyük hatayı yapıyor. Uğur Mumcu bunun ardından ölüyor. Ardından bir ay sonra Eşref Bitlis'in uçağı düşüyor. Ardından 1,5 ay sonra Turgut Özal eceli ile ölüyor." (CİHAN)

22.Eylül.2008 14:44:41

Hesap vermek zorundasın!
10/18/2008 Karakter Boyutu:
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un önceki gün yaptığı açıklamalara tepkiler gelmeye devam ediyor...

Orgeneral Başbuğ'un fevri çıkışı, emekli Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları'nı çileden çıkardı...
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, “17 şehit verdiğimiz Aktütün saldırısının önceden bilindiği halde önlem alınmadığı” konusuna hiç değinmeksizin, tepki gösterdiği haklı eleştiriler karşısında “terör örgütünün yaptığı eylemleri ‘başarılı gibi gösterenler’, akan ve akacak her damla kanın sorumluluğuna ortak olurlar” ifadesini sarfetmesi, emekli Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları’nı çileden çıkardı.

Hacımustafaoğulları, çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

KARŞINDA MİLLET VAR, ASKER DEĞİL!

Binbaşı iken YAŞ kararıyla ordudan ihraç edilen Hacımustafaoğulları, vatan sevgisinin kimsenin tekelinde olmadığına vurgulayarak, şunları kaydetti: “Karşında esas duruşa geçmiş asker mi var? ‘Asker işini doğru dürüst yapmalı’, ‘TSK içindeki çürük elmalar ayıklanmalı’ diyenler PKK’lı mı olur? Sen vatanı seviyorsun da, bu haklı sorgulamaları yapanlar vatanı sevmiyor mu? Türkiye’de vatan hainliği ispatlanmayan herkes bu ülkenin evladıdır, herkes vatanını sever. Vatanı için seve seve canını verir. Vatan sevgisi kimsenin tekelinde değildir.”
BİLGİ SIZDIRILMIŞSA, SORUMLULUĞU SENDE!
"Deniliyor ki, ‘bilgi sızdırılıyor, bilgi sızdıranlar bulunacak, bunlardan hesap sorulacak.’ Heron'larımız var, insansız uçaklarımız. Bunların yazılım programları milli mi? Değil. Yarın Allah göstermesin biz İsrail'le, Amerika'yla savaşa girsek, bu uçakları kullanamayacağız. Ya sen en başta vermişsin gizli bilgilerini İsrail'in, Amerika'nın eline. Ne sızması? Bilgi sızdırılmaması için o bilgiye dair kontrol mekanizması kuruldu mu ki? Yoksa bu tabiî sızar. Bugün devletin gizli bilgileri bir gazeteye sızdırılmış, bundan yakınılıyor. Bunda bir şey yok. Bu gizli bilgiler, belgeler yarın Yunanistan'a, İsrail'e, Amerika'ya sızdırılırsa ne olacak? Bunun önlemini almak senin işin değil mi? Almayarak / alamayarak devletin gizli bilgilerinin birilerinin eline geçmesine yol açmışsan bunun sorumluluğu da sende. Bende değil."

BU HESABI VERMEKLE MÜKELLEFSİN

“Yüreklerimizi dağlayan şehit olaylarında yaşanan zaafiyet, ihmal, bunların hesabı elbette sorulur. Millet sorar, kamuoyu adına basın sorar. Olmadı, tarih sorar. Sen bu hesabı vermekle mükellefsin. Hesap veremeyen gider. İstifa merci diye bir şey var. Veremiyor musun hesap, istifa eder gidersin. Ama maalesef bizim siyasetçimiz de, bürokratımız da makamına İtalyan nikahı ile bağlı olduğu için, koltukları ile boşanma diye bir şey bilmiyorlar. Bunlar İtalyan nikahı ile oturmuşlar sanki o koltuklara.”

ATILANLAR, HESAP SORANLAR MI?

“Bugün Dağlıca’nın, Aktütün’ün hesabını vermeyenler, YAŞ kararları ile benim de aralarında bulunduğum 3 bine yakın insanı sorgusuz sualsiz, sırf dindar oldukları için ordudan atanlardır. Biz diyoruz ki, ‘Yargılayın bizi, suçumuz ne ise bilelim.’ Yok. Yargılamıyorlar bile bunu yaparken. Ama diğer tarafta her gün şehitler veriliyor, bu olaylarda zaafiyetler, ihmaller ortaya çıkıyor, tek bir kişiden bile hesap sorulmuyor. Bu nasıl iş? Acaba bu dindar subaylar ordudan, bu keyfîliklerine karşı durdukları / duracakları için mi atıldılar / atılıyorlar; zaafiyetlerin, ihmallerin hesabını sordukları / soracakları için mi atıldılar / atılıyorlar? Bu da apayrı bir soru işaretidir.”

20 EKİM BAĞLANTISI

Hacımustafaoğulları, artan terör olaylarının 20 Ekim tarihine yaklaşılmasıyla da alakalı olduğunu düşünüyor. 20 Ekim, Ergenekon Terör Örgütü davasının ilk duruşma tarihi. Hacımustafaoğulları’nın, kurduğu bu bağlantıyla ilgili şok açıklamaları da şöyle: “20 Ekim’de Ergenekon duruşması var. Çok açık söylüyorum, bu işin içinde Ergenekon parmağı var. Ergenekon’un merkezi, ordunun içindedir. Üst düzey komutanlar bu işin içinde. Korkarım ki, Ergenekon duruşması öncesi ortalık iyice karışacak. Aba altından sopa gösteriliyor bu şekilde. Yine bakın çok açık söylüyorum, PKK, Ergenekon’un bir parçasıdır. Ergenekon yapılanmasının fikir babaları, ana mensupları ordu mensuplarıdır. Emeklilerin yanı sıra muvazzaflar var bu işin içinde.”

YETMEZ YETMEZ OYLAR GELMEZ

Milliyet yazarı Baykal'ın biletini kesti

Milliyet yazarı Baykal'ın biletini kesti
Milliyet yazarı Hasan Pulur,Baykal'a akıl vereyim derken tek parti döneminin bütün kirli çamaşırlarını ortaya döktü.

Yetmez, yetmez oylar gelmez...

YETMEZ Sayın Baykal, yetmez! Ankara’da Atatürk Bulvarı’nda hırpani kılıklı adamların dolaşmasına izin verilmezdi demeniz yetmez.
CHP’nin günahlarını şöyle doğru dürüst sıralayın da hızınızı alın, hınk deyiciniz Sevigen’le rahatlayın...
Mesela, Varlık Vergisi’nden başlayın, bu vergiyi ödemeyenlerin malını mülkünü haraç mezat sattıklarını, Aşkale’ye sürdüklerini, kar küreletip buz kırdırarak yol açtıklarını da söyleyin!
Bu da yetmez!
* * *
YOL Vergisi ödemeyenlerin hapse atıldıklarını söyleyin!
Bu da yetmez!
Zonguldak çevresinde yaşayanların, köylülerin zorla maden ocaklarına indirilip çalıştırıldıklarını söyleyin!
Bu da yetmez!
* * *
TEKKELERİN kapatıldığını, kıyafet kanununun çıkarıldığını, Latin Alfabesi’yle halkın bin yıllık kültüründen koparıldığını söyleyin!
Bu da yetmez!
Köy Enstitüleri’nin komünist yuvası olduğunu, kızıl öğretmenlerin buralarda yetiştirildiklerini söyleyin.
Bu da yetmez!
Doğu’da, sınır soygunu yapan 33 kişinin, 33 vatandaşın kurşuna dizildiğini söyleyin.
Bu da yetmez!
* * *
İSMET Paşa’nın büyük oğlunun otomobille bir kadını ezdiğini söyleyin.
Bu da yetmez!
Halk ekmek bulamazken, ekmek karneyle verilirken buğdayların çürütülüp denize döküldüğünü söyleyin!
Bu da yetmez!
* * *
İSMET Paşa’nın Türkiye’yi savaşa sokmayarak milletin erkekliğini öldürdüğünü söyleyin!
Bu da yetmez!
Şeyh Sait İsyanı’nı çıkaranların Diyarbakır’da nasıl asıldıklarını söyleyin, geniş bilgiyi Zincirbozan’dan dostunuz rahmetli Çağlayangil’in anılarında bulabilirsiniz.
Bu da yetmez!
* * *
SAVARONA yatından, “Beyaz Tren”den söz edin!
Bu da yetmez!
Bu devletin ilk anayasasında “Devletin dini İslamdır” diye yazılı olduğunu, sonra “laiklik” gibi bir belanın başımıza sarıldığını söyleyin!
Bu da yetmez!
İsterseniz cuma tatil deyin.
Bu da yetmez!
* * *
YETMEZ, yetmez, yetmez!
Niye mi?
Sarıklının da, çarşaflının da oyları size gelmez.
“Taklitlerinden sakının!” diye bir deyim vardır, aslı dururken kim taklidine oy verir ki!

HASAN PULUR/MİLLİYET

07.Aralık.2008 16:41:41

NEREDEYSE KÜÇÜK CEPHANELİK

Bunlar da Dalan'ın özel kasasından çıktı !
Bunlar da Dalan'ın özel kasasından çıktı !
Yeditepe Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Bedrettin Dalan'ın özel kasasından tam bir cephanelik çıktı.

Çelik kasada 2'si ruhsatlı 5 adet tabanca ile 2 bin adet mermi ele geçirildi. Ergenekon operasyonu kapsamında sahibi olduğu İstek Vakfı'nın Genel Müdürlüğü'ne baskın yapılan Bedrettin Dalan'ın özel kasasından 5 adet silah ile 2 bin adet mermi çıktı. Önceki gün yapılan operasyonda polis, Dalan'ın özel kasasını açtı. Çelik kasada 2'si ruhsatlı 5 adet tabanca ile 2 bin adet mermi ele geçirildi. Polis, silah ve mermilere el koydu. HABERTÜRK

İLGİLİ HABERLER:

BURASI GÖLBAŞI - ŞOK FOTOĞRAFLAR

SIRA BAYKAL'DA MI? - KARELER

İDDİALARA TOKAT GİBİ CEVAP

1 NUMARA AZ SONRA ! - KARELER

ERGENEKON'DA EN BÜYÜK DALGA - KARELER İÇİN TIKLAYIN

KEMAL GÜRÜZ'ÜN GÖZALTINA ALINMA ANI - KARELER

YALÇIN KÜÇÜK'ÜN GÖZALTINA ALINMA ANI - KARELER

İBRAHİM ŞAHİN'İN GÖZALTINA ALINMA ANI - KARELER

TÜM ERGENEKON HABERLERİ İÇİN TIKLAYIN

BU FOTOGRAFLARI IYI INCELEYIN-ISTE BU KISILER TURKIYENIN ASIL TERORISTLERI:

 

Osmanlı Gazze'yi nasıl kaybetti?

Osmanlı Gazze'yi nasıl kaybetti?

İngilizler Gazze'yi 7 Kasım 1917'de işgal etti. İngilizler şehre girerken Dışişleri Bakanları, 'topraksız millet' dediği Yahudilere, 'milletsiz toprak' olan Filistin'de bir 'yurt' verileceğini ilan ediyordu.

Zaman yazarı Mustafa Armağan'ın gazetenin Pazar ekinde aktardığı tarihteki acı gerçek...

Gazze'yi nasıl ve kimin yüzünden kaybettik?

Cemal Paşa, Kudüs'teki karargâhındadır. Filistin'in Nablus şehrinden gelen 20 kadar insan, kendilerini sürekli paylayan Cemal Paşa'nın neredeyse ayaklarını öpeceklerdir; durmadan yalvarıp yakarmaktadırlar. Kaderleri, karşılarındaki paşanın ağzından çıkacak tek bir kelimeye bağlıydı çünkü. O 'idam' dedi miydi, kurtuluş yoktu.

Neyse ki bu defa şanslıydılar: Anadolu'ya sürgünle yakayı kurtarmışlardı. Adamlar dışarıya çıktıktan sonra Cemal Paşa birden değişmiş, "Ne yaparsın, burada böyle söküyor" demişti. Falih Rıfkı, Paşa'nın tavrındaki bu değişimi, "Rol bitmişti" diye özetler.

Rol bitmişti, evet. Falih Rıfkı Atay'ın "Zeytindağı" adlı kitabı dili, üslubu için de okunabilir ama bence "ibret" almak için okunmalıdır. Yıkılmaz denilen Osmanlı kalesinin peş peşe yapılan hatalar yüzünden 4 yıl içinde nasıl çatır çatır çöktüğünü daha iyi anlatan bir eser bulmak kolay değildir.

Cemal Paşa, Arapları tehcir, tedhiş ve silahla Türkleştireceğine inanmıştı. Ermeni tehcirinin tersine, bu defa Suriye ve Filistin'den Anadolu'ya yapılan bir başka tehcirden söz ediyoruz. Çapı öbürüne göre ufaktı ama etkisi sanılandan çok daha büyük oldu. Sonuç, Arap topraklarının büsbütün kaybı ve Filistin'de hâlâ kanayan yara olacaktı.

Başka şahitlerimiz de var. Mesela Filistin'de bir posta memuru olan İzzet Derveze, İttihatçı hükümetin Cemal Paşa'yı savaşı fırsat bilip Arapçılık hareketi mensuplarının işini bitirmek üzere gönderdiğine inanır. 21 Ağustos 1915'te 9 kişi, 6 Mayıs 1916'da ise 21 kişi idam edilmişti. "Zalim tehcir hareketi" diyor Derveze, "Suriye, Filistin ve Lübnan'dan Anadolu'ya gerçekleşmiş ve erkek, kadın ve çocuklardan oluşan yüzlerce aileyi kapsayan sürgün, bu kimseleri iki yıl boyunca yoksulluk ve hakarete maruz bırakmıştı."

 

kullan 

Bir zamanlar Gazze...

Derveze'nin anlattığı bir olay, Cemal Paşa'nın gaddarlığını bütün açıklığıyla göz önüne seriyor. İdam edilenlerden Selim el-Ahmed'in amcası ve Cenin şehrinin önderi olan Hafız Muhammed Abdülhadi Paşa'ya telgrafla haber yollamıştır Cemal Paşa, Cenin'e geldiğinde evine misafir olacağını bildirmiştir. Düşünün, gencecik yeğeninizi suçsuz yere idam ettiren adamı ("katili"), daha gözünüzün yaşı kurumamışken evinizde zorla ağırlayacaksınız. Bir aileye verilebilecek en büyük manevî eziyetlerden biri değil midir bu?

 

kullan 

Bahriye Nâzırı Cemal Paşa ve Alman Generali Falkenhayn Kudüs'te askeri denetliyorlar. (1915).

Öte yandan Lübnanlı aydın Şekip Arslan, Cemal Paşa'nın Suriye'deki "Arap ruhu"nun öldürülmesi görevini üstlendiği kanaatindedir. Şam'da bir Tehcir Komisyonu kuran Cemal Paşa, 2 bin Arap'ı Anadolu'ya sürmüş olup ev ve arazilerine el konulması için de hazırlıklara girişmiştir. Bana göre, diyor Şekip Arslan, sürgün yöntemi Osmanlı Devleti'nin geleceği açısından büyük bir tehlikeydi. Devletin tehlikeli bir dönemeçten geçtiği bir zamanda zor kullanma, yıldırma ve Türklerle Araplar arasında kin ve nefret uyandırma siyasetini uygulamak doğru değildi. Ona göre Cemal Paşa'nın Suriye'de takip ettiği siyaset, Osmanlı Devleti ve İslam âleminin başına gelmiş en büyük felaketlerden biridir.

 

kullan 

Gazze Savaşı'na katılan Osmanlı birliği yürüyüş halinde. (1917)

Ve Osmanlı kuvvetleri Gazze'dedir. Filistin'in güneyini kapayan Gazze-Birüseba cephesi İngilizleri tutmak için hayati önemdedir. Üstelik Osmanlı ordusu burada yapılan iki muharebede İngilizleri püskürtmeyi de başarmıştır. Cemal Paşa ise bölge halkını Osmanlı'ya bağlayacak yerde, mevcutları da yerle bir edecek ne kadar siyaset varsa harfiyen uyguluyordu. Cephede kazanıyor ama cephe gerisinde kaybediyorduk.

Nihayet 31 Ekim 1917'de başlayan nihai İngiliz hücumu cephemizi yarmış ve ağır kayıplar verdirmişti. Şimdi çekilme zamanıydı. Artık Kudüs'ü tutacak doğru dürüst bir kuvvet kalmamıştı. Gazze'de ise zehirli gaz mermileri kullanan İngilizler karşısında Mehmetçiğin gaz maskesi yoktu. Başkomutanlık gerek görmemişti çünkü.

Gazze hem karadan, hem denizden bombalanıyordu. Karadan 218 top ve 6 tank, denizden ise 27 kruvazör, tıpkı Çanakkale'de olduğu gibi ateş yağdırıyordu.

 

kullan 

Binlerce Mehmetçiğin şehit olduğu Kudüs'ün İngilizlere teslim törenine katılanlardan bir grup (9 Kasım 1917).

O gün bugündür rahat yüzü görmemiş olan Gazze'yi 7 Kasım 1917 günü işgal etti İngilizler. Tesadüfe bakın ki, İngilizler Gazze'ye girmek üzere iken Dışişleri Bakanları Balfour, "topraksız millet" dediği Yahudilere, "milletsiz toprak" olan Filistin'de bir 'yurt' verileceğini ilan ediyordu. Arthur Koestler'in dediği gibi, "Bir millet, ikinci millete, üçüncü milletin toprağını veriyordu." Dünya tarihinde eşi görülmemiş garip bir mantıkla kurulmuş bu yapay devletin feci bedellerini ne yazık ki 'ikinci millet', yani Filistinliler ödemeye mahkûm edilmişti. Cemal Paşa mı? O, görevini fazlasıyla yapmış olmanın huzur ve rahatlığı içinde İstanbul'a dönüyor ve Bahriye Nezareti'ndeki makam koltuğuna oturuyordu. Geride tam bir harabe bırakan o değildi sanki.

 

 kullan

II. Abdülhamit'in Kudüs'te görevlendirdiği Osmanlı askerleri.

İsrail'deki Hayfa Üniversitesi öğretim üyelerinden Ilan Pape, ilginç bir noktaya dikkatimizi çekiyor. Nedense, diyor, Müslüman Araplara kan kusturan Cemal Paşa, Siyonist yerleşimcilere daha iyiliksever (benevolent) davranıyordu. Yoksa diyor, Pape, bunun sebebi, Cemal Paşa'nın eşinin Yahudiliği olmasın!

Peki Arapların önde gelenlerini topraklarından süren ve idam ettiren Cemal Paşa'nın gerçek amacı neydi? Falih Rıfkı her zamanki dobralığıyla "Filistin için tehcir, Suriye için tedhiş ve Hicaz için ordu kullandık." diyor. Bir şey daha söylüyor. Şunu: "O zaman Suriye'de esaslı bir tedhiş politikasına neden lüzum olduğunu Cemal Paşa bir sır olarak kara toprağa götürmüştür." Neden, hakikaten neden?

Halbuki onun görevini devralan Mersinli Cemal Paşa, o sıkışık dönemde Araplarla barışma politikası gütmüş, tehciri durdurmuş, sürgüne gönderilen aileleri geri getirtmişti. Bir şey daha yapmıştı: Ekim Devrimi'nde Çar'ın kasalarında gizli anlaşmaları bulan Bolşevikler, Cemal Paşa'nın Müttefiklerle bazı yazışmalarını deşifre edince Mersinli Cemal Paşa bu bilgileri doğrudan Emir Faysal'a göndermiş, onu nasıl bir oyuna düştükleri konusunda uyararak Osmanlı ile savaşmak yerine ayrı bir barış antlaşması imzalamaya çağırmıştı.

Ne var ki artık çok geçti. Filistin ve Suriye, Mehmetçiğin döktüğü onca kana rağmen elden çıkmıştı. (Gazze'nin etrafında dev bir mezarlık bıraktık diyordu Falih Rıfkı.) Şimdi Anadolu'yu kurtarma telaşı bastırmıştı. Astığı astık kestiği kestik paşamız yalnız Filistin ve Suriye'yi değil, İngilizler gelmeden ana vatanı da terk edecekti.

Rol bitmiş miydi?

m.armagan@zaman.com.tr

Peygamber Camii'nde teröriste namaz Peygamber Camii'nde teröriste namaz
26 Haziran 2010 21:30
Güncel
8 yorum
9,513 okunma
A A A A A A
Bu haberi yazdır
E-posta 
ile paylaş Facebook da paylaş Google da
 paylaş Twitter 
da paylaş MySpace 
de paylaş Digg de 
paylaş Del.icio.us da paylaş
Favorilerine Ekle

Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde güvenlik kuvvetleri ile PKK'lılar arasındaki çatışmada ölen Mehmet Ali Melik'in cenazesi Şanlıurfa'daki Eyüp Peygamber Cami'nden kaldırıldı.

Şanlıurfa Eğitim Araştırma Hastanesi morgundan alınan Mehmet Ali Melik'in cenazesi, cenaze aracı ile konvoy eşliğinde Eyüp Peygamber Camii'ne getirildi. Cami avlusuna konulan Melik'in cenazesi, PKK'ın sözde bayrağına sarılırken, tabut başında Kur'an-ı Kerim okundu.


Öğle namazını müteakip kılınan ve yüzlerce kişinin saf tuttuğu cenaze namazında, namazı kıldıracak cami imamı tabutun başındaki fotoğrafın namaz süresince kaldırılmasını istedi. Fotoğrafın kaldırılmasıyla birlikte kılınan cenaze namazında BDP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve İl Başkanı İbrahim Ayhan ön safta namaza durdu. Namazın ardından PKK'lı Melik'in tabutu omuzlarda, Harran Kapı Aile Mezarlığına götürüldü. Cenaze namazının ardından cenazeyi mezarlığa götüren yüzlerce kişi, zaman zaman sloganlar atmaya sürdürdü.

Güvenlik güçlerinin yoğun güvenlik önlemi aldığı cenaze töreninin sonra, PKK'lı Melik'in cenazesi aile mezarlığında toprağa verildi.

İHA

Manşeti Göster
CHP'nin cami sabıkalarını sıraladı VİDEO CHP'nin cami sabıkalarını sıraladı VİDEO
24 Kasım 2010 16:16
Siyaset
15 yorum
9,933 okunma
A A A A A A
Bu haberi yazdır
E-posta ile paylaş Facebook da paylaş Google da paylaş Twitter da paylaş MySpace de paylaş Digg de paylaş Del.icio.us da paylaş
Favorilerine Ekle

Kemal Kılıçdaroğlu dün, AK Parti'nin İstanbul'daki bir camiyi, imar planından çıkarıp yandaşkara peşkeş çektiğini söylemişti. AK Parti'den ise tarihi cevap geldi. İddia yalanlandı ve CHP'nin camilere yaptıkları sıralandı.

 
Foto GaleriVideoyu izlemek için tıklayın

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dünkü grup toplantısında, Süleymaniye’de bayram namazı kılan ve ardından vatandaşlarla bayramlaşan Erdoğan’ın inanç sömürüsü yaptığını diğer taraftan da  İstanbul’daki Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camisi’nin imar planından çıkarılıp yandaşlara peşkeş çekildiğini öne sürmüştü. Kılıçdaroğlu’nun bu iddiasına AK Parti’den cevap geldi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camisi’nin İstanbul’daki 140 adet kayıp camiden birisi olduğunu, AK Parti Hükümeti döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis kararıyla tespit edildiğini ve imar planına işlendiğini, imar planın daha sonra bütün olarak mahkeme kararıyla iptal edildiğini kaydetti. Caminin daha sonra tekrardan imar planına işlendiğini belirten Çelik, “Bu böyleyken, ‘efendim bu imar planından çıkarıldı, yandaşlara rant olmak üzere verildi’ iddiası bir ana muhalefet partisi liderine yakışıyor m?” diye sordu.

CHP Döneminde Camilere ne olmuştu. Ünlü tarihçi Erhan Afyoncu Mayıs ayında kaleme almıştı.

Camileri parti binası bile yapmışlardı

Çelik, CHP’nin camiler konusunda dosyalar dolusu sabıkası olduğunu belirterek şunları kaydetti: “Tek parti döneminde bir yığın cami kapatılmıştır. Bir yığın cami satılmıştır, bir yığın cami yıkılmıştır, kiraya verilmiştir, depo yapılmıştır, ahır yapılmıştır,  kışla yapılmıştır, hapishane olarak kullanılmıştır, sazlı sözlü içkili eğlence mekanı haline getirilmiştir ve CHP’nin parti binalarına tashih edilmiştir.”

Bir iddiada bulunduğunu ve bunların teker teker araştırılması gerektiğini vurgulayan Hüseyin Çelik, “Eğer burada doğru olmayan bir şey varsa getirip bizim yüzümüze çarpsınlar” dedi.

Çelik iddialarına ilişkin örnekler vererek sözlerini şöyle sürdürdü: “15.9.1935’de 2045 Sayılı bir kanun çıkarılmış. “Tasnif harici kalacak cami ve mescitler –camileri tasnif ediyorlar- Vakıflar Genel Müdürlüğünce gerçek ihtiyaca göre tadilen tasnif edilecek. Tasnif harici kalacak cami ve mescitler de usul ve mevzuata göre kendilerinden başkaca istifade edilmek üzere kapatılır.” Ne mesela cezaevi… Divriği’de Cedid Mustafa Paşa Camii, hapishaneye dönüştürülmüştür. Çok afedersiniz mahkûmlar tuvalet ihtiyaçlarını, mihrabın önüne konulan küplerle karşılamıştır. Anadolu Hisarı, Barutçular Sokak, Mihrişah Valide Mescidi, CHP’ye “parti ocağı” olarak tahsis edilmiş. Demokrat Parti döneminde tekrar cami aslına döndürülmüştür. Şu anda Kaptan-ı Derya Halil Paşa Camisi’nin yerinde bir bina var, 50 yıl önce yapılmıştır. Bunun AK Parti’yle, AK Parti dönemiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Bunlar ortadayken ‘AK Parti belediyesi, camiyi imar planından çıkardı, biz CHP’liler yapsaydık kıyamet kopardı” demenin bir anlamı var mı?”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı 1941’da yapılan kanun düzenlemesi ile CHP döneminde camilerin hapishane, eğlence merkezi ve ahıra dönüştürüldüğünü ifade ederek “CHP’nin sabıka kayıtların bunlar mevcuttur” diye konuştu.

''SAYIN İÇİŞLERİ BAKANI VE MİLLİ SAVUNMA BAKANI KENDİ YETKİSİNİ AŞAN KANUNLARA VE ANAYASA'YA AYKIRI BİR TUTUM  VE DAVRANIŞ İÇERİSİNDE OLURSA, AYNI PARTİDE OLMAMIZA RAĞMEN ÖNCE BEN KENDİLERİNİ ELEŞTİRİRİM''

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, 3 generalin açığa alınmasıyla ilgili olarak CHP'den gelen tepkilere ilişkin, ''Sayın İçişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı kendi yetkisini aşan kanunlara ve Anayasa'ya aykırı bir tutum  ve davranış içerisinde olursa, aynı partide olmamazı rağmen önce ben kendilerini eleştiririm. Ama böyle bir şey olmadığına göre, yasal bir şey yapıldığına göre, hukuka demokrasiye aykırı bir tutum olmadığına göre, CHP budur işte, klasik CHP budur'' dedi.

Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında çeşitli konularda açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Bir gazetecinin, ''Bir iddia var, Sayın Başbakan'ın seçimlerde vekillerin yüzde 60 ile yollarını ayıracağı iddiası. Gerçekten de parti içerisinde böyle bir huzursuzluk var mı? Bir başka iddia da sayın Başbakan'ın kızı Sümeyye Erdoğan'ın bu seçimlerde milletvekili olacabileceği de konuşuluyor. Sizin yorumunuz ne olacak?'' sorusu üzerine Hüseyin Çelik, şu yanıtı verdi:

''Bu istatistiği kim tuttu bilmiyorum. Yani bu yüzde 60'ı... Yüzde 59 değil, yüzde 62 değil de yüzde 60'ı kim tespit etti. Bunlar spekülasyondan ibarettir. Her dönem milletvekilli adaylığı devam eden vekiller var, kendisi aday olmayanlar var, partileri tarafından listeye konmayan milletvekilleri var veya ön seçim yapılacaksa, ön seçimde kaybeden milletvekilleri var. Her parlamento döneminde bu böyledir. Şimdi 23, 22, 21 geriye doğru gidin aşağı yukarı her dönemde TBMM'de benzeri durumlar görürsünüz. Ama bizim partimizle ilgili olarak, Sayın Başbakan'ın telaffuz ettiği, konuştuğu, dillendirdiği veya birilerinin partimiz içinde bir yetkilinin konuştuğu dile getirdiği böyle bir şey olmamasına rağmen tamamen huzursuzluk yaratmaya yönelik, dışardan üretilmiş olan, dedikodulardan ibarettir. Bu konuyla ilgili olarak en ufak bir şey konuşulmadığı, görüşülmediği gibi gündeme de gelmemiştir. Sayın Başbakan dün yaptığı toplantıda da kesinlikle bir kelime ile de olsa bundan söz etmemiştir.

Sayın Başbakanımızın kızı Sayın Sümeyye Erdoğan'ın milletvekili olup olmayacağına kendisi karar verir. Daha doğrusu milletvekili adayı olup olmayacağına, aday adayı olup olmayacağına kendisi karar verir. Her Türk vatandaşı gibi eğer o şartları taşıyorsa, o da müracaat edebilir, aday adayı olabilir, aday olabilir, olursa milletvekili seçilebilir veya seçilmeyebilir. Dolayısıyla bu tamamen bir faraziyeden ibarettir. Bu da herhalde biraz gündem doldurmak için söylenen ifadelerden bir tanesidir. Ama Sümeyye Hanım, birikimi, tahsili itibarıyla milletvekilliğine layık mıdır uygun mudur diye sorarsanız, elbette milletvekilliğine uygun olduğunu, layık olduğunu düşünürüm. Yetişmiş, iyi yetişmiş bir bayan arkadaşımızdır ama bu kararları kendisi ve ailesi verecek.''

-3 GENERALİN AÇIĞA ALINMASI-

Çelik, ''Bugün 3 general görevden alındı, ilk kez gerçekleştirildiği ifade ediliyor. Bunun üzerine Başbakan bir değerlendirme yaptı. CHP'den de ilk tepkiler geldi 'sivil darbe ve intikam operasyonu olduğu ifade ediliyor, siz ne diyeceksiniz?'' sorusu üzerine de şunları kaydetti:

''Ben bunu, CHP'nin çıkmazı olarak değerlendiririm. Biliyorsunuz Yüksek Askeri Şura ile ilgili olarak da Sayın Kılıçdaroğlu 'TSK'nın teamülleri vardır, bu teamüllere uyulmak zorundadır, kimse bunlara karışmasın' anlamına gelebilecek ifadeler kullandı. Teamül dediğimiz şeyler, tekrarlana tekrarlana alışkanlık haline gelen şeylerdir. Bir memlekette Anayasa varken, kanunlar varken, hukuk varken ve demokrasinin evrensel prensipleri ve normları varken kimse teamüllerle filan iş yapamaz. Eğer Türkiye gerçek anlamda hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir Cumhuriyet olacaksa ki arzumuz iddiamız budur, Anayasamızda da Cumhuriyetin vasıfları ifade edilirken bu yazılır. Eğer böyleyse, sivil memur için, sivil kamu çalışanları için yapılan neyse, prosedür neyse tabi oldukları kanunlar farklı olabilir ama hukukun işletilmesi açısından bir farklılık ben şahsen görmüyorum. Sayın İçişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı kendi yetkisini aşan kanunlara ve Anayasa'ya aykırı bir tutum ve davranış içerisinde olursa, aynı partide olmamazı rağmen önce ben kendilerini eleştiririm. Ama böyle bir şey olmadığına göre, yasal bir şey yapıldığına göre, hukuka demokrasiye aykırı bir tutum olmadığına göre, CHP budur işte, klasik CHP budur. 'TSK'nın teamülleri var karışmayan' diyen zihniyetle. Şimdi bugün  buna 'sivil darbe' diyen zihniyet maalesef aynı yerden, aynı zihniyetten kopan bir anlayıştır.''

-''POLİSLERİN ASKERLİĞİYLE İLGİLİ SON NOKTA KONMUŞ DEĞİL''-

''Polislere askerlikle ilgili düzenleme gündeme geldi. Bu gündeme geldikten sonra bazı meslek kuruluşları da benzer düzenlemenin kendilerini de kapsaması için harekete geçtiler. Özellikle öğretmenler ve doktorlar bu konuda herhangi bir çalışma söz konusu olacak mı?'' sorusunu Çelik, şöyle yanıtladı:

''Zaten, doktorlarımızın çok önemli bir kısmı, askerlik yaptığı zaman tabip olarak askerliklerini yapıyorlar. Genel acemilik eğitiminden sonra doktor olarak birliklerinde çalışıyorlar. Öğretmenlerimizin en azından bir kısmı, öğretmen asker olarak askerliklerini yapıyorlar. Öğretmenlerle ilgili düzenleme çok daha önce yapılmış olan bir düzenlemedir. İki şeyi birbirine karıştırmamak lazımdır. 'Efendim işçiler de esnaf da müracaat etsin' Esnaf da desin ki 'Ben iyi satış yaparım kantinde askerliğimi yapayım' Böyle bir anlayış olmaz. Polisle ilgili niçin böyle bir şey yapılıyor. Polis kolejine giden bir delikanlı düşünün, ilköğretimden sonra polis kolejine gitmiştir, sonra polis akademisini birmiştir. Tıpkı askeri liseye giden bir öğrenci gibi, veya Harp Akademisini bitiren bir öğrenci hangi şartlardan geçiyorsa, polislik mesleğine, özellikle akademiye gidenler için söylüyorum. Polis koleji ve akademisine gidiyor. Adeta bir polislik eğitim ve disiplini içinde yetişiyor. Silah kullanmaysa silah kullanma. Silah kullanma, savunma... Biz, askerlik hizmetini niçin yapıyoruz. Askerlik hizmeti vatan savunması için değil mi? Eğer bir polis memurumuz iyi atıcıysa, iyi nişancıysa, kuşu gözünden vuruyorsa ona 'tekrar gel ille de uzun dönem askerlik yap' demenin bir anlamı var mı? Kaldı ki bu konu üzerinde çalışılan bir konudur. Yani 'polislerle ilgili olan düzenleme bütün diğer meslek erbabını da kapsasın' demek doğru değil. Kaldı ki polislerle ilgili olarak da son nokta konulmuş değil. İçişleri Bakanlığı bu mesele üzerinde çalışıyor Milli Savunma Bakanlığı ile konuyu birlikte çalışacaklar bir sonuca vardıklarında da kamuoyuyla bu paylaşacak.''

Haber 7

 
WebSayfam Domain, Hosting, Web Tasarým ile Web Sitesi Çözümleri